Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA GÖKOVA YAKIN ÇEVRESİNDE YAZITLAR (INSCRIPTIONS) I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir yörenin tarihinin aydınlanmasında en önemli unsurlardan biri konuşma ve yazımlarda kullanılan dildir. Bugün bu topraklarda sonsuza kadar konuşulacak dil Türkçedir. Biz Türklerin bu topraklara sahip olmamızdan önce başka diller konuşulmuştur. Bunları bilmek öğrenmek ve kabul etmek zorundayız. Zaman içinde biz Türkler beş katlı bir apartmanın tavan katına yerleşmişiz, çalışkan ve azmimiz sayesinde tüm apartmana sahip olmuşuz, alt katlar bizleri ilgilendirmez deme şansımız var mı?
    Akyaka'nın içinde bulunduğu Karia bölgesinde üç dil konuşulmuş ve üç yazı dili olmuştur. Bunlardan ilki bölgenin ilk yerel halkı Karia'lıların konuştuğu ve yazdığı Karia dilidir. Ancak Karia dilinden gelen yazıt ve belgeler yok denecek kadar az olduğu için bu dil çözülememektedir. Son kazılarda sadece Kaunos'da bu dilde yazıt bulunmuştur. İkincisi Karia dilinden yazıtlara Mısır'da rastlanıldığı bilinmektedir. Ayrıca Milas Müzesi’nde de Karia dilinden bir yazıt vardır. Bu dil Arkeolog ve bilim adamları tarafından aydınlığa çıkarılmalıdır.
    İkinci kullanılan dil Grekçe'dir. Yöremizde M.Ö. 5. yüzyıldan yörenin 13. yüzyıl sonlarında Türkler tarafından fetih edilmesine kadar resmi ve yazışma dili Grekçe'dir. Bu yüzyıldan cumhuriyetin kurulmasına kadar bu dil etnik gruplar (Rumlar) tarafından kullanılmıştır. Lozan anlaşması ile bu etnik grup zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Halen bu dili bilen ve kullanan yoktur
    Yöremizde bulunan yazıtların büyük çoğunluğu Helenistik döneme aittir. Tümü Grekçe’dir. Bu sürede yöremiz Rodos Karşıyakası (Parea) olarak Rodos’tan yönetilmiştir. Yöremizde görülen yazıtların büyük çoğunluğu Rodos dönemine aittir.
    Bölgemiz bir süre (M.Ö 545-334) Pers yönetiminde ve daha sonra Roma yönetiminde kalmış, ancak her iki dilden yazıt bulunmamaktadır. Pers yönetimi döneminde Karia Satrap olarak atanan kişiler tarafından yönetilmiştir (Mousolos ve eşi ve kardeşi Artemisia gibi). Pers yönetimi din ve dil olarak yayılmacı değildir. Bu dönemde aslen Karialı olarak bildiğimiz Mousolos satraplığında (Persler tarafından atanan geniş yetkili Vali) Helenizm Karia’da hızla kök salmıştır.
    Roma yönetiminde İtalya’da Latince konuşulduğu ve yazıldığı halde bu bölgede hiç Latince yazıt yoktur. Romalılar Anadolu’da Grek dili devam ettirmişlerdir.
    Bunun yanında Hitit İmparatorluğu Karia’da hiç hâkim olmamış bunların dili Lüvice bu bölgede hiç konuşulmamış, yapılan kazılarda hiçbir obje bulunmamış, sanıldığı gibi yer isimlerinin bu dilden gelmesi mümkün değildir.
    Ayrıca Anadolu’muz çok çeşitli dillerin vatanıdır. Karia bölgesinde ilk çağda bir kültür dili olan Frikçe, Urartuca, Ermenice de hiç konuşulmamış, yazı dili olmamıştır.
    Yazıtları okumak bir uzmanlık işidir. Ben bu işe gönül vermiş bir kişiyim. Ben hiçbir yazı okumuş olamam ama tüm okunmuş yazıtları orijinal örnekleri ile onları toplamış biriyim. Bu konuda geniş ve başka birinin sahip olmadığı bir arşive sahip olduğum kanısındayım.
    Bu da benim özel çabam ile oluşmuştur. Ben bunu halen yaşamayan Paris’te yaşamış olan Guy Meyer, ile tanımış olmakla büyük gurur duyduğum Osmanlı Hanedanı mensubu Selim Adham’a borçluyum. Guy Meyer Selim’in yakın arkadaşıdır. Guy Meyer’e bir mektup yazdım, ben Selim Bey’in arkadaşım bana İdyma yazıtları konusunda yardımcı olabilir misiniz diye yazdım. Kapılar ardına kadar açılmıştı. Almanca dilinde İdyma ile ilgili tüm yazıtları Grekçe orijinalleri ve Almanca çeviri ile bana ulaşmıştı. Bu arada Guy Meyer’in 7 sayfalık yarı Fransızca yarı antik Yunanca olan mektubun sırrını hala çözebilmiş değilim. Ama tüm bu belgelere
    www.mehmetbildirici.com Bölüm Türkçe 2. Bölümden ulaşılabilir.
    Ben ayrıca İdyma için altın değerinde olan belgeleri aynı sitede bir dosyaya yerleştirdim.
    Ama şurası düşündürücüdür ki hiç kimse bu altın belgeleri görmek için başvuru da bulunmadı. !!!!!!!
    Yazıma İdyma’nın taşa kazınmış bir tapusu olarak gördüğüm İnişdibi’nde Sarıoğlu bahçe kapısında ters yerleştirilmiş ve benim Muğla Müzesine başvurum ile koruma altına almış Rodos dönemine ait yazıtın fotoğrafı eklenmiştir.
    (Devrim 26.07.2019 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’DA GÖMÜLÜ TAVASLI OSMAN AĞA EŞİ ÜMMÜGÜLSÜM (Ölüm 1839)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ümmü Gülsüm hayırsever bir kadındır. Mezar taşı Akyaka-Gökova yolu üzerindeki İnişdibi’ndeki sarnıcın üzerine yerleştirilmiş ama sarnıcın onarımı veya yeniden yapımı ile ilgili olmayıp, kitabede 1839 yılında öldüğü yazılıdır.
    Bu konuda Devrim Gazetesi 25.06.2019 ve 26.06.2019 tarihlerinde yazılarım çıkmıştı.
    Burada tekrar belirtiyorum. Bu hayırsever kadın Akyaka ve Gökova için çok çok önemlidir. Yöremizden pek çok ünlü tarihi kişiler gelip geçmiştir. Bunlara örnekler verilebilir. Ordusu ile Büyük İskender, Roma’nın babası Sezar, Efsanevi olarak Sedir adasını ziyaret eden, Kleopatra ve Kanuni Sultan Süleyman.
    Ümmü Gülsüm ise bu bölgeye hizmet eden hayırsever kadın olup Akyaka’da ölmüş, buraya gömülmüştür. Akyaka tarihinde ilk bilinen hayırsever kadındır.
    Ümmü Gülsüm unutulmamalı, İnişdibi yanındaki sarnıcın yanına büstü dikilmelidir diye düşünüyorum. Akyaka’da kültür etkinliklerinde sergilerde kermeslerde kadınlar büyük farkla başı çekmektedir. Onlara Akyaka için çok büyük değer bu hayırsever anayı daha yakından tanımaya ve sahip çıkmaya davet ediyor yalvarıyorum.
    Geçen yazımda Sayın Araştırmacı Hırka Köylü Osman Parma’nın bana gönderdiği Ümmü Gülsüm’ün yaptırdığı Kale-Tavas yolu üzerinde Baharlar kavşağındaki çeşmenin fotoğrafını yayınlamıştım. Bu defa Konya dönüşü bu çeşmeyi gözlerimle gördüm. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam bol bol fotoğrafını çektim.
    Çeşme Kaleye 7 km Tavas’a 16 km, Hırka köyüne 5 km uzaklıkta, çok güzel bir eser, Kültür ve Tabiat Varlıkları tarafından koruma altına alınmamışsa en kısa zamanda bu işlem gerçekleşmelidir.
    Bu muhteşem çeşme de bir tanıtım yoktur, suyu akmamaktadır. Çeşme geçen yolcular ve hayvanlar için yaptırılmıştır. Kitabesi Türkçeye çevrilmelidir. Soyundan gelen torunları ve ilgili kurumların gayreti ile suyu akıtılmalıdır.
    Yazıya çeşmeden 2 fotoğraf eklenmiştir.
    (Devrim 30.07.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    GENE MÜTESELLİM TAVASLI OSMAN AĞA VE HIRKA KÖYÜNÜ ZİYARET
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Önceki yıllarda yazdığım yazılara ilaveten Devrim Gazetesinin 25.06.2019 ve 26.06.2019 tarihli sayılarında yeni elde ettiğim bilgilerle süslenmiş yazılar yayınlamıştım.
    Bence bilimsel, tarafsız ve ön yargısız bir bakışla tarihte tartışılamayacak hiçbir konu olmadığı kanısındayım. Gelin bunu tarihe meraklı kişiler tartışalım, ben buna her zaman hazırım sonunda kazançlı çıkacak Muğla olacaktır.
    Konumuza dönersek, Tavaslı Osman Ağa’nın biz Akyakalılar ve Karia (Menteşe) için hizmetleri unutulmazdır. Osman Ağa Sultan 2. Mahmut döneminde Saray ile anlaşma sonucu Menteşe’yi 1822-1840 yılları arasında yönetmiştir. İsmini tarih kitapları ve internetten öğrenmeden önce Akyakalı dostum Mustafa Akkaya’dan duymuştum. Bunu olağanüstü olarak kabul ediyorum.
    Konuyu İkinci bir yazıda yeniden inceleyeceğim Akyaka’da gömülü muhterem eşi Ümmü Gülsüm’ün yaptığı hayırlar buna renk katmaktadır.
    Bu defa 02.07.2019 günü oğlumla birlikte Konya giderken yolumuz üzerinde bulunan Tavas Hırka köyünü ve camiini gezdik, bundan büyük keyif aldığımı söyleyebilirim.
    Köyde en büyük eser Osman Ağa’dan önce yapılmış Hırka Camii, süslemeleri ve yapımı ile çok değişik bir anıt eserdir, Denizli yolundan geçen Muğlalıların mutlaka görmesi gerekir diye düşünüyorum. Hırka köyü Kale’den sonra Tavas yolunda yaklaşık 10 km ileride sağdadır. Camiin sarı levhası vardır.
    Osman Ağanın mezarı camiin önünde, Osman Ağa soyundan gelenler de sonradan buraya gömülmüş, Osman Ağa soyundan gelenler artık Hırka köyünde yaşamıyormuş. Köyün az ilerisinde Osman Ağa’nın muhteşem konağı bulunmakta içinde kiracılar oturuyormuş.
    Osman Ağa ailesinin tarlalarında Afrika’dan Müslüman zencileri esir olarak getirip kullandığını öğrendim. Dostum Osman Parma ve arkadaşlarının Osmanlı arşivleri üzerinde çalıştığını biliyorum. Bu çalışmalar sonucu pek çok karanlık noktanın aydınlanacağını bekliyorum. Anadolu’da örnek olarak Konya’da görünmeyen zencilerin çalıştırılması çok çok önemli ve incelenmelidir
    Hırka köyünden üç kare resim ekleyeceğim. Bunlar Tarihi Hırka Camii, Menteşe Mütesellimi Osman Ağa’nın mezar taşı, çayın içip sohbet ettiğimiz ismini alamadığım Hırkalı ihtiyar delikanlı
    (Devrim 23.07.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    SAYIN PROF.DR. Ş.G
    Konya 09.07 2019
    İlk defa 1975 Akyaka’yı gördüm ve hayran oldum, buradan bir ev sahibi oldum, 1994 yılından itibaren Akyaka ve çevresi tarihi konularında araştırmalarımı büyük bir şevkle sürdürüyorum. Ben sonradan buralı siz ise doğuş itibariyle Gökovalısınız. Uzun süre araştırma yapanların başında ikimiz olduğu kanısındayım. Bu sevgi doğal olarak birbirimizi buluşturdu. Bundan büyük kıvanç duydum. Ancak taban tabana zıt görüşleri paylaştığımızı fark ettim. Gene de yazılarımı okudunuz, olumlu görüşler belirttiniz. Özellikle Büyük İskender konusunda.. Yazılarımı okuduğunuz için burada aleni teşekkürlerimi sunuyorum. Ben de sizin yazılarınızı zevkle okudum ve okuyorum, yer yer kesip saklıyorum. Özellikle yöresel ağaçlar bitkiler konusunda açıklamalarınızı hala zevkle okuyorum.
    Ama anlaşamadığımız konular vardı. Bunların başında sizce sanki ermiş ve tanrısal biri gibi kabul edilen Sayın Prof. Umar’ın ortaya koyduğu kişisel ve tarihi gerçeklerden uzak doğmalarını bana bir ayet gibi tek doğru olarak kabul etmemi istiyordunuz.
    Ben ise 1991 yılından bu tarafa Konya ve çevresinde araştırmalarıma başladığım günden bu yana DSİ Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye üzerinde görevlendirilmiştim. Bu konuda Müzeler Genel Müdürlüğü ve Devlet Su İşleri genel Müdürlüğü tarafından yapılan yayınların büyük bir kısmına ulaşmıştım.
    Örnek olarak Karia bölgesindeki antik kentleri DSİ Genel Müdürlüğü tarafından görevli olarak gezmiş ve inceleme yapmıştım. Bir görevli olarak bölgedeki, Muğla Milas, Bodrum vs gibi Müzelerin yetkililerinden antik kentlerin tümüne yakın bilgileri almıştım. Daha sonra özellikle İngilizce olan tüm yayınları toplamış zaman içinde bunları Akyaka’da bir yere vermek istiyorum.
    Sizinle tanıştığımızda eli boş değildim. 1994 yılından itibaren hızla Akyaka’yı tanıma anlama ve anlatma işine giriştim. Yerli dostlarım sayesinde Gökova ve Akyaka’da eskiden gelen tüm yazıtlara ve çeşitli dillerdeki yayınlara sahip oldum ve bunları 2009 kurduğum Web siteme koydum. www.mehmetbildirici.com
    Sitemin bugün itibariyle ziyaret sayısı 175.000 sayfa sayısı 18000
    Büyük hizmetleri olduğunu bildiğim rahmetle andığım Muhtar Mehmet Gökovalı’nın komşusu ve arkadaşı Mustafa Yasakçı’nın evinin duvarında Rodos döneminden kalma yaklaşık 2200 yıllık yazıt sadece yabancı ve Gökova Sevdalısı Mehmet Bildirici’nin Web sitesindedir.
    Gelelim Devrim Gazetesinde 26.06.2019 günü yazdığım yazı üzerine bana hakaretler yağdıran mesajlarına… Yazıyı tekrar okudum ne kadar nazik ve uzlaşmacı bir yazı yazmışım burada kendimi kutlamak istiyorum, gelin hepsini bir masa üzerine koyalım demişim, ne güzel söylemişim
    Şadan Bey bir adamın (Umar) uydurmalarını yıllardır tarih bilmeyenlere sattınız.. Herkes tarih bilmediğinden yuttu veya size saygısından dolayı kabul eder göründü ve bir adam ben Mehmet Bildirici bunlar safsatadır dedi, tarihle ilgisi yok dedi,
    Yıllardır bu konuda inandırıcı hiçbir kanıt gösteremediniz. Savaşı kaybetmiş bir asker tavrı içinde hakaretler yağdırdınız. Sizin tezinizin boş olduğu ortaya çıktı ben ise hararetlere uğradım. Ben bir boş balonu patlattım. Bu hakaretleri pek sevdim. Söyleyecek başka sözü olmayan bir kişinin son çırpınışları..
    Şadan Bey bir daha düşünün Karia ile yerli ve yabancı çok yayın var bunların hepsini çöpe atacağız bu adamın doğmalarını tartışmasız kabul edeceğiz. Bu olur mu?
    Hitit uygarlığı ve devleti büyük hayranlık duyduğum bir konudur. Ama Hititler Karia’da hiç yaşamamış hiç hükümran olmamıştır. Karia’da Hititlerle ilgi yapılan kazılarda hiçbir objeye yazıta rastlanılmıştır.
    Böyle bir şey olabilir mi lütfen bu çıkmazda ısrar etmeyin.
    Sonuçta Muğla’da bir kültür abidesiniz, adınıza arena cadde ismi ve halk kitaplığı vardır.
    Sonuç olarak size her Muğlalı gibi ben de saygı besliyorum. Bu yazıyı gazete de yazmayacağım aramızda kalmasını istiyorum.
    Tartışılamaz hiçbir konu yoktur. Bu konuda hiçbir belge ortaya koyamadınız, koymanız da mümkün değildir.
    Size olan tüm saygıma rağmen başımı kesseler, bu uydurmaları kabul etmem mümkün değildir. Bunu burada kesilmesini sizden yalvararak rica ediyorum.
    Gene de tüm bu olaylara karşı sizi en iyi anlayacak benim, ikimizin birbirine muhtaç olduğu kanısındayım. Gelin konuyu akademik platformlara götürelim. Bundan Muğla kazanır. Bu konuda ne yazarsanız yazın ben susacağım
    Sonsuz saygılarımla

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’DA BİR KÜLTÜR ÇINARI AZİZ ALBEK (1923-2019) SONSUZLUĞA YÜRÜDÜ II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Temmuz 2019 başında Aziz Albek’i Akyakalılar, akraba ve dostları sonsuzluğa uğurladı. Akyaka Mezarlığında toprağa verildi. Ben şahsen çok sevdiğim bir ağabey gibi bildiğim Albek’i uğurlayamadım. Ben kısa bir ziyaret için Konya’da idim. Öncelikle kendisine Tanrıdan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.
    Bu yazımda da onunla ilgili anılarıma yer vereceğim. 1994’lü yıllarda “Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneğinin Başkanı Sayın Aydın Turunç idi, Aziz Albek rahmetli eşi Suzan Albek ve ben üye idim, Derneğin yayın organında Akyaka ile yazılar yayınlanıyordu. Bunların başında Aziz Albek’in yazıları yer alıyordu. Akyaka’da pek çok tarihi kalıntıyı o tespit ediyor, bizlere anlatıyordu, biz de ondan öğreniyorduk. Eren Dede mevkiindeki kilise yerini, Haşim Bahçe’de ki manastır kalıntılarını, Papazlık Deresindeki antik suyolunu hep o tespit etti. Çalışmalarımda ilk başvurduğum kişiydi.
    Benim Su tarihi çalışmalarını bildiği için Perge Su Yolu isimli yayınını bana hediye etmişti. Ondan yararlandım, Web siteme yerleştirdim, hâlâ onu koruyorum. Ayrıca arkeoloji konusunda başka yayınları bulunmaktadır.
    Daha sonra Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Başkanı rahmetli Heike (Bahar Suseven) (1962-2012) döneminde 2004- 2006-2008-2011 yıllarında sergiler açtım, bu sergilerim de eşi rahmetli Suzan Albek ile devamlı yanımdaydı.
    Eşi Suzan Hanım’ı da rahmetle anmak isterim. Çok iyi Fransızca biliyordu. Akyaka ile ilgili Fransızca metinleri o Türkçeye kazandırdı. Ayrıca Eskişehir isimli çok değerli bir yayını vardır. Kendisi aslen Eskişehirli idi, bana da armağan ettiği bu değerli kitabı arşivimde saklıyorum.
    Bu yazımda bu sergilerden bir kare ekleyeceğim.
    İlki 2006 yılı İdima’dan Gökova Akyaka sergisinde solda boş sandalye önünde Aziz Albek, yanında Aydiz Mounfort, ve eşi Suzan Albek, sağda sergi açılışında Heike ve Bildirici ailesi.
    Devrim 08.07.2019 yayınlandı
    .

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’DA BİR KÜLTÜR ÇINARI AZİZ ALBEK (1923-2019) SONSUZLUĞA YÜRÜDÜ I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Temmuz 2019 başında Aziz Albek’i Akyakalılar akraba ve dostları sonsuzluğa uğurladı. Ben şahsen çok sevdiğim bir ağabey gibi bildiğim Albek’i uğurlayamadım. Ben kısa bir ziyaret için Konya’da idim. Öncelikle kendisine Tanrıdan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.
    Önce bizzat kendisi tarafından bana verilmiş hayat hikâyesini buraya alacağım. Ardından kendisi ile bazı anılarıma yer vereceğim. Önce özellikle şunu belirtmeliyim. 1994’li yıllarda Akyaka tarihi konusunda derlediğim bilgilerin çok büyük kısmını Aziz Albek’ten öğrendim. Akyaka için çok büyük kaynak ve Akyaka için büyük bir kültür çınarıydı. Benim ise bir hocam ve ağabeyimdim. Büyük bir bilge idi

    Aziz Albek, 1923 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden mezun olmuş, Üniversitenin Fotoğraf Atölyesinin kuruluşunda çalışmıştır. İlk film çalışmalarına 1955 yılında M.Şevket
    İpşiroğlu ve Sabahattin Eyüboğlu’nun çektiği “Hitit Güneşi” ile başlamıştır. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünde kurulan Film Merkezinde yönetmen ve kameraman olarak çalışan Albek 1964 ve daha sonraki yıllarda üyesi olduğu Gottingen Bilimsel Enstitüsü’nde incelemeler yapmıştır. Bu enstitünün bilimsel arşivinin 300 filmlik bölümünü getirerek İÜ Film Merkezini kurdu ve bu merkezden müdür olarak emekli oldu. 2012 yılında TRT Belgesel yarışmasında Onur Ödülüne layık görüldü. Halen İstanbul’da yaşamaktadır.
    Resim çalışmalarına ise lise yıllarında başlayan Aziz Albek, ilk tablolarını 1942 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte Haydarpaşa Lisesi’nde resim öğretmenleri olan Şeref Akdik’in lise binasında kendilerine tahsis ettiği bir atölyede yapar.
    Şeref Akdik’ten çok faydalanan ve aynı zamanda etkilenen Albek lise mezuniyetinden sonra bir müddet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne devam eder. Bu yıllarda Akademi’de İbrahim Çallı Atölyesinde çalışır.
    Tablolarında 1940 kuşağı etkisine çokça rastlanan Aziz Albek’in 1942-43 döneminde, ileriki yıllarda eşi olacak Suzan Öztürk’le tanış olması, Albek’in resme olan ilgisinin artmasında ve gelişmesinde önemli bir yer tutar.
    Genellikle yağlıboya resimlerinin yanında az da olsa pastel ve desen çalışmaları mevcuttur. Çalışmalar genellikle orta ebatta ve mukavva üzerinedir. Bazı tablolarında Nejat Aziz Kansu, bazı tablolarında da Aziz Albek imzasını kullanmıştır.
    Resimlerinde özellikle yalın peyzaj ve natürmort çalışmalar çoğunluktadır. Portre ve figüratif çalışmalar pek az görülmektedir.
    1942-1948 yılları arasında düzenlenen Güzel Sanatlar Birliği Ankara ve Galatasaray Sergileri, Halkevleri, Müstakil Ressamlar Birliği sergilerinde birçok resmi sergilenen Albek’in tabloları genellikle yaşamının büyük bir bölümünün geçtiği Kısıklı, Çamlıca, Üsküdar çevresi ile Kadıköy, Haydarpaşa ve Boğaz konulu peyzajları içermektedir.
    Türk resim sanatında önemli bir yer tutan ve o dönem sergilerde jüri üyesi olan ressam Eşref Üren, Halkevlerinin 11. Yıldönümü nedeniyle 1943 yılında açılmış olan Halkevleri 14. Amatör Resim ve Fotoğraf sergisinde Türkiye birincisi olmuştur.
    Bu metin kendisi tarafından verilmiştir.
    Yazıma onunla ilgili iki fotoğraf karesi eklenecektir. İlki Stratonicea antik kentinde bir gezide, ikincisi ise bir toplantıda Rahmetli Albek ve Sayın Hamdi Yücel ile birliktedir.
    Devrim 06.07.2019 yayınlandı

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    KAUNOS’LU MATEMATİKÇİ DIONYSODOROS (M.Ö 1 yüzyıl)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muğla’da Ekim ayında yapılacak Hidroloji kongresi için Karia kentlerinde yaptığım gezilere ve okuduğum kitaplara dayanarak bir su tarihi özeti sunmayı planla-maktayım.
    Bu arada Baki Öğün (1922-2001) ve Cengiz Işık tarafından İngilizce yayınlanan Kaunos isimli kitabı okudum. Bu kitapta Kaunos kentinden Dionysodoros isimli bir matematikçinin çıktığını öğrendim. Bu kitaptan bir özet yapmaya çalışacağım.
    İsmi Türkçede zor okunan bu matematikçinin hayatı hakkında iki kaynaktan çok az bilgi gelmektedir.
    İlki Amasya doğumlu Strabon (M.Ö 64-MS 24) tarafından açıklanan Karadeniz Amisene (Samsun ?) doğumlu olan bir Dionysodoros’tur.
    Diğer kaynak ise Romalı Tarihçi Gaius Pliny’dir (23-79). Kübik denklemleri çözdüğünü “Naturel History (Doğa Tarihi)” isimli eserinde ondan söz etmektedir..
    1900 yılında yayınlanan bu eserinde W. Cronet M.S 79 yılında İtalya’da Herculaneum isimli kente yanardağ patlaması sonucu tesadüfen bozulmamış bir papirüste şu ifadeye rastlanmıştır.
    “Philonides was a pupil, first of Eudemos, and afterwars of Dionysodorus, the son of Dionysodorus the Caunnian”
    Philonides önce Eudedos’un daha sonra Kaunoslu Dionysodoros oğlu Dionysodoros’un öğrencisi olmuştur.
    Bu arada sözü edilen Philonides’in hocası Dionysodoros’un derslerini (lectures) yayınladığından söz edilmektedir.
    Değerleri bilim adamları tarafından kazılar ve araştırmalar devam etmektedir. Umarım bu değerli ve hemen yanımızdaki Kaunos kentinden yetişmiş geometrici hakkında daha fazla bilgilere ulaşırız diye düşünüyorum.
    Aşağıya 1916 yılında A. Maturi tarafından çekilmiş Kaunos kenti Akropoli ile Dalyan nehrinin fotoğrafı verilmiştir.

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA NERGİZ SOKAKTA FECİ BİR KAZA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Daha önceki yazılarımda Akyaka Nergiz Sokakta yol gelişmeleri yapıldığını ve güzellikler eklendiğini yazmıştım. Ula Belediyesi gereken hizmetleri yapmıştı. Biz Akyaka’da yaşayanlar uygar yaşama ve çevreye saygılı davranışları öğrenmek durumundayız. Kent içinde sarhoş araba kullanmamalıyız. Kent içinde çok surat yapmamalıyız.
    27 Haziran 2019 günü kapanmış 28 Haziran 2019 ilk saatleri uykum kaçmış balkonumdan sokağı seyrediyorum. Saat sabaha karşı 2.30-3.00 arası idi.
    48Y2407 plakalı araç Nergiz sokağa sanki gökten düşer gibi büyük bir hızla daldı. Büyük bir tesadüf eseri olayı ben görmüştüm, bunu yazmalıydım. Feci bir olaydı. Hızla (muhtemelen 100 km’nin çok üstünde) giriş olmayan sokağa hızla giriyor, önce köşedeki barın demir levhasına çarpıyor ve büyük bir hızla Melin Market’e girecekken can havliyle direksiyonu kırıyor ve benim evimin önündeki Anatolia Marketin kaldırım üzerindeki yaklaşık 12 m tezgâhları ve üzerindeki sürüyerek benim evimin önünde zor durabiliyor. Genç bir sürücü aşırı sarhoş, Jandarma olaya el koyuyor ve belki iş mahkemeye intikal edecek bu konuda daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Balkonumda çektiğim aşağıdaki fotoğraf her şeyi açıklamaktadır.
    Bu olay bir trafik kazası değildir, bir intihar saldırısıdır. Yol boş olduğundan bir can kaybı olmamıştır.
    Peki ya 5 saat önce olsaydı, en az 20-30 kişinin yaralanacağı ve bazı ölümler olacağı kesindi. Faciadan kıl payı dönülmüştür.
    Akyaka Jandarması olaya el koymuş, gerekli incelemeleri yapmıştır. Gece yatağımızda rahat uyuyabiliyorsak, bunu emniyet kuvvetlerine borçluyuz.
    Ama kaza yapan değil intihar girişimi yapan gencin elinde telefon devamlı bir yardım aramaları, lastiği patladığı için basit bir kaza olduğunu devamlı savunması beni asla tatmin etmedi, bu sarhoş çılgın genç oradan alıp doğru tutuklanabilmeliydi, bu genç ve şuursuz sürücünün gerekli cezayı alacağından emin olmak istiyorum.
    Bu basit geçiştirecek bir olay değildir. Gece yarısı olduğundan bir faciadan dönülmüştür. Akyaka’da böyle olaylar görmemeliyiz.

    (Devrim Gazetesi 01.07.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    GÜÇ ŞARTLARDA YAPTIĞI ÇALIŞMALARLA YÖREMİZE ZENGİNLİKLERİMİZİ
    BİZE ÖĞRETEN İNGİLİZ TARİHÇİ VE BİLİM ADAMI GEORGE BEAN (1903-1977)
    MEHMET BİLİRİCİ
    Doğum yerim Konya’dan gelip Akyaka’ya yerleştikten sonra yaşadığım Ege ve Karia bölgesinde çok parlak bir uygarlığın izlerinin farkına vardım. Mühendis gözüyle ben de karınca kararınca araştırmaya yöneldim.
    Üç farklı grup tarihçi olduğunun farkına vardım. İlki genel tarihi yazanlar, Bunlara iki örnek vereceğim. Arif Müfit Mansel’in (1905-1975) “Ege ve Yunan Tarihi, ikincisi Amerikalı Tarihçi Will Durant’ın (1885-1981) 1935-1975 yıllarında yazdığı 11 cilt dünya tarihi. İTÜ de öğrenci iken Amerikan Kütüphanesi Beyoğlu’nda bugün Yunan Konsolosluğunun bulunduğu binada idi. O yıllarda İngilizcem yetersizdi. Ama sık sık bu kütüphaneye uğrar okumaya çalışırdım, en azından resimlerinden haritalardan pek çok şey öğrendiğimi sanıyorum.
    İkinci gurupta ise bizzat yöremizde gezerek güç şartlarda kamp kurarak yazıtları okuyarak, genel tarihi bilgilerle karşılaştırarak antik kentlerimizi ortaya çıkaran değerli bilim adamlarıdır.
    Ben bunların başına George Bean (1903-1977) koyuyorum. Şimdi içinde yaşadığımız coğrafya ham, yol ve barınacak yerlerden yoksundu. Kendisi kamp kurarak kendisine yardımcı olan personelle yemeğini ve çayını pişiriyordu.

    Prof. George Bean, İngiltere’de Cambridge Üniversitesi'ni mezun oldu. İngiltere'de 1926-1943 yılları arasında klasik Grekçe dersleri verdi. 1943-1968 yılları arasında tam 25 yıl İstanbul Üniversitesi'nde filoloji derslerini yürüttü. 1965 yılında onursal profesörlük unvanı verildi. Batı ve güney Anadolu'daki antik kentler konusunda çalıştı. Çevre hakkında en önemli araştırmaları yaptı. Başlıca eserleri:
    1. The Rhodian Perae (1954) – Rodos Karşıyakası, (İdyma, Pisi, Mogola gibi)
    2. The Carian Coast III- J.M. Cook ile "Annual of the British Scholl at Athens, vol.52 -1957
    3. Aegean Turkey -London 1966 Ege Türkiyesi
    4. Turkey's Southern Shore -London 1968 Türkiye’nin Güney Kıyıları
    5. Turkey beyond the Meander- London 1971- Menderes’in ötesi (Karia Bölgesi) Bu Türkçe’ye çevrilmiştir.
    6. Lycian Turkey- London 1978 (Likya Bölgesi)
    Ben tüm kitaplarını okuyabilmiş değilim, bunu bir eksiklik kabul ediyorum. Listedeki 3 ve 6 numaradakileri kitapları maalesef edinemedim.

    Üçüncü grupta seçtiği ve doğru kabul ettiği, özel bir görüşü ve arzuyu eksik incelemelerle tarih yapmaya kalkanlar da bulunmaktadır. Buna da bir örnek vermek isterim Prof. Umar Karia bölgesinde hiç Hititler hüküm sürmediği halde kelime benzeşimleri ile Karia’daki kentlerin tümünün isimlerinin Hititçe olduğu savı. Bunları bilim ve tarih perspektifinde yeniden gözden geçirilmesinin ve bilimsel doğrulara gitmenin gerekli olduğuna inanıyorum.

    Son olarak George Bean ile bazı anılara yer vereceğim. Gezdiğim ve araştırmalarda bulunduğum Yerkesik ve Elmalı vs köylerinde onu tanıyanlara rastladım, çok uzun boylu bir kişi imiş, köylüler ona Binbey ismini vermişler.
    Ben kendisini görme fırsatını yakalayamadım. Kitaplarıyla tanışmam şöyle oldu. Akyaka’da evimi alınca Osmanlı Hanedan mensubu Selim Adham (Ethem) eşi Chrisse (Azize) Adham ile tanıştım. Eşi Selim Bey o zaman daha Suudi Arabistan’da idi, eşi Londra’lı zengin turistlere Akyaka’da rehberlik yapıyordu. Ben de hevesliyim kitaplardan bazı bilgiler toplamaya başlamıştım. Chrisse bana çevre tarihi hakkında sen de bilgiler var mı dedi. Ben de elimdekileri verdim. Bunları geri verdiğinde teşekkür etti, ama yüzünden pek beğenmediğini hissettim. Bana döndü George Bean’ı okudun mu dedi. O da kim bilmiyorum dedim. Bende onun İngilizce (liste 5) Karia hakkında kitabı var, Onu okumalısın dedi. Ben o zaman Konya’da idim. Kitabı bir kışlığına verebilir misin dedim. Kitabın o tarihler de Türkçesi yoktu. Kitabı aldıktan sonra bir kış okudum, İngilizcem daha zayıftı, okudum az anladım, döndüm bir daha okudum, döndüm bir daha okudum.
    Bana bu ufku açan halen Sapanca civarına yaşayan Azize Adham’ı (Chrisse) şükranla anıyor ve hanedan mensubu çok değer verdiğim ve halen yaşamayan Selim Adham’i (1939-?) rahmetle anıyorum. Hayatımda rastladığım en olgun insandı.
    Son olarak şunu belirtmek isterim. Her yabancıya kuşku ile bakıyoruz, siyasiler konusunda haklı olabiliriz, ama Bilim Adamlarına güvenmeliyiz, bir adım daha ileriye gitmek için onlardan öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki.
    George Bean’den sonra köprülerin altından çok sular geçmiştir, bölgemizden çok değerli tarihi güzellikler ortaya çıkmaktadır. Pek çok verilere ulaşmaktayız. Ama da bunları iyi değerlendirebilmek için önce George Bean değerlendirmeleri ön olmalıdır.

    Devrim Gazetesi 28.06.2019 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    RESSAM, EMEKLİ ALBAY YILMAZ TANKUT (1933-2017)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka’da yaşamış tanınmış ve önde gelen Ressam-Emekli Albay Yılmaz Tankut 1933 yılında doğdu, 1954 yılından Harp Okulundan teğmen olarak mezun oldu. Bu yörelerde görev yaptı ve Albay olarak 1986 yılında emekli oldu ve Akyaka’ya yerleşti.
    İlhan Selçuk’un eşi Handan Hanım teyzesiydi. Kendisinin anlattığı bir anıya burada yer vereceğim.
    Sayın İlhan Selçuk 2004 yılında Akyaka’da Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği’nin Nail Çakırhan & Halet Çambel Salonunda açtığım sergimi benim dışında eşi ile gezmiş, çok beğenmiş, evde konuşulmuş, adam yaşadığımız Akyaka’nın tarihi ile bizim bilmediğimiz neler toplamış demiş, eşi Handan Hanım’da İlhan o zaman Cumhuriyet’te bir yazı yazarsın demiş…..
    Ama tanışmadığımızdan böyle bir yazı çıkmadı
    Aynı zamanda ressam olan Yılmaz Albay Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneğinde önce 2004 yılında sanıyorum 2014 yılında ikinci resim sergisi açmıştı. Ben 2012 yılında derneğe kırılmış ayrılmıştım. Yılmaz Albay ısrarla beni davet etmişti, beni seviyordu, kıramazdım gittim bu fotoğraf onun anısıdır.
    Ölümü üzerinde Akyaka Mezarlığında toprağa verildi. Nazik bir insan olan Yılmaz Albayı saygıyla anıyorum. Akyaka’da da unutulmamak duygusuyla
    (Devrim gazetesi 26.06.2019 yayınlandı

Toplam 490 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.