Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    SELÇUKLU KONYA SURLARINDA BİR GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Dağcı ve belgeselleri ile tanınan arkadaşım Recai Kıcıkoğlu'nun isteği üzerine onun kamerası ile birlikte antik Konya'nın izleri üzerinde bir gezi belgeseli hazırladık ve belgesel 08.11.2000 tarihide KONTV de gösterildi.
    İkonium isminin ilk defa M:Ö 401 yılında Ksenefon'un da katıldığı "Onbinlerin Dönüşü" isimli kitapta geçmektedir. M.S. 1.yüzyılda İmparator Cladius döneminde kent haline geldiği, Selçuklu döneminde onarılan Konya kalesinin muhtemelen bu dönemde yapıldığı, Hıristiyanlığın kurucusu Saint Paul'un bu yüzyılda Konya'ya misyonerlik gezisi düzenlendiği, bunun İncil'de yer aldığı açıklandıktan sonra geziye Alaaddin tepesi üzerinden başlanıldı.
    Alaaddin tepesinin her dönemde Konya'nın merkezi olduğu, tepe üzerinde Cumhuriyet döneminde yıktırılan muhtemelen 4.yüzyılda yapılmış kilisenin bulunduğu (Eflatun Mescidi-Saat Kulesi), muhtemelen Hıristiyanlığın yeniden kuramlaştırıldığı 4.yüzyılda yaşamış Amphilochüs'ün mezarının bu kilise içinde bulunduğu ve Müslümanlar tarafından da MAKAM kabul edildiği belirtilerek yaklaşık yeri gösterildi.
    Burada Konya'nın çok eski caddesi olan Sırçalı Mescit ve Bizans Katakomb'unun (Yer altı mezar odası) bulunduğu caddeden Larende kapısına gelindi. Surların hemen karşısındaki Sahip Ata Camii ve minarenin bulunduğu blokta Sebil olarak kullanılmış Roma ve Bizans lahitlerinin bulunduğu gösterildi.
    Buradan başlayarak sur üzerinde yüründü, Larende caddesi surun dışında kalmakta, Larende caddesinden sur Marangozlar içinden Kapı camiine uzanmaktadır. Kapı camii Sur kapısı üzerinde bulunduğundan bu ismi almıştır. Buradan Hükümet binası içeride kalacak şekilde meydandan geçerek Fatih çarşısı ve Konaltaş işhanının altından İstanbul Caddesi sur dışında kalacak şekilde devam ediyor. İsmet Paşa İlkokulu dışta kalacak şekilde sola dönüyor, eski Hapishane ve Karma Ortaokul dışta kalacak şekilde duvar kuzey yönünde devam ediyor. Hacı Veyis Camii ve Ticaret Odası altından tekrar güneye dönüyor, Devrim İlkokulu ve bir süre Üniversitenin kullandığı bina içte kalacak şekilde devam ediyor, Kazım Karabekir caddesini keserek, Konya Lisesi'nin arka duvarı dışından, Atatürk Anıtı ve Larende Caddesi dışta kalacak şekilde devam ediyor. Buradan ilk başladığımız Larende kapısına gelindi. Ve tur tamamlandı.
    Sur içinde Alaaddin tepesinin güneyinin en eski yerleşim olduğu, güney batısında bir Romen Sarayının izlerinin bulunduğu, Roma dönemine ait yazıtların bu bölgede bulunduğu, Darülhuffaz olarak bilinen Karamanoğlu mescidinin beden duvarlarının muhtemelen bir Roma dönemi mozolesinden geldiği, çünkü duvar örgüsünün çok farklı olduğu, açıklandı.
    Ayrıca gene Selçuklu öncesi Alaaddin tepesi çevresinde bir İçkale olduğu belgelerde belirtildiği gibi kalıntılarda ortaya çıkmaktadır. Bu iç kale bugünkü Alaaddin tepesinin eteğindeki duvarların yaklaşık 30-50 m dışından geçmektedir. Araboğlu Makası olarak bilinen ve üzerinde Ordu binası, Fransız Kilisesi ve sokağa adını veren Kosti Araboğlu'nun evinin altından, gene tepenin kuzey batısında Huma Otelinin altından bu iç kale geçmektedir. ( Bu konu Recai Kıcıkoğlu ile birlikte KONTV de 08.11.2000 tarihinde gösterildi.




    SELÇUKLU VE OSMANLI DÖNEMİ YAPILARINDA KULLANILMIŞ ANTİK DÖNEME AİT YAZIT VE MİMARİ PARÇALAR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleri incelendiğinde hemen hemen tümünde eskiden gelme duvarlar, taşlar, lahitler yeni yapılarda malzeme olarak kullanılmıştır.
    Eserler incelendiğinde çok farklı malzeme ve duvar örgüleri ile karşılanmaktadır. Bu eserler bu gözle incelendiğinde antik kentin izleri çok rahat ortaya çıkmaktadır.
    Gezi ve incelemelerimizde bunları belirlemeye çalıştık. İşte tespit edilebilenler

    ALAADDİN CAMİİ:
    Camide kullanılan hemen hemen tüm kolonlar çevre yapılardan temin edilmiş, bunlar arasında birkaç adet koçboynuzlu İyonik kolon, akantüs yapraklı Korinth kolon ve sade Dor başlıklı kolonları görmek mümkündür.
    Ayrıca geniş oyuklu kahverengi ve dikdörtgene yakın kolonlar görülmektedir. Bunlardan bir tanesi yazılı olup Isaurapolis (Çumra Aydoğmuş civarı) kentinden getirildiği görülmektedir. Diğerlerinin Konya içinden Dinorna (Akören), Zoldera (Hatunsaray) getirildiği söylence halindedir.

    ROMA HAMAMI
    Bugün İnce Minare ile Alaaddin Tepesi arasında Evliya Çelebi tarafından SUNGUR hamamı olarak belirtilen bir Roma hamamından bahsedilmektedir. Bu hamamın kitabesi Şerafettin Cami önündeki çeşmeye konuyor, ama o da zamanla kayboluyor. İbrahim Hakkı Konyalı küçükken bu hamamın kalıntılarını gördüğünü iddia ediyor, çok büyük bir hamam olduğu sanılıyor.

    KAPI CAMİİ
    Konya suru üzerine yapıldığı için bu ismi alıyor. Girişte son cemaat mahallinde her iki tarafta, eski kolonlar var. Girişte solda Korinth başlıklı, sağda Alaaddin Camiinde bulunan geniş oyuklu üzerinde yılan gibi sarma var. Bir kısım eski kolon ve taşların Atatürk heykeli yanındaki eski Amber Reis mabedinden getirildiği biliniyor.
    Ayrıca tüm dış duvarlar incelendiğinde çeşitli kısmen yazılı ve işlemeli taşlar görülüyor.

    AMBER REİS CAMİ
    Anıt alanında bulunan bugünkü Yeşil Camii 1911 yılında, eski mabet yıkılarak yapılmış, bunun yerinde Selçuklu günü bir mescit olduğu biliniyor, burada da çok eski taşların kullanıldığı sanılıyor, bunların bir kısmı Kapı caminde kullanılmış.



    ROMEN SARAYI
    Bugün Muhacir Pazarı semtinde, Eski Kütüphane, şimdi Devlet Tiyatrosunun bulunduğu binanın hemen arkalarında evlerin altında bir Romen Sarayı kalıntısı ve mozaikler görülüyor, bugün üzerinde evlerin bulunduğu saray alanının çok geniş bir alana yayıldığı sanılıyor.

    KATAKOMB
    Hemen Sırçalı Mescit Müzesinin hemen kuzeyinde yer altı mezar odası ve burada bulunmuş yazıt vardır

    ALAADDİN TEPESİ ÜZERİNDE BİZANS KİLİSESİ
    1921 yılında yıktırılan Kilise

    SAHİP ATA CAMİİ ve TÜRBESİ
    Bugün Sahip Ata Camii girişinde önündeki estetik ve Selçuk eseri minarenin altında birinde Meduza başı olan (Roma) ve bir Bizans dönemi lahdi bulunmakta, bunlar Selçuklu döneminde içi su ile doldurularak sebil olarak kullanılmıştır.
    Sahip Ata Türbesi Selçuklu türbelerinden çok farklı karakterde bir yapıdır. İyi incelendiğinde yapının haç planlı bir Bizans kilisesinin yenilenerek yapıldığı görülecektir. Şüphesiz girişi ve kubbeleri Selçuklu eseridir.

    MERAM KÖPRÜSÜ
    Roma dönemi yapısı olduğu yapı tarzından anlaşılmaktadır.

    MERAM HAMAMI
    Karamanoğlu döneminde yaptırılan hamamın batı duvarı yapı olarak çok farklı ve Bizans döneminden kalma duvar kullanılmış, üzerinde Hıristiyanlık işaretleri çift güvercin ve balık motifi var.

    ATEŞBAZ MESCİDİ
    Konya Meram arasında SSK hastanesi güneyinde çok ilginç eski taşlar kullanılarak yapılmış bir yapı, aynı taştan yapılma lahit de var !!!

    HOCA FAKİH TÜRBESİ
    Cami yanında ve çevresinde eski kolonlar, kolon altları yanındaki sarnıç yanında kullanılmış üzeri yazılmamış lahit var.

    SAHİP ATA SARNIÇLARI
    Loras dağındaki sarnıçla büyük bir benzerlik bulunmakta.

    BÜRÜMCEK CAMİ
    Avlusunda çok büyük sarnıç var.

    MERAM ANA KIZ SARNICINDA
    Duvarlarında eski taşlar bulunmakta

    BEYHEKİM MESCİDİ
    Cephe önce kesme eski taşlardan örgü, üzeri tuğla, pek çok Selçuklu eserlerinde görülüyor. Burada eski taşların veya duvarların bir kısmının üzerine yapının yapıldığı anlaşılmakta.

    AKSİNNE MESCİDİ
    Konyalı'nın tarihinde kuzey duvar altında 6 satırlık Grekçe bir yazıt olduğu ifade edilmektedir. Bugün mevcut değil.
    ŞERAFETTİN CAMİİ
    Selçuklu dönemi bir cami veya mescit üzerinde Osmanlı dönemi yapısı, burada duvarlarda yer yer eski taşlar kullanılmıştır. 1990'lı yıllarda üzerinde haç olan bir mezar taşı dikkati çekti ve üzeri bir şekilde kapatıldı.
    İPLİKÇİ CAMİİ
    Zamanla yapılmış ve genişletilmiş bir Selçuklu eseri, güneydeki kubbenin en eski, muhtemelen bir Bizans kilisesi üzerine yapıldığı düşünülebilir. Camiin güneyindeki boşlukta kolon kaideleri, atılı kolonlar, lahit parçaları görülüyor. Bu kolonlardan biri Mevlana Dergâhı mutfağına götürülüyor. Dışında duvar üzerinde resim izleri seçiliyor.
    KONYA DIŞ KALESİ
    Larende caddesinde marangoz dükkânlarının arkasında kale duvarlarından kalıntılar görülmekte, Marangozlar içi sol tarafta Mustafa Büyükdinler dükkânının arkasında kale duvarını gördüm. Fatih Çarşısı ve Konaltaş İşhanı altında yapım sırasında kale temelleri çıktı, 6-8 m derinlikte olan temeller günlerce kırılmaya çalışıldı.
    Charles Texier Konya kalesinde antik çağdan gelen çeşitli taşların kullanıldığını, Heracles kabartmalı taş gördüğünü yazıyor.
    Kale terk edilince taşları Kapı camiinde, Hükümet binasında kullanılıyor.
    DARÜLHUFFAZ
    Altınçeşme mahallesinde Ayasofya Mescidi olarak isimlendirilen yapı, duvarları mermer bloklardan meydana gelme.
    Yatağan- Bulumya (Bolomia) yolu üzerinde Karadağ Mahallaç kilisesine benzer bina kalıntısı var ( Semavi Eyice Karadağ s.117)
    KONTV 2000

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    MUĞLA AKKÖPRÜ SULAR ALTINDA KALDI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Basında bu konuda haberler şöyle
    Akköprü Barajı’nın yapımında görev alan Mimar Çağatay Tekin, gazetecilere yaptığı açıklamada, Romalılar tarafından M.S. 3. Yüz yılda Dalaman Çayı üzerine yapıldığı tahmin edilen, 30 metre yükseklikte ve 50 metre uzunluğundaki tarihi Akköprü’nün baraj suları altında kalacağını söyledi.
    Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde bulunan ve baraj suları altında kalacak olan tarihi Akköprü’nün zarar görmemesi ve ileriki yıllarda tekrar gün ışığına çıkarılabilmesi için koruma çalışmalarının başladığı belirtilerek, ‘’Köprü daha sonra kil ve kaya dolgu ile kaplanacak’’ dedi.
    Dalaman Akköprü Barajı’nın enerji üretimine başlamasıyla birlikte sular altında kalacak olan tarihi Akköprü’nün zarar görmemesi ve ileriki yıllarda tekrar gün ışığına çıkarılabilmesi için koruma çalışmalarının başladığını belirten Tekin, şöyle konuştu:
    ‘’Şu anda baraj gölünde su tutuluyor ve seviyesi yükseliyor. Akköprü’de ilk etapta koruma çalışması yapılıyor. Köprü daha sonra kil ve kaya dolgu ile kaplanacak. Suyun altında köprü gözükmeyecek yalnızca kum tepesi görünecek. Suyun şiddetine dayanamayacağı için böyle kalıcı bir yönteme başvuruldu. Böylece tarihi köprüyü kurtarmayı planladık. Yeni nesillere tarihi bir köprüyü bırakmış olacağız. Barajın ömrü yaklaşık iki yüz yıl, Akköprü iki yüz yıl sonra bile sağlam olarak gün ışığına çıkarılabilecek.’’
    Dalaman Çayı üzerinde sulama, enerji ve taşkın koruma amaçlı planlanarak 1996 yılında yapımına başlanan Dalaman Akköprü Barajı’nın su tutmaya başladığı ve testlerin sürdüğü bildirildi. Gövde yüksekliği 207 metre olan Akköprü Barajı bünyesindeki hidroelektrik santrali kanalıyla da yılda 343 milyon kilovat saat elektrik enerjisi üretilecek. Baraj aynı zamanda Dalaman ve Ortaca ovalarıyla, yöredeki yerleşim yerlerini ve Dalaman Havalimanı’nı su taşkınlarından koruyacak. Baraj tamamlandığında Dalaman ve Ortaca ovalarındaki 14 bin 200 hektar tarım alanının sulaması yapılacak.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYA’NIN TARİHİ İÇME SUYU ŞEBEKESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Konya kentinde bulunan tarihi çeşmeler (Fountain) hakkında bilgiler olmakla beraber bunları besleyen suyolları (water network) bilinmemektedir.
    Tarafımızdan yapılan uzun araştırmalar sonucu bunlar şöyle sıralanabilir
    1.. Selçuklu Su şebekesi Meram çayından beslenen Şehir Irmağı ile Konya kentine geliyordu. Açık kanal ve künk (pişmiş kil) ile oluşan şebekeye ait bazı kalıntılar görülebilir. Bu suyolunun bir kısmının Roma ve Bizans döneminden kaldığı kabul edilmelidir.
    2. Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim (1512-1520) tarafından kentte çekilen su darlığını önlemek için Dutlu pınarından künk borularla DUTLU pınarından su getirilmiştir. Dutlu Pınarı Konya’nın batısında kent merkezine 10 km uzaklıktadır.
    3. NAKİBOĞLU İBRAHİM SU ŞEBEKESİ
    18 yüzyılda Nakioğlu İbrahim tarafından Konya’nın hemen kuzey doğusunda bulunan medrese ve Evine ve boş olan arazilere su şebekesi yaptırmıştır, kaynağı kurduğu vakıf olup be şebekeden sonra Konya’nın bu yöresinde yerleşme gerçekleşmiştir.
    Nakiboğlu İbrahim Konya’da etkili bir kişidir. Şebekesinin suyunu Konya şebekesinden almıştır.
    Nakiboğlu İbrahim Efendi hakkında geniş bilgi ve şebeke planı Mehmet Bildirici Konya Tarihi Su Yapıları s. 181-183 de yer almaktadır

    Şimdi en eski Konya haritasında önemli yerler şöyle gösterilmiştir.
    A.. Devlet Hastanesi (Hospital) F. Şeyh Sadrettin Camii (Mosque)
    B- Selimiye Camii G- Sırçalı Medrese (Museum)
    C- Mevlana Müzesi (Museum) H-Hükümet Konağı (Ofis of Governer)
    D- Karatay Medresesi (Museum) I- Alaaddin Tepesi (Alaaddin Hill)
    E- İnce Minere Medresesi (Museum) K- Kapı Camii (Mosque on the Wall)
    M- Musalla Mezarlığı (Cemetery) L- Üçler mezarlığı (Cemetery)
    DD- Dış sur (outer city Wall) kayıp- disappear İD- İç sur (iNNer city Wall) kayıp
    O- Yanık Cami Mahallesi P- Nakiboğlu Mahallesi
    R- Sedirler Mahallesi S- Hacı Cemil Mahallesi

    SELÇUKLU ŞEBEKESİNDEN BİLİNENLER
    1- Havzan Deposu (water tank) Konya Meram arası, sadece kitabesi var
    2- Şeyh Sadrettin Çeşmesi ve önünde ki su hattı & Su terazi sur dışı (mevcut değil)
    3- Kırk Çeşme Selçuk veziri Sahip Ata tarafından kayıp
    4- Balıklı Çeşme (Altınçeşme Mahallesi) Hıristiyan inancı var


    OSMANLI DÖNEMİ ÇEŞMELERİ (DUTLU SUYU)
    OTTOMAN DUTLU WATER NETWORK
    11- Ertaş Çeşmesi- Hastane doğusunda- Fountain, disappeared- kayıp
    12- Kadı İzzettin Camii Çeşmesi- Fountain, disappeared- kayıp
    13- Şems Çeşmesi (Yavuz Selim)- Fountain still in use, with inscription of Yavuz Selim
    14- Dericiler Çeşmesi (İsmet Paşa Okulu civarı) -Fountain, disappeared-kayıp
    15- Kalenderhane Çeşmesi-Musalla Mezarlığı doğusu- Fountain, disappeared- kayıp
    16- Selimiye Camii Çeşmesi- Fountain, disappeared kayıp
    17- Eski Koyun Pazarı Çeşmesi-Fountain, disappeared kayıp
    18- Karahüyük Köyü Çeşmesi-Suyolu üzerinde-Fountain at Karahüyük Village
    19-Mevlana Müzesi Şadırvanı- In Mevlana Museum with inscription still in use
    20- Karatay Medresesi Çeşmesi- Fountain, disappeared kayıp
    21- Piri Mehmet Paşa Camii Çeşmesi- Fountain with inscription
    22 - Gevraki Çeşmesi- Fountain with inscription of Kanuni Sultan Süleyman –yazıt var
    23- Akçeşme- Fountain with inscription, constructed by Governor Ali Paşa, in 1550-1560
    24- Fakih Dede Çeşmesi- Fountain with inscription, constructed by Governor Ali Paşa in 1550-1560
    25- Çelebi Çeşmesi-Atpazarı- Fountain constructed in 1656 kayıp
    26- Karakayış Mahallesi Çeşmesi- Fountain in the North, yapımı. In 1675
    27- Terceman Mahallesi Çeşmesi- Fountain constructed in 1734
    28- Müsevit Çeşmesi-Aksinne Mahallesi-Fountain, constructed. In 1775
    29- Kayacık Çeşmesi- Orta Sinan Mah.- Fountain, constr.. In 1786 in the North
    30- Taş Camii Çeşmesi- Fountain, constructed in 1799
    31- Hacı Salih Çeşmesi, Kuzgunkavak Mah.- Fountain constructed in 1780

    NAKİBOĞLU ÇEŞMELERİ
    41- Nakiboğlu Mahallesinde - Fountain with inscription, constructed by İbrahim Ef. In 1744
    42- Ahmet Dede, Bitçimez Çeşmesi- Fountain, constructed by İbrahim Ef.
    43- Mithat Paşa Çeşmesi,- Fountain, the founder is unknown
    44- Hacı Cemil Mahallesi Çeşmesi, Çiftçeşme- Double Fountains with inscription,
    yapımı İbrahim Ef. In 1748
    45- Sütçü Mahallesi Çeşmesi- Fountain, constructed. by İbrahim Ef.
    46- Polat Mahallesi Çeşmes Fountain constructed. by İbrahim Ef.
    47- Yanık Camii Çeşmesi-Fountain constructed by Ömer Ağa in 1791

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYA'M
    Vatanım çok güzel, Konya'm güzel
    Ben ayrılsam bile hislerim özler
    Bu güzel şehir bir inciye benzer
    Cennete değişmem doğduğum yeri
    Garbında şen MERAM aşk ile titrer
    Yoktur onda elem, yoktur onda keder
    Bütün hastaları o iyi eder
    Cennete değişmem doğduğum yeri
    Şarkında dergâhın yeşil çinisi
    Altındır, elmastır, gümüştür kimisi
    Güneşin aksi ile parlar hepisi
    Cennete değişmem doğduğun yeri

    ŞERİFE ÖZDEMİR (1907-1991)
    Öğretmen
    Bu şiir kayınvalidem, çocuklarımım anneannesi ŞERİFE ÖZDEMİR (1907-1991) devamlı her yerde ben yazdım diye heyecanla okurdu.
    Bu defa Pera Palas’ta yapılan Gönül Dostları toplantısında kızı tarafından okundu
    2002

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    LYSTRA KENTİ
    MEHMET BİLDİRİCİ

    Lystra kentinin (Listra okunur) Konya'nın güneyinde Hatunsaray beldesinin 1.5 km batısında bulunan Zoldera höyüğü üzerinde kalıntıları bulunmaktadır. Kentin, Konya'ya uzaklığı 34 km dir.
    Kentin Hıristiyanlığın kuruluşunda çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Lystra ortaya çıkarıldığında pek çok Avrupalının buraya düzenlenecek inanç turlarına katılması olağandır. Çünkü Hıristiyanlığın kurucularından Aziz Paul ilk vaizlerini burada vermiş ve kendisinin en yakını, ömrünü onun izinde tüketmiş Aziz Timoteus Lystra kenti vatandaşıdır.
    Lystra, yaklaşık M.Ö. 6 yıllarında ilk Roma İmparatoru Augustus'un emri ile askeri bir koloni olarak kurulmuştur. Daha öncesi var ise kazılar sonucu ortaya çıkacaktır. Anadolu her ne kadar M.Ö. 133 yılında Roma yönetimine girmişse de bu bölgede, Roma henüz bir disiplin sağlayamamıştır.
    Bölgede Seydişehir civarında yaşayan Homonad'lar, Beyşehir civarında Orendeisler, Konya civarında Likaonyalılar, Bozkır çevresinde İsauralılar yaşamaktadır. Bunlar bölgemizin dili geleneği olan yerli halklarıdır. Bu halklar dil kültür ve yaşam biçimleri bakımından Romalılar'dan çok farklı olduklarından ve daha aşağı bir kültür düzeyinde bulunduklarından Roma ile çatışmışlar, Roma egemenliğini kabul etmek istememişlerdir. Zamanla Lystra'da kurulan askeri koloni bölgede düzeni sağlamıştır.
    Birinci yüzyılın ortalarında Tarsus doğumlu Aziz Paul, Barhabas ile ilk defa yaklaşık 47 yılında Anadolu'ya geçmiş, Antioch'dan (Isparta-Yalvaç), Konya'ya oradan da Lystra'ya gelmiştir. Burada bulunan Zeus Tapınağının rahibi kendilerini karşılamış, onların Zeus ve Hermes olduğu sanılmıştır. Halk yerel dilleri olan LİKAONCA ile "Tanrılar aramızda" diye bağırmışlar hemen kurban kesmek istemişlerdir. Aziz Paul güçlükle duruma mani olmuş kendilerinin de insan olduğunu Tanrının emirlerine girmelerini ve putlara tapmamalarını söylemiştir. Bu arada felçli bir adama bakarak kalk ayağa demiş ve yürümesini sağlamıştır. Bunlar ilk Hıristiyanların kutsal metinlerinde geçen ve onlar tarafından inanılan olaylardır.
    Burada çok ilginç olan yörede konuşulmuş LİKAONCA dilinden söz edilmektedir. Ancak bu dil hakkında başkaca da şimdilik bilgi bulunmamaktadır.
    Aziz Paul Lystra'ya ikinci defa gelmiş ve Lystra'lı Timetheus kendisine katılmıştır. Daha sonra Roma yönetimi duruma hakim olmuş, Hıristiyanlığın izleri izlenemez duruma gelmiştir.
    Hıristiyanlığın kabulü ile 381 yılında İstanbul'da ve 451 yılında Kadıköy'de (Kalkedon) toplanan dini meclislerde Lystra kentini temsil edenler de bulunmuştur.
    11. yüzyılın ilk yarısında Malazgirt zaferi öncesi Patrik Alexios Studites (1025-1043) ismi bilinmeyen bir Lystra'lı rahipten "Haretiker Eleutheros" ismi verilen bir tarikat mensuplarının dinden uzaklaştıkları belirtilmiş ve dini kurullara uymaya davet edilmesi istenmiştir.
    Bu konu çok ilginçtir. Benzer sapmalar daha önce Konya Ladik'de de (Laodiceia) görülmüştür. Anadolu'nun eski kültürlerinin etkisi ile istenmeyen tarikatlar ortaya çıkmıştır. Ancak buradaki tarikatın ne gibi söylemleri olduğu konusunda bilgiler yoktur.
    Bu olay Anadolu'nun fethi öncesi artık başken İstanbul’un duruma tam hakim olamadığını ve halkın arayış içinde bulunduğunu da göstermektedir.
    12.yüzyıl kayıtlarında ismi hala görülmektedir. Doğruluğu tam belirlenememiş bir kaynağa göre Timurlenk'in yöremizi Osmanlı devletinden fethedip Karamanoğlu Beyliği tekrar ihya ettiği 1402'li yıllarda Konya, Derbe ve Lystra'nın önemli derecede zarar gördüğü belirtilmektedir. (Ref.1) Kanuni Sultan Süleyman dönemi kayıtlarında ise Lystra ismi geçmemekte, Zoldera ismi görülmektedir.
    Hatunsaray'ın yaklaşık 150-200 önce yeniden kurulduğu, Lystra kentinin pek çok taşlarının evlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bir Hatun'un sarayı, bu olsa olsa eskiden kalma bir yapıya istinaden verildiği düşünülebilir. Ancak Hatun Kimdir? bilinmemektedir.
    Geçen yüzyıldan itibaren Avrupalı araştırmacılar tarafından, kayıtlarda geçen çok önemli olan ve yeri bilinmeyen Lystra'nın yeri aranmaya başlamıştır. Önceleri isim benzerliğinden İlisıra (Karaman-Yollarbaşı, Ilistra) ve 14 km batısında yer alan Glisıra'da olduğu sanılmıştır. Ancak 1885 yılında Amerikalı Araştırmacı Sterret Zoldera höyüğünde bulduğu bir taşta kentin ismini belirlemiştir. Latince dilinde yazılmış ve halen Konya Arkeoloji Müzesinde bulunan taştaki yazının Türkçesi şöyledir.
    "Mutlu Lystra kolonisi onbaşısının emri ile kutsal Augustus'a bir çift kurban kestiler"
    Burada ismi geçen İmparator Augustus (M.Ö.27-M.S.14) ilk Roma imparatoru ve askeri koloninin kurucusudur. Bu yazıt ayrıca yöremizde Roma döneminden gelen en eski yazılı belge olmaktadır.
    Lystra kenti tarihte çok önemli merkezdir. Çevresinde bulunan Glisıra (Gökyurt), Detse (Yeşildere), Girvat (Kayadibi), Kavak, Eksile (Çatören), Botsa (Güneydere) köyleri bu kentin uzantısıdır.
    Kent hakkında pek çok Grekçe ve Latince kitabeler tespit edilmiştir. Kent höyüğü üzerinde kazı yapıldığında çok önemli bir kentin ortaya çıkacağı inancındayım.
    Üstelik bu kazılara pek çok yabancı bilim kuruluşlarının katkı yapacağı açıktır, kazı niçin beklediğimizi şahsen ben anlayabilmiş değilim…….
    Mail: mehmet_bildirici@yahoo.com
    REFERANS
    1.Belke Klaus Tabula İmperini Byzantini s.200
    2.Bible, Resüllerin İşleri
    3.Monumenta Asia Minor Antiqua Vol.VIII
    (Bu yazı Çağrı Dergisi için özel olarak hazırlanmıştır.) 2002

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    GÖNÜL DOSTLARI TOPLANTISI
    10.03.2002 - PERA PALAS
    EDEBİYAT ÖĞRETMENİ GÜNDÜZ GÜRGEN'DEN ŞİİR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Gündüz Gürgen (1913-1990), Ermenek'te doğmuştur. Yükseköğrenimi Ankara'da yapmış, 1946-1962 yılları arasında Konya Lisesi Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği görevinde bulunmuştur.
    Değerli hocamın "ERMENEK ÖZLEMİ" adlı şiirinin sunuyor. Kendisini tanıyanların çıkacağını umuyor, hocamı saygı ile anıyorum.
    ERMENEK ÖZLEMİ
    Tak demiş ERMENEK özlemi mutlak canıma
    Düştü boydan boya bir gizli ateş her yanıma
    Uykusuz bir gece, ta fecre değin kıvrandım
    Bu ateşle geçen yılları bir bir andım
    Altı yıl sürdü dedim, bitmedi bu firak
    Yol uzun, lakin âşıka olamaz Bağdat uzak
    Bulunur nesle değil, anladım uçmakta tat
    Açarak göklere ağdım, yine bir çift kanat
    Şimdi ben gövde değil, ruhla uçan bir kuş gibiyim
    Çağlayanlar köpüren kentime uçmuş gibiyim
    O nasıl mutlu uçuş, anlayamaz kimse bunu
    İşte çam yüklü TOROSLAR, daha MENNAN burnu
    Bir ışık sağanağı halinde boşanmış renkler
    Doğanın zümrüdü, firuzesi, coşmuş her yer
    İncecik bir tül olup göklerin örtmüş alnını
    Sarıyor benliği tüm duyguların en yalını
    Güneşin nurunu içmiş görünen ak tepeler
    Yeşilin sırtına binmiş, başı açık çıplak tepeler
    YELLİBEL'den çok uzak, andırıyor lakin onu
    Bir uzun çağrışımın ses veriyor mikrofonu
    Duyulan atmaca, kartal, cula, keklik sesidir
    Göksu'nun ormana vurdukça solan bestesidir
    Sanki yatağından çıkmış da içime akıyor
    Yayılan tatlı serinlik beni candan yakıyor
    İşte ÜÇTAŞ, Kuruçeşme ile yayılmış bağlar
    Karşıdan kol kola girmiş kocaman mor dağlar
    Sökün etmekle gelen yolcuyu istikbale
    Akıl ermez o güzellikteki çılgın hale
    O ne mahşer diye, hayretle donar hali gören
    Üçbuçuk günlük ömür bitse de bitmez o tören
    İşte MEYDAN ve DÖKÜLGEN, şu bizim YASSIKAYA
    Delidir âşık olunmaz diyecekler buraya
    Yine görkemle kurulmuş uyanık YUMRUTEPE
    Dev kulaklarda DELİKTAŞ yine bir paslı küpe
    ULUCAMİ'de ezan sesleri çarptıkça dağa
    Sekiyor yankısı son hızla koyaktan koyağa
    Kalmamış gerçi bir eski iz büyük şenlikten
    Yine sesler geliyor DEĞİRMENLİK'ten
    Yine ığranmada bin nazla asırlık çınarı
    Her geçen yolcuya zemzem sunuyor PİRPINARI
    Bana kar etmedi indim süzülüp AKKASIM'a
    Yine kevserleri doldurdum alevden tasıma
    Uzanıp dertli gönül, kıldı HAVUZLU'mda karar
    Bu üçüzlere şifalar dağıtan bir büyü var
    Dayadım alnımı billur suların aynasına
    Bir teselli aradım içten yasıma
    Aramıştım nice yıl bulmak için bu günü
    Ta uzaktan tutturdu biri Kerem türküsünü
    O da bağrı yanık, belli sesinden çileli
    Hep yanık ERMENEK türküsü bildim bileli

    Kaynak: BİLDİRİCİ, Mehmet, 1997, "Ellili Yılların Konya Lisesi Öğretmenleri" özel yayın
    (Bu şiir Gönül Dostları Toplantısında 10.03.2002 tarihinde okundu)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYALI MEDDAHÇI HATÇA
    GÖNÜL DOSTLARI TOPLANTISI –PERA PALAS 27.01.2002
    MEHMET BİLDİRİCİ-Araştırmacı Yazar
    Bu yazımda 19. yüzyıl ortalarında Konya'da yaşamış, Meddahçı olarak bilinmiş, ancak kendisi hakkında hiç bir yazılı belge olmayan, yaratılıştan sanatçı Meddahçı Hatça'dan (Hatice) söz edeceğim.
    Meddahçı Hatça, Konya'da yaşamış, Konya'nın güneyinde Karaman caddesi üzerinde evi bulunan Attar Hacı İmam'ın kızıdır. Hacı İmam'ın beş kızı vardır. Hatça'nın kızkardeşi Havilli Hoca (Havva), benim babamın, dedesinin annesidir.
    Hatça meddahçı olarak tanınır, diğer bir deyişle çarpık olayları şiirle hicveder, halk deyimi ile her şeye bir kulp takarmış. Kendisi çok titiz ve temiz bir kadınmış. İnek besler, temizlik için ineğe keçe ayakkabı giydirirmiş, ineğin bulunduğu yer temiz ve cilalı imiş.
    Bunu bana anlatan kaynak kişi ise aynı soydan gelen, çok uzun yaşayan Konya Barosu başkanlarından Avukat Tahir Mıhçızade’nin halası Emine Hanım.
    Meddahçı Hatça'nın kardeşi Havilli'nin yaşamı ise tam meddahlık ve Hatça için zengin bir kaynak oluşturuyor. Bununla ilgili bir hicvi şöyledir.
    Havilli Hocanın iki oğlu ve bir kızı vardır. Büyük oğlu, Konya'nın önde gelen hocalarından Sultan Hoca, küçük oğlu ise yanında oturduğu Müderris Haşim Hocadır. Damadı ise Konya'nın önde gelen ailelerinden Mıhçı Hafız Ahmet'tir. Her iki gelininin adı da Ayşe'dir. Büyük gelini Ayşe ise gene Konya'nın önde gelen Müderris ve şairlerinden Kâşif Hoca'nın çok yakınıdır.
    Ailede mal bölüşümünden dolayı iki oğlu arasında bir anlaşmazlık çıkar ve iş mahkemeye kadar gider. Paylaşılamayan ise bir mangaldır. Havilli Hoca ileri yaşta mahkemeye çağrılır. Havilli mahkemeye girince bayılır. Hiç böyle bina ve mahkeme görmemiştir. Mahkeme yeni yapılmış ve halen hizmette bulunan vilayet konağındadır. Yüksek tavanları, geniş merdivenleri ile yaşadığı mekân ile büyük bir tezat teşkil etmektedir. Havilli Hocanın mahkemede bayılması üzerine damadı Hafız Ahmet, koşarak dışardan bir hamal çağırır, Havilli Hoca hamalın küfesi ile evine götürülür.
    Olayın hicvini Hatça şu dizilerle yapar.
    "Mahkemeden çıktım ahali üştü
    Kâşif Hoca'nın şanına düştü
    Damadım Mıhçı Hafız Ahmet
    Bir hızır gibi yetişti

    İkisi zaptiye birisi mestur
    Kör olası oğlan bulama hasır
    Mahkemeye götürdü kendimden doğan
    Bulama oğlan bir kuru acı soğan"

    Meddahçı Hatça pasaklı bir kadını da şöyle hicveder:
    "Çukur bahçede oynanır aşık
    Örtme'de durur on beş günlük bulaşık.
    Çok gezen, kapı kapı dolaşan bir kadın için ise şöyle der:
    "Yemeği ocağa bürüdü
    Al çuha çağşırı kaptı sürüdü"
    (örtme: yemek pişirilen yer- çağşır, üste alınan bir giysi )

    Bu yazımı Sayın Fevzi Halıcı ile yakında yaptığım uzun telefon konuşmasından aldığım ilham üzerine Sayın Fevzi Halıcıya huzurunuzda armağan ediyorum.
    Yazım Pera Palas Gönül Dostları toplantısında okundu 27.01.2002


    Bu yazım 27.01.2002 tarihinde Pera Palas Gönül Dostlarının Pera Palas yaptığı toplantıda tarafımdan okunmuştur.

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYA VE TÜRKİYE’NİN BÜYÜK ŞAİRİ FEYZİ HALICI (1924-2017) İLE YAKINLAŞMAM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Feyzi Halıcı ile 1984 yılında başkanı olduğu Konya Turizm Derneğine girmem üzerine tanışırız. Ama ben daha ziyade kardeşi Mehdi Halıcı ile çok yakındım. Âşıklar bayramı Mevlana etkinlikleri ile fazla ilgim olmadığından ona uzaktım.
    Ama aradan yıllar geçti ta ki 2000 yılında kendisinden aşağıda ki yazılı mesajı aldım.

    Sevgili Mehmet Bildirici
    İki aydır, iki yazını ÇAĞRI Dergisine koyuyorum. Yeni yazılarını gönderirsen sevinirim. Konya Kültürüne, tarihine yeni ufuklar açıyorsun. Kutlarım
    19 Kasım 2000 Pazar günü saat 13.30 da Tepebaşı Pera Palas Otelinde "Gönül Dostları" sohbeti yapıyoruz. Gelirsen görüşürüz
    Selamlar, başarılar 09.11.2000 İmza Fevzi Halıcı

    Bunun üzerine aşağıdaki mektubu gönderdim.

    Sayın Büyüğüm 24.11.2000
    Feyzi Halıcı - Ankara
    19.11.2000 tarihli kısa mektubunuzun ekinde bulunan 2 Çağrı dergisini aldım. Çok teşekkür ederim. Yazılarımın böyle eski ve değerli bir dergide yer alması beni nasıl duygulandırdı, anlatamam, size teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
    Küçükten beri doküman toplar araştırırım. Tarihe çok meraklıyım, mühendislik açısından olayları inceleyim istedim. Karşıma tarihi su yapıları çıktı. Bu işe çok ciddi olarak 1991 yılında DSİ de başladım.
    Bu konu Türkiye'de çok yeni, bu konuda yayınlanan çok kitaplarda su yapısının yapıldığı bölgenin tarihi incelenmiyor, hatta harita bile verilmiyor. Ben olaya çok ciddi olarak girdim, bunu zorunlu hissettim, çünkü benim bu konuda bir titrim yok, o halde yazdıklarım çok araştırmaya dayalı olması gerekirdi.
    Su yapısının yapıldığı bölgenin, hizmet ürettiği kentin tarihini önce inceledim ve su yapısı ile kentin tarihinin çok yakın ilişkisi olduğunu gördüm. Konu ile bulabildiğim, yerinden çıkarmaya çalıştığım planları inceledim. Kent+ su yapısı ikilisi. Bazı hallerde her ikisi bugüne gelmiş, bazı hallerde birinin kendisi veya kalıntıları bugüne gelmiş, diğer taraf için çok önemli bir belge.
    Tesisleri veya kalıntıları ziyaret edip, fotoğrafla belgelemeye çalıştım, yerli ve yabancı yayınları inceledim, konu ile ilgili kaynak kişileri arayıp onlara ulaşmaya çalıştım. Yerli yayınların, bazı özel durumlar dışında çok yetersiz olduğunu gördüm, yabancı yayınlarda çok değerli bilgi ve bulguların olduğunu tespit ettim.
    Ama burada çok zorluklar bulunuyor. Bu yayınların çoğu antika kitap olduğu için piyasada ve sahaflarda satılan kitaplar değil. Dil sorunu var İngilizce okuyorum. Fransızca ve Almanca olanlar var, Almancada oğlum Öztuğ yardımcı oluyor. Konya ile ilgili çok önemli Fransızca sulama raporları arşivimde okutulmak için duruyor.
    Buna rağmen, Konya ile ilgili çok önemli yabancı yayınların % 70 ne ulaştığımı sanıyorum.
    Anadolu'muzun tüm geçmişi çok ilgimi çekiyor, ama 3 noktası benim için pilot bölge Konya + yakın çevresi+ Gökova, Akyaka + İstanbul Galata, Beyoğlu…
    Bu arada yabancı bilim adamları ile temas ederek Anadolu'daki eski barajlar suyolları, suyun ölçülmesi vs. konularında çalışmamı sürdürüyorum.
    Bunları kendimi ve hedefimi belirtmek için yazıyorum.
    Sevgili büyüğüm, sizin sayenizde tarihi "Pera Palas'da" 19.11.2000 tarihinde "Gönül Dostları" toplantısını izledim. İlk defa Pera Palas'da izlediğim toplantıdan büyük keyif aldım. 03.12.2000 tarihinde yapılacak toplantıya da katılacağım.
    ÇAĞRI dergisinin Aralık ayı için zaman darlığından "Kırkambar" da çıkmış bir yazımı yolluyorum. Uygun görürseniz ileri sayılar için özel yazılar hazırlamayı düşünüyorum.
    Büyük şair, Âşıkların ve benim deyimimle "Kültürün Babası" olan Fevzi Halıcı tarafından farkına varılmamım verdiği duyguyu anlatamam. Gerçekten Konya ve onun tarihsel atası "İconium" incelenmeye, araştırılmaya değerdir inancındayım.
    Saygılarımla
    Mehmet BİLDİRİCİ
    Atakan sok. 11/7 Mecidiyeköy- İstanbul Tel: 0.212. 2128961 - 0. 212. 217 4615

    Aramızda dostluk, görüşmeler ve telefon konuşmaları hep devam etti, aşağıda ikinci bir mektubum eklenecektir.

    Değerli Abim (Feyzi Halıcı) 24.11.2002
    Yılın son mektubunu yazıyorum, Bayramınızı ve yeni yılınızı kutlarım. Bayramda Konya'da olacağım. Son Gönül Dostları toplantısında "ANA" Şiirleri kitabınızı aldım. Birini annesine şiir okuması için torunuma, birini annesine şiir okuması için küçük kızıma armağan ettim. Bende okudum. Hepsi çok beğendiler elinize sağlık.
    Uygun gördüklerinizi ÇAĞRI da yayınlamanız için bir kaç yazımı daha ekliyorum. 2002 yılı içinde kültür çalışmalarım bundan ibaret değil, kısaca bilgi sunmak istiyorum. Yılın başlarında "Anadolu'da Tarihi Sulama, Su depolama ve Taşkın Koruma Tesisleri" isimli beş yıldan bu yana çalıştığım 250 sayfalık kitap taslağını DSİ Genel Müdürlüğüne gönderdim. İnceleniyor, muhtemelen 2004 yılında DSİ nin 50. Kuruluş yılında basılacak.
    İkincisi GÖKAVA- Akyaka (Muğla) derneği üyesiyim. Derneğimizin WEB sitesi için, orada bulunan İDİMA antik kenti ile yazılar hazırladım. Dernek Başkanımız çevreci Alman asıllı Heike Thol Schmitz, devamlı orada yaşıyor, bu WEB sitesi başlı başına bir elektronik kütüphane.
    Bu yıl İTÜ nün Meslekte 40. Yıl törenlerine katıldım ve plâket aldık. Bununla ilgili 40 yıl öncesini yansıtan bir yazım, Sayın Rektör Gülsüm Sağlamer talimatı ile İTÜ VAKIF dergisinde yayınlanacak.
    Gene Tarihi Su Yapıları, "İstanbul eski Galata'da Su temin Sistemi" isimli yazılarım İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası bülteninde yayınlanacak.
    Konya'nın en eski Ticaret Odası üyesi kayınpederim Zeki Özdemir .. vs gibi Konya ile ilgili yazılarımda bu yıl ki çalışmalarım arasında bulunuyor.
    Saygılarımla sunuyorum. Sağlıklı yaşam diliyorum. Sevgili ÇAĞRI Dergisinin sahibi Emrehan Halıcı bu defa Meclis dışı oldu. Kendisini Sabancı Center de kendisinin düzenlediği şahane müzik şöleninde tanıdım. En derin saygılarımı sunuyorum.
    Mehmet BİLDİRİCİ
    2017 yılında onu kaybedene kadar diyaloğumuz devam etti.



    ANI: Şiir 03.12.2000 Dineksaray antik 4 yüzyıl şiiri Gönül Dostları Toplantısında tarafımdan okundu. Şöyle oldu:
    Önce Feyzi Halıcı ve önde gelen şairler yeni şiirlerini okuyordu. Toplantıyı yöneten Ahmet Özdemir idi daha sonra katılımcıları mikrofona davet ediyordu, sıra bana geldi, ben şair değilim araştırmacıyım ama bilsem bir mezar taşından çevirdiğim 4. Yüzyıl Bizans şiirini okumak isterdim dedim. O zaman önümüzdeki toplantıya gel ve oku dedi.

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    EFSANEVİ FRİKYA KRALI MİDAS (M.Ö 8 YÜZYIL)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Orta Anadolu’da Hitit İmparatorluğundan (M.Ö 1700-1200) sonra kurulan devlet Frikya Krallığıdır. Krallık süresi M.Ö.1200-700) yıllarıdır. Batıdan Anadolu’ya gelmişlerdir. Başkentleri Ankara Polatlı yakınında Gordion (Yassıhüyük) olup Eskişehir civarında Dorylaeum antik kenti çevresi ve Afyon civarında yaşamışlar, pek çok anıtsal mezarlar bugüne gelmiştir. Frikya dilinin alfabesi henüz çözülememiştir.
    Frikya devleti M.Ö 700’lerde Kafkasya’da yaşayan Kimmerlerin saldırısı ile son bulmuştur. Bu saldırı da Midas öküz kanı içerek canına kıydığı bilinir.
    Friklerin en ünlü ve efsanevi kralı Midas M.Ö 738-696 yılları arası yaşadığı düşünülmektedir. Grek ve Asur kaynaklarında Mushki Kralı Muti olarak ismi geçmektedir.
    Midas çok hırslı ve zenginliğe düşkün bir kraldır. İkincisi yaratılıştan kulaklarında bir anormal durum olduğu ve her iki kulağının simetrik olmadığı sanılmaktadır.
    Bunlar ise efsanelere konu olmuştur.
    Midas Tanrı Dionisos’a yardımcı olur. Diyonisos dile benden dediğinde bol altınım olsun der. İsteği kabul edilir Midas’ın her dokunduğu altın olur. Ekmeğe yemek için dokunur altın olur, her dokunduğu şey altın olur. İsteğinin ve hırsının kendisine verdiği zararı görür kurtuluşu için Tanrıya yalvarır, Dionisos ona acır ve kendisine Pactalos çayında (Sart Çayı) yıkanmasını söyler ve derdinden kurtulur. Paktolos çayı Lidya’nın başkenti Sardes’ten geçip Ege denizine dökülür. Bu çayda çok altın olması bu efsaneye bağlanır.
    İkincisi Tanrı Apollon ile Pan müzik yarışması yapar, Midas Pan’ın tarafını tutar, Apollon çok kızar senin kulağın müzikten anlamayan eşekkulağı olsun der, kulakları kocaman eşekkulağı olur.
    Midas’ın başkent Gordion çok büyük höyük şeklinde anıt mezarı vardır. Burası 1957 yılında açılmış, buradan pek çok Frikya dönemine ait objeler bulunmuş ve müzelere konulmuştur. Anıt mezar içinde Midas’ın kafatası da bulunmuş ve bilimsel olarak etlendirilmiştir. Çok ilginç bu portre yazı ekindedir. Bu ilginç kafatası Midas’a ait olmasa bile çok yakınına aittir. O dönem insanını önümüze sermektedir.
    Ayrıca Eskişehir yakınında Frig vadisindeki Midas kaya anıtı mutlaka görülmelidir. Gordion’da 1957 yılında kazılan Midas höyüğünün resmi de eklenmiştir.
    Efsanelere konu bu büyük kralın Anadolu için bir kültür zenginliği olduğuna inanıyorum.
    (Muğla Devrim 28.03.2020 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    HUN İMPARATORU ATTİLA (395-453)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugüne kadar Anadolu’dan çıkan ve özellikle dünya ve batı uygarlığına katkı yapmış değerleri incelemeye devam etmekteyim. Zaman dilimim ise ilk çağ.
    Bu yazımda da biz Türklerin çok önem verdikleri Hun İmparatoru Attila’yı konu edeceğim.
    Hayatı hakkında fazla bilgi sahibi olamadığımız Attila bütün Avrupa halkları tarafından “Tanrının Kırbacı- İngilizce Scourge of God –Latince Fiagellum Dei) olarak korkulan bir imparator sayılmasına karşı Macaristan (Hungary) ve Almanya’da bir kahraman kabul edilmektedir.
    Türkiye’de ise Cumhuriyet öncesi İslam kuralları ile yönetilen Osmanlı döneminde önem verilen ve bilinen bir hükümdar değildir ismi dahi geçmez. Attila ismi Macaristan, Almanya da verilirken Cumhuriyetimizin kurulması ile pek çok Attila ismi Türkiye’de erkek çocuklarına verilmektedir. Çevremizde bu isimde pek çok dost ve arkadaşımız bulunmaktadır. İsmin aslı Attila olup Türkiye’de Atila veya Atilla olarak da kullanılmaktadır.
    Hun İmparatoru Attila hakkında Türkçe ve İngilizce kaynaklarda çok farklı değerlendirmeler yer almaktadır. Türkçe kaynakların aşırı milliyetçi duygularla biraz abartılı olduğunu belirmek isterim. Ben tarafsız bir gözle onu olduğu gibi ortaya koymaya çalışacağım.
    Attila Hun İmparatorluğunu 436-453 yılları arası sadece 17 yıl yönetmiştir.
    Attila’nın ataları Asya’dan göç etmiş bir kabileden gelme olduğu kabul edilmektedir. Başkenti ETZELBURG (Peşte-Budin- Macaristan) olmak üzere çok geniş bir alana hükmetmiştir. Pek çok kabileleri hükmü altına alarak Roma (Batı Roma) İstanbul (Doğu Roma) kapılarına dayanmış ancak bu kentleri alamamıştır.
    Attila’nın seferlerinin anlatımında bunun detayına girmeyeceğim, bu konuda yazılarda bir uyum vardır. Nereleri yönetimi altına aldığı konusu çok tartışmalıdır, ayrıca pek çok farklı kavimleri emri altına alınmıştır.
    İsminin ise Gotça (Almanca) Etzel’den geldiği başkenti Etzelburg isminin bununla ilgili olduğu kabul edilebilir. Got diline “Küçük Baba” anlamını taşımaktadır. Benim görüşüm Hun isminin devam edemediği, Germen ve Gotların verdiği isim ile tarihe geçmiştir. Attila ile ilgili Almanca 1200 yıllarında yazılmış “NIBELUNGEN DESTANI” bulunduğu burada Etzel olarak ismi geçtiği görülmektedir.
    Türkiye açısından en önemlisi Attila’nın İstanbul kapılarına dayanmasıdır. 447 tarihinde Balkanlara ve Doğu Roma İmparatorluğu üzerine sefer yapmıştır. Büyükçemece’ye kadar gelmiştir. İmparator ile barış anlaşması yapılmış yüklü bir ganimet alarak geri dönmüştür.
    Hunlar nomadik (gezginci) bir topluluktur. Bugün Anadolu’da Yörükler bu tarz yaşamı sürdürmektedir. Sadece hayvan otlatırlar onunla geçinirler.
    Attila kendisini Büyük Namrut soyundan geldiğine inanır. Gezgin bir toplum olduğu için Hunlardan, yazılı hiçbir belge gelmemektedir. Kahramanlıklarını ve geleneklerini babadan oğula aktararak gelirler.
    Hunların kullandığı dil hangisidir. Bu konuda yapılan araştırmalar şöyle özetlenebilir. İskitleri dili veya Türk dili Çuvaş veya Moğol dili olabilir.
    Hunları dini hangisidir. Hüküm sürdüğü ve düşmanı olduğu her iki Roma İmparatorluğu Hıristiyan dinini benimsemiştir. Emri altına giren Got, Germen kabileleri ve Danimarkalar henüz eski pagan dinlerindedirler.
    Hunların ve Attila’nın dini ise Asya’dan gelme ve Avrupa’da hiç olmayan Gök Tanrı Tengri inanışıdır. Bu inanış Avrupa’da kök salmamış, buna karşı Orta Asya’da Kırgızistan’da bugün dahi inananları bulunmaktadır.
    Attila son yıllarında Roma kapılarına dayanmış Papa Leo I ile karşılaşmış, Ama Roma’yı alamamıştır.
    Attila sonuç olarak her iki Roma İmparatorluğunun baş düşmanıdır. Roma’ya karşı Germenler ve bazı kuzey ulusları tarafından kahraman kabul edilmektedir.
    Sonuç olarak Roma kapılarında iken Attila öldürülmüş ve imparatorluk çok hızlı çökmüştür. Eşinin onu zehirlediğine inanılır.
    Cenazesi bilinmeyen bir yere Hun usullerine göre gömülmüş onu gömenlerde yok edilmiştir.
    Oğulları küçük çapta devam edebilmiş ama imparatorluk asla devam edememiştir.
    Attila bir hanedan kuramamıştır. Macaristan Peşte yakınlarında başkenti, mezarı bulunamamış, Attila gününden bir yapı bir belge bugüne gelememiştir.
    Yazıma Macar Müzesinden bir resmi ile Hunların hüküm sürdüğü coğrafya eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 25.03.2020 yayınlandı)

Toplam 567 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.