Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, tarihi bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyündeki tarihi su kanallarını bekleyen tehlikeye dikkat çekiyor. Bildirici, imara açılan Germüş köyünde tarihi eserlerin yanı sıra su kanallarının da tehdit altında olduğunu belirtiyor.
    İki hafta önce Agos’ta, ‘Germüş’te imar oyunları’ başlığıyla yayımladığımız haberde, tarihî bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyünde imar izni verildiğine, bunun da Germüş’teki tarihî yapılar için önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çekmiştik. İmar izninin sadece tarihî binalar için değil, Germüş’ün bir başka paha biçilmez zenginliği olan su kanalları açısından da tehlike oluşturduğu ortaya çıktı.
    Top bakanlıkta
    2011’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifiyle ‘turizm gelişim merkezi’ ilan edilen Germüş’teki Surp Asdvadzadzin Kilisesi gibi tarihî yapıların turizm amaçlı kullanımıyla ilgili her türlü yetki, Kültür Bakanlığı’na geçti. Germüş Kilisesi ve çevresindeki yerleşim alanları, daha önce Şanlıurfa Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nca “kentsel arkeolojik sit alanı” ilan edilmişti. Bu çerçevede, 8 adet konut da tescil edilmişti. Buna rağmen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Turizm Yatırımları, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Genel Müdürlüğü izniyle, Ermeni mezarları ve yerleşim yerlerine 1.6 emsal imar izni verildi. Böylece, ‘kentsel arkeolojik sit alanı’ ilan edilen alanlara imar izni verilmediği hâlde, Germüş Kilisesi ve çevresinde boş arazilerin bulunmasına rağmen, ikinci bir kilise ile 19. yüzyıldan kalma taş yapıların bulunduğu yerleşim alanına, imar izni verilmiş oldu.
    Sudan gelen miras
    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, Agos’a yaptığı açıklamada, Germüş’ün bir başka tarihî zenginliği olan ‘kehriz’lere dikkat çekiyor.İçme suyu şebekesinin olmadığı dönemlerde, içme suyunda kullanmak ve tarım arazilerini sulamak üzere dağ eteklerinden, yelpazeler içindeki geçirimli katmanlardan su taşıyan yatay yer altı su yolu sistemine ‘kehriz’ deniyor. Mehmet Bildirici’nin DSİ (Devlet Su İşleri Müdürlüğü) tarafından yayımlanan ‘Tarihi Sulamalar’ adlı bir kitabı var. DSİ kaynaklarından yararlanarak yararlanarak hazırladığı kitabında Bildirici, su kaynaklarının kullanımınının ve su anıtlarının tarihine odaklanıyor.
    ‘En güzel kehriz’
    Agos’a konuşan Bildirici, Germüş’teki su kanalları hakkında şöyle diyor: “2014 yılında Sarkis Seropyan ve Nazar Binatlı yönetimindeki gezide, Göbeklitepe’den sonra, bir saatliğine Germüş’e uğradık. Köyü görünce çok heyecanlandım. Kanalların ve giriş su alma bacalarının dolduğunu, esasen köyün nüfusunun da çok az olması nedeniyle fazla suya ihtiyaç kalmadığını gördüm. Konuyla ilgili daha sonra yaptığım araştırmalarda, Germüş’te bulunan su yollarının Ermenice isimleri olduğunu öğrendim. Bugüne kadar katıldığım uluslararası tarihî su toplantılarında, bu tür ‘kehriz’lerin (su kanallarının) İran’dan dünyaya yayıldığı görüşü vardır. Ben şahsen buna karşı çıkıyorum. İran’da MÖ 6. yüzyılda Darius’un yönetiminde, çok önce MÖ 9. yüzyılda Urartu döneminde, su kanallarının rastlanmaktadır. Urartular, dünyanın en eski su uygarlıklarından biridir. Kehrizlerin Doğu Anadolu’da, yani Ermeni platosunda çıktığını savunuyorum. Bu açıdan Germüş, Türkiye’de ve dünyada en güzel kehriz örneklerinden biridir.”
    Germüş’ün imara açılmasının, tarihî su kanalları için de önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Mehmet Bildirici, kamuoyunu ve yetkilileri, Germüş’teki tarihî miras konusunda duyarlı olmaya çağırıyor.
    http://www.agos.com.tr/tr/yazi/11102/germusun-su-kanallarina-dikkat

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    GÖKOVA, HALKIN DEYİŞİ İLE KOZLU KUYU NE ZAMAN KURULMUŞ OLABİLİR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Akyaka’yı ilk defa 1975 yılında gördüm, ona âşık oldum, önce 1977 yılında tarla aldım, onu 1985 yılında sahilde bir ev ile değiştim, 2019 yılında da evimin arkasındaki bahçeme cephe yola Sayın Ula Belediye İsmail Akkaya ve Ula Belediye Meclisinin oy birliği ile aldığı kararla ismim verildi. Ben artık kendimi Akyakalı sayıyorum, sonsuza kadar burada uykuya dalmak istiyorum.
    Çok sevdiğim Akyaka’da 1940, 1950’li yıllarda yaklaşık 10 hane yaşıyordu, yani nüfus 50 kişi, bunlarda Gökova köyü kapsamında idi. Yani benim yaşadığım Akyaka 1971 tarihinde muhtarlık olmuş Gökova köyünden ayrılmıştı. Akyaka’nın anası Gökova (Kozlukuyu) idi. Bugün itibariyle yavru Akyaka anası Gökova’yı geride bıraktığı gibi, bağlı bulunduğu Ula ilçesini de geçmek üzeredir. Akyaka’da olan bu gelişme çevreyi de canlandırmakta oralara hayat vermekte kültür götürmektedir.
    Bu yazımda Gökova köyü (bugün Mahalle) ne kadar eskidir. İlk insanlar buraya ne zaman yeniden yerleşmiştir. Bunları incelemeye çalışacağım
    Tabii ki ilkçağı ayırmak gereklidir. İlk çağda burada ve çevresinde yaklaşık 2400 yıl önce bir Karia kenti olan İdima kenti vardır. Burada para basılmıştır. O günlerden bu güne kaleler, yazıtlar kaya mezarlar gelmiştir. Çevresin de zamanın en güzel ve gelişmiş kentler kurulmuş, dünyanın en önemli bölgesi olmuştur.
    Ama ilk çağ sona erdiğinde (M.S 4-7 yüzyıllar) Roma yönetiminin kaosa girmesi, çok uzun süren veba salgını ve yıkıcı depremler sonucu bütün Karia’daki kentler yıkılmış boşalmış, nüfus yok olmuş veya başka yerlere göçmüştür.
    Menteşe Beyliği ve Osmanlı döneminde Milas ve Muğla’da parlaklık devamını korumuş, Akyaka ve Gökova’nın bulunduğu Çukur (Giova) olarak isimlendirilen bu bölgede son 100-150 yıla kadar bir gelişme olmamıştır.
    Gökova diğer adıyla Kozlukuyu ne zaman yeniden kurulmuş olabilir? Bu konuda çok az belgeler vardır. Kaynak kişiler vardır. Bunlara başvuracağız.
    Bodrum’ da (Halikarnas) incelemeler yapan Mousolos’un anıt mezarının temellerini bulan, burada bulduğu değerleri parçaları ben kaçırdı demeyeceğim, devletin önem vermediği bu parçaları devletin izni ve yardımı ile British Museum’a götüren Charles Newton (1816-1896) anılarında Marmaris’ten Muğla’ya bir yürüyüş yapmış, 1856 yılında bölgemizden geçmiştir. Bazı Türkmen çadır ve mezarlarına rastladığından söz etmekte yolu üzerinde Gökova köyünden söz etmemektedir. Buradan bu tarihe kadar köyün bulunmadığı kanısına varılabilir.
    İkinci belge Zekai Eroğlu’nun Muğla Tarihinin 183 sayfasında 1938’li yıllarda nüfuslara yer verilmektedir. Burada Gökova için verilen nüfus 1.299 sayısıdır. Ula ilçe merkezi için verilen sayı 4.024. Bugün Gökova içinde Yazılıtaş, Akçapınar, Şirinköy, Gökçe (Ferek), Haşim Bahçe vs gibi yerleşimlerde Gökova içinde görülmektedir.
    Üçüncüsü Fransız Araştırmacı Loui Robert 1937’li yıllarda çok kapsamlı bir araştırma yapmış, İdima kentinin Kozlukuyu üzerindeki Akrapolu’nü keşfetmiş ve Gökova köyüne ait bir fotoğraf yayınlamıştır. Renksiz çekilen fotoğraf net değildir. Ama o zamanki yerleşim bugünkü ovada değil sel çayının üzerinde tarihi İdima kaya mezarlarının bulunduğu (Nekropol) alanında sayıları yaklaşık 18 civarındadır. Çocukluğu burada geçmiş annesi Yasakçı ailesinden Gülsiye ve babası köyün önde gelenlerinden Yerkesikli Şükrü Abbak olan şair yazar Özgül Abbak (1957) ile tanışırız, zaman zaman bir araya geldiğimizde uzun sohbet ederiz. Kendisine 1937’li yıllarda çekilmiş fotoğrafı büyüterek gösterdim. Evleri tek tek tanıdı ve sahiplerini bana yazdırdı. İşte buraya ilk yeniden yerleşen 18 aile, bunların çoğu Yasakçılar ve diğerleri tahminen 3-4 ailedir.
    En yukardan başlayarak
    - Takma adı Hâkim olan Salih’in (Yasakçı) evi- Kanadalı Meryem Kuzey oturuyor.
    -Mustafa Yasakçı (Evinde bulunmuş Helenistik döneme ait yazıt var), Mustantik oğlu
    -Balıkların Halil --Çobanların Ahmad--Salyangoz Osman--Bebek teyze
    -Muhtar Mehmet Gökovalı (Şadan Gökovalı babası)
    -Hacı Havuslar iki ev
    -Kara Salihlerin evi (Grantın fotoğrafındaki ev) merdiven taşları Akropolden gelme
    -Tahsin Balık—Ramazanlar -Karayaşar (Dursun)
    -Ütüklerin Ali—Çallılar--Ağaların Ali -Taktaklar
    -Mustantik Yasakçı olmak üzere toplam 18 ev, köken olarak 4-5 aile
    Son olarak Yasakçı soyundan şair-yazar Özgül Abbak’ın annesi Gülsiye Abbak (1935) köyün yaşlılarından bu konuda onun görüşleri de bu bilgileri doğruluyor. Köye ilk yerleşenlerin Yasakçılar ailesinden babasını dedesi olduğunu köye girişte Karayolu tünelinden Çaydere’ye kadar zeytinlik dağın Yasakçı dağı olarak anıldığını söyledi.
    Aynı köye ilk yerleşen aileler arasında bulunan Şadan Gökovalı da Kozlukuyu isminin de köye girişteki biri köprü yakınında ceviz ağacı yanında, biri de şimdiki cami sokağında iki kuyu bulunduğu köyün suyunu buradan temin ettiği, bunların bugün kapatılmış olduğu, köyde tarihi bir çeşme ve camii bulunmadığı ifade etmiştir..
    Yazıma bana önemli bilgiler sunan köyün yaşlılarından Gülsiye Abbak’ın bir resmi ile 1937 yılında köyde çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 22.11.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE TARİHİ ASANSÖR’DE GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İzmir’de katıldığım panel ve teknik geziden sonra 27 Ekim 2019 Pazar günü İzmir’i tek başına gezmek istedim. İzmir’i önceleri defalarca gezme fırsatım olmuştu. İzmir çok tarihi bir kentti, Arkeoloji Müzesi’ni, muhteşem Agora’yı gezmiştim. Gezeceğim yerler tarihi olmalıydı. Önceleri su kuvveti, hidrolik pompa ile çalışan İzmir ASANSÖR’ÜNÜ görmemiştim. Onu görmeye karar verdim.
    Asansör Konak’a yakın genelde Yahudi kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı Karataş Mahallesi’nde bulunmaktadır.
    Türkiye’de pek çok antik tapınaklar, camiler, kiliseler, köprüler, su kemerleri vardır. Su kuvveti ile çalışan, 100 yaşının çok üstünde olan öncü yapılar olarak ben şahsen sadece İstanbul Karaköy’de tünel ve İzmir’de Asansörü biliyorum. Zamanında su kuvveti ile bugün elektrikle çalışan bu iki sanayi yapısı hala hizmet vermektedirler. Örnek olarak İstanbul bugünde çalışan tünel dünyada açılmış ikinci yeraltı Metrosudur, geniş bilgi Web sitem Web 2015 de Galata bölümünde bulunmaktadır.
    www.mehmetbildirici.com
    İzmir Metrosu, 1907 yılında Osmanlı vatandaşı Yahudi kökenli Nesim Levi tarafından hizmet amacı ile yaptırılmıştır. Yüksekliği 58 metredir. Bir köşesinde yapılışı hakkında Fransızca ve İbranice kitabe vardır. Maalesef Türkçe diline yer verilmemiştir.
    Asansör girişine giden dar sokakta bir sürprizle karşılaştım. Dünyaca ünlü Yahudi kökenli şarkıcı DARIO MORENO bu sokakta bir evde büyümüş, sokağın köşesine şarkıcının bir büstü konmuş, hemen yakınında Dario Moreno Kültür Merkezi bulunmakta ama kapalı olduğundan ziyaret edemedim.
    Bir su tarihçisi olarak su kuvveti ile çalışan Asansörü görmekten büyük keyif aldım. Asansörle yukarı çıktım. Şahane İzmir’in ayağımızın altındaki eşsiz panoramasını seyrettim, bir kahve içtim. Benim için yorucu oldu ama iyi ki gelmişim diyorum.
    Buradan Basmane’ye gidip Kamil Koç otobüsü ile Muğla’ya ve oradan Akyaka’ya döndüm. Üç günlük şahane İzmir gezisi böylece sona erdi.
    Yazıma Asansör ve Dario Moreno ile ilgili 2 fotoğraf eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 21.11.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE TARİHİ KADİFE KALEDE GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İzmir’de katıldığım panel ve teknik geziden sonra 27 Ekim 2019 Pazar günü İzmir’i tek başına gezmek istedim. İzmir’i önceleri defalarca gezme fırsatım olmuştu. İzmir çok tarihi bir kentti, Arkeoloji Müzesi’ni, muhteşem Agora’yı gezmiştim. Gezeceğim yerler tarihi olmalıydı. Son zamanlarda gazetelerde Agora civarında Kadife Kale’ye kadar olan yerlerde tarihin fışkırdığı antik İzmir ile ilgili pek çok yapının, tünellerin ortaya çıktığını okudum. O halde Kadife Kale’ye (Mount Pagos) çıkmalıydım. Öyle yaptım bir otobüse atladım fakir yapıları geçerek Kaleye vardım.
    M.Ö 333 yılında Büyük İskender İzmir’i aldığında tarihi Symrna bugünkü Bayraklı semtinde küçük bir kentti. İskender Bugünkü Pagos dağına çıkıyor. Kale yok, bugünkü İzmir ortada yok, yemyeşil denize kadar uzanan şahane bir manzara var.
    İskender bir ağacın altına uykuya yatıyor, güzel uyuyor, havasını beğeniyor. Anlatılan o ki rüyasında Nemesis adlı periler görünüyor. İskender’e burada bir kent kurdurmalısın diyor. Rüyasını yorduruyor, burada bir kent kurulmasını Bayraklı’da olan İzmir’i (Symrna) buraya taşıyın diyor, İskender bir daha gelemeyecek şekilde ayrılıyor.
    Ben bir kafeye oturdum. Bir çay içtim, Pagos dağını altında denize kadar uzanan şahane manzarayı 2400 yıl öncesini hayal ettim.
    İskender’in ölümünden sonra burayı yöneten Lysimakhos tarafından İskender’in emri yerine getiriliyor. Şahane kale, yeni kurulan İzmir’i Akropolü olarak yapılıyor, denize kadar zaman içinde Kale eteklerine Amfi Tiyatro, tapınaklar, Agora vs.. inşa ediliyor, dünyanın incisi antik Symra ortaya çıkıyor.
    Kale duruyor ama amfi tiyatro, tapınaklar ortada yok, savaşlar, zaman ve özellikle depremlerin yıkıcı etkisi ile ortadan kalkıyor. Oturduğum kafeden bu İzmir’i hayal etmeye çalıştım. Uzun uzun seyrettim.
    Aradan yüzyıllar geçiyor, Symrna biz Türklerin eline geçiyor İzmir oluyor. Burada şu dikkat çekici biz Türkler kente yeni isim vermiyoruz, Symrna’yı İzmir yapıyoruz. Pagos dağında yapılan kaleye “Kadife Kale” diyoruz.
    Üzücü olan şu ki bu şahane kent kalıntıları üzerine basit gecekondu tipi evler yapıyoruz. Bugün ki gerçek manzara bu… Yoksulların yaşadığı yerler
    Amfi Tiyatro levhası görüyorum. Çok seviniyorum, soruyorum, evlerin altında diyorlar.
    Son olarak burada geniş bir kamulaştırma olduğunu bir kısım evlerin boşaltıldığı, bir kısmının terkedildiğini görüyorum. Amfi Tiyatro bunlar altında imiş, Bu evlerin boşalacağına seviniyorum. Tabii ki burayı mesken edinmiş kişiler madur edinmemeli, başka yerlerde daha sağlıklı yerlerde yeni meskenler edinmeli biz Türkler ve uygar dünya tarihi İzmir’i (Symrna) görebilmelidir.
    Son olarak da oturduğum kafeden ortaya çıkacak bu antik kentin kazı sonrası ortaya çıkacak panoramayı uzun uzun hayal ettim. Ben seksen yaşında bir kişi olarak bunu göreceğimi sanmıyorum. Gelecek kuşakların bunu gerçekleştireceğine ve dünyaya işte antik İzmir buydu diyeceklerine tüm kalbimle inanıyorum. Yazıma Kadife Kaleden iki fotoğraf eklenmiştir.
    (Devrim Gazetesi 14.11.2019 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASINDA GERÇEKLEŞEN TARİHİ SU PANELİ EFES ANTİK KENTİ GEZİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    25 Ekim Cuma öğleden sonra gerçekleşen tarihi su Panelinin akşamı Prof Dr Ünal Öziş’in özel yemeğine katıldım. Benim için unutulmaz bir gün sona erdi.
    Ertesi günü Efes antik kentine bir teknik gezi vardı. Efes, antik çağın en önde gelen kentiydi. Anadolu’daki büyük kentler kendi yörelerinde daima ikinci Efes’tir. Biz tarihi su araştırmacıları için Efes’in tarihi suyolları öncelikli konuydu. Bunlar ise kentin içinde değil uzağında, çevresindeydi. Prof Dr. Ünal Öziş’in bu konuda çok çalışmaları ve katkısı vardı. Ama bu gezide yoktu. Bu gezide rehber bu kentin suyollarının ortaya çıkmasında büyük katkısı olan Ünal Hoca’nın öğrencisi Ayhan Atalay idi. Bu geziye Efes konusunda ilk çalışmaları başlatan Prof. Dr. Turhan Acatay da katılmamıştı.
    Efes suyolları konusunda panelde dağıtılan Turhan Acatay’ın sunumundan bir özet vereceğim. Efes, Milet ile İonya’nın (Ege) ve o günkü antik dünyanın en önde gelen kentleridir.
    Yaklaşık nüfusu 200.000 üzerinde olan kentin günlük su ihtiyacı günlük 8.000 m3 civarında olup bu dört kaynaktan sağlanıyordu. Suyollarının toplam uzunlukları 100 km üzerineydi. Bunlar;
    1.. ŞİRİNCE (Selenus) su yolu: Şirince Selçuk ilçesine yaklaşık kuş uçuşu 5 km olup kaynaktan alınan su halen Şirince’ye hizmet etmektedir. Şirince eski bir Rum köyü olup çok tutulan hafta sonu tatil yeridir..
    2.. DERBENTDERE (Marnas) Su Yolu; Bu suyolu üzerinde POLIO Akedükü (sukemeri) bulunmaktadır. Bu akedükün üzerinde bulunan yazıtlardan M.S 14 yılında Roma İmparatoru Augustos döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Mimari olarak en monumental (anıtsal) bir yapıdır. Anadolu’da yapılmış ilk sukemeridir. Zira önceki Helenistik dönemde güvenlik sebebi ile su kanallarının yer altından iletilmesi benimsenmişti. Roma bölgede güvenliği sağlamış su yapıları yer üstüne alınmıştır.
    3. DEĞİRMENDERE (Kenchrios) Suyolu; Roma döneminde yapıldığı (M.S 1 yüzyıl),
    Toplam uzunluğu 42 km bulmaktadır.
    4. KAYAPINAR (Kaystros) suyolu yaklaşık Efes’in 25 km kuzey doğusundan gelmektedir.
    Şimdi de kısaca Efes kenti suyollarının gün yüzüne çıkarılması için çaba sarf eden yerli ve yabancı bilim adamı ve araştırmacılardan söz edeceğim.
    Efes kentinin suyollarını ilk inceleyen Avusturya’lı Viyana doğumlu Phlipp Forcheimer’dir (1852-1933). 1923 yılında yayınlanan (“Forshungen in Ephesos Bd III sayfa 224-255”) 30 sayfalık çalışması Efes kenti suyolları için başlangıçtır. Forcheimer o zaman ki adı Mühendis Mekteb-i Âlisi olan İstanbul Teknik Üniversitesinde 1889-1891 ve 1914-1918 yılları arası Hidrolik derslerini vermiş çok değerli bir bilim adamı ve su mühendisidir. Görev yaptığı İstanbul’da Bizans dönemi sarnıçları isimli 270 sayfalık çok kapsamlı bir çalışması bulunmaktadır. Web sitemin Almanca bölümünde bu değerli esere ulaşmak mümkündür.
    www.mehmetbildirici.com
    1970’li yıllarda İzmir Dokuz Eylül Profesörlerinden bu toplantıda katılımcı olan Em. Prof. Dr. Turhan Acatay Türk araştırmacılar arasında ilktir. Öğrencilerinin Diploma çalışmalarında Efes kenti suyolları konusuna ön vermiştir.
    1987 yılında ALZINGER Almanca olarak eski kentlerin suyolları isimli Almanca eserinde Efes kentine yer vermiştir. (Dört sayfa)
    Daha sonra İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde emekli Prof. Dr. Ünal Öziş, Ayhan Atalay ve arkadaşları kapsamlı çalışmalar yapmışlar, Kayapınar suyolunda güzergâhı belirlemişler, Değirmendere suyolunda iki tüneli ortaya çıkarmışlardır.
    2004 yılında benimde katıldığım Alman Prof. Dr. Henning Fhalbusch önderliğinde ve Avusturya Arkeoloji himayesinde uluslararası bir toplantı düzenlenmiş, Efes, Bergama, Prien, Laodikya (Denizli) vs gibi kentler gezilmiş, bu kentler hakkında pek çok sunum yapılmıştır. Bu toplantı Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nde görevli yakından tanıdığım Gilbert Wipplinger tarafından organize edilmiştir. Uluslararası bu toplantıya Türkiye’den pek çok su mühendisi ve arkeolog katılmıştır.
    Sonuçta bu toplantıyı organize eden Wipplinger Efes kenti suyolları ile ilgili eski çalışmaları dikkate alarak, yeni bulgulara da ulaşarak yaptığı çalışmaları toplantı sonrası editörlüğünü yaptığı Cura Aquarum in Ephesos isimli Almanca kitapta yayınlamıştır.
    2008 yılında Ünal Öziş öncülüğünde Devlet Su İşleri 2. Bölge Müdürlüğü tarafından Gümüldür’de düzenlenen Tarihi Su yapıları toplantısında Efes suyolları konusu ulusal ortamda incelenmiş, daha sonra burada sunulan bildiriler 2009 yılında İstanbul’da düzenlenen 5 Dünya Su Forumuna taşınmıştır. İzmir’de yapılan toplantıda Ünal Öziş’in yanında Prof. Dr. Orhan Baykan ve ben Mehmet Bildirici’nin emekleri bulunmaktadır.
    Son olarak bana gönderdiği mailde Wipplinger tüm çalışmalarını Almanca Efes Suyollarını kapsamlı iki cilt yayınladığını bildirmiştir. Ancak bu yayına henüz ulaşmış değilim. Mutlaka edineceğim, tarihi suyolları konusunda geniş bir arşivim olduğunu da burada belirtmek isterim.
    Bu kadar önemli ve evrensel olan Efes suyollarının ortaya çıkarılmasında emeği ve alın teri olan Yüksek İnşaat Mühendisi Ayhan Atalay rehberimizdi. Tek tek anlattı, tek tek gösterdi kendisine çok teşekkür ediyorum.
    Bu arada Selçuk ilçesi içinde şahane Bizans dönemi su kemerlerini, Artemis tapınağı temellerini, İsabey Camiini, Yedi Uyurlar mağarasını görme fırsatımız oldu. Gezide İnşaat Mühendisleri odası bize Yedi Uyurlar Mağarasına yakın çok otantik bir kafede gözleme ve yayın ayranı ikram etti. Bu gezide inşaat Mühendisleri odasında aktif rol almış, bu konulara çok meraklı Jale Alal’ı tanıma fırsatım oldu, tüm geziden çok büyük bir keyif aldım. Bu toplantıyı ve paneli düzenleyen ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.
    Yazıma Selçuk ilçesinde bulunan su kemerinden ve Anadolu’da ilk Roma sukemeri olan Polio sukemeri, Selçuk içinde sukemerleri ve İsabey Camii avlusunda çekilmiş üç fotoğrafı ekliyorum.
    (Muğla Devrim 13.11.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASINDA GERÇEKLEŞEN TARİHİ SU PANELİNE KATILDIM 25. EKİM 2019 I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ekim ayında leyleği havada gördüm. En son 2018 Ekim ayında İstanbul Su ve Kanalizasyon Dairesi Başkanlığı (İSKİ) tarafından gerçekleşen Tarihi su konferansına katılmış ve kendi kendime bu son demiştim. Hâlbuki son olmadı
    Bu yıl Ekim ayında ise iki toplantıya birden katıldım. İlki Muğla’da Hidroloji Kongresi idi, ikincisi ise İzmir’de yapılan Tarihi Su Yapıları paneli idi. Ben daha önce 1997 yılında gene İzmir’de yapılan Teknik Kongreye katılmıştım. Ben İzmir’de yaşamış biri değilim. Beni bu toplantılara katılımımı sağlayan bu konuda yaşayan büyüğümüz, abimiz Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Emekli Prof. Dr. Ünal Öziş’tir. Buradan kendisine teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. Kendisi ile bizzat 1994 yılından beri tanışırız. Pek çok toplantılarda birlikte olduk. Tüm yayın ve kitaplarını hep bana göndermiştir. Ayrıca bütün eserlerinin kaynak bölümlerinde ben Mehmet Bildirici’nin yayınlarına yer vermiştir. Ben de tarihi su yapıları konusunda tüm yayınlarımı kendisine sunmuş bulunuyorum.
    Toplantı iki yıl önce kaybettiğimiz Denizli Pamukkale Üniversitesi’ne görev yapan Prof Dr. Orhan Baykan (1953-2017) anısına yapılmıştır. Panele gene öğretim üyesi eşi Nesrin Baykan ve kızı da katılmıştır.
    Orhan Baykan 1953 yılında İzmir’de doğmuştur. İzmir Atatürk Lisesi’ni 1970 yılında, Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden 1974 yılında mezun olmuştur. Çeşitli kurumlarda çalıştıktan sonra İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde asistanlığa başlamış 1995 yılında Doçent 2001 yılında Profesör olmuştur. En son Denizli Pamukkale üniversitesinde görev yapıyordu.
    Orhan Baykan’ın özellikle tarihi su yapıları konusunda sayılamayacak sayıda yayını vardır. Yayınları genelde Denizli, Muğla (Karia) Aydın bölgelerini kapsamaktadır.
    Toplantının açılış ve hoş geldin konuşmasını Em. Prof. Dr. Ünal Öziş yaptı, Orhan Baykan ile anılarını, bilimsel kişiliğini belirtti. Paneli Ünal Hoca’nın sağ kolu Öğretim Görevlisi Yalçın Özdemir yönetti. Panelin yönetilmesi konusunda Yalçın Özdemir’in hizmetleri unutulmazdı. Ayrıca panelden sonra beni bana ayrılan Marla Oteline kadar götürdü çok yardımcı oldu. Kendisine sonsuz teşekkürler.
    Kısaca toplantıya katılanlardan da söz etmek isterim.
    İlki Em. Prof. Dr. Müh. Turhan Acatay idi. Acatay benden daha eski İTÜ mezunu bir büyüğümüz. Dokuz Eylül Üniversitesinden emekli.
    Ünal Hoca sayesinde kendisine daha önce tanımıştım. Aslında Acatay Türkiye’de tarihi su yapılarının ilk farkına varanlardan Efes tarihi suyolları konusunda ilk çalışanlardan ancak daha sonra bu çalışmaları sevgili arkadaşı Ünal Öziş’e bırakmış, kısa konuşmasından rahmetli Orhan Baykan ile anılarına yer verdi.
    Bazı konuşmacılardan sonraki konuşmacı ben idim. Bundan büyük duydum. Burada bana yer verilmesinin özel bir önemi vardı. Şüphesiz suyun hayatımızda çok önemli yeri var, pek çok bilim insanı bunu çeşitli yönleriyle incelenmektedir.
    Dünyada hidrolik konusunda çalışan pek çok bilim adamı vardır, bu konuda üniversitelerde pek çok Türk bilim adamları olduğuna inanıyorum.
    Ama suyu tarihi ve hidrolik açısından uzun süreli inceleyen inşaat mühendisi kökenli olanlar göz önüne alınırsa bu sayı çok azalmaktadır. Yirmi otuz yıl bu konuyla yatıp kalkan kişilerin başında kendisinden büyük ışık aldığımız Prof. Dr. Kazım Çeçen’i (1919-1997) bu vesile ile saygıyla anıyorum. Diğeri ise bu konuyu bizlere sevdiren Em. Profesör Doktor Ünal Öziş’e (1934) saygılarımı sunuyor. Kendisine sağlıklı uzun yaşam diliyorum. Bu iki değerli hocalarımızın ardılları olarak yaş sırasına göre ben Mehmet Bildirici’yi (1939), Galip Büyükyıldırım (1950) ve anısına panel düzenlediğimiz rahmetli Orhan Prof. Dr. Orhan Baykan’ı (1953-2017) sıralıyorum. Elbette bu konuda başka arkadaşlar da vardır ve ileride daha olacaktır.
    Benden sonraki konuşmacı Galip Büyükyıldırım Antalyalı olup çalışmalarının ağırlığı Antalya ve çevresindeki antik kentlerle ilgilidir. Büyükyıldırım’ın DSİ’nin 40. Kuruluş yılında yayınlanan Antalya Tarihi Su Yapıları kitabının ardından 2017 yılında “Yirminci Yüzyılda Su İşleri Su İşleri ve Antalya” isimli çok güzel bir kitabını DSİ Genel Müdürlüğü Yayınlamış, lütfetti bana da armağan etti. Bir çırpıda okudum, Cumhuriyet dönemini anlatan tek su tarihi kitabı, genç meslektaşlarımın edinmelerini ve okumasını öneririm.
    Adına panel düzenlediğimiz Orhan Baykan ise çalışma bölgesi olarak Ege, Denizli, Muğla ve Aydın içinde bulunduğu Karia bölgesini seçmiş buradaki antik kentlere ait çok önemli araştırmalar yapmıştır.
    Şu çok ilginç tam 25 yıl önce 1994 yılında DSİ Genel Müdürlüğü’nün Sayın 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’de katıldığı ve tarihi su yapılarına çok önem verildiği törenlerde 3 kişinin kitabı yayınlanmıştı. Bunlar Ünal Öziş, Mehmet Bildirici ve Galip Büyükyıldırım idi. Bu üçlünün tam yirmi beş yıl sonra İzmir’de tekrar bir panelde bir araya gelmesi mucize değilse nedir?
    Yazıma 3 fotoğraf eklenmiştir. İlki ünlü Patara basınçlı suyolu önünde Orhan Baykan, eşi öğretim üyesi Nesrin Baykan, Galip Yıldırım ve Bildirici birlikte bir resim
    (Devam edecek)
    (Muğla Devrim 08.11.2019 tarihinde yayınlandı)

    Gönderildi (Bu mail bundan sonraki Panel 2, Efes teknik gezi gönderildi)
    izmir@imo.org.tr
    info@ula.bel.tr
    nbaykan@pau.edu.tr
    yalcin.ozdemir@deu.edu.tr Ünal Öziş
    galipbm@hotmail.com
    Ceyhun.ozcelik@yahoo.com.tr

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ’NDE 9-12 EKİM 2019 TARİHLERİNDE GERÇEKLEŞEN HİDROLOJİ KONGRESİ ARDINDAN İZLENİMLERİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçtiğimiz günlerde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Kampüsünde 10. HİDROLOJİ kongresi gerçekleşti. Çok başarılı geçtiğine inandığım kongre Doç. Dr Ceyhun Özçelik tarafından hazırlandı. Bu konuda yakından tanıdığım Özçelik’in çok özverili ve yorucu bir çalışma yaptığının farkındayım. Kongreye devlet kurumları başta Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Türkiye’nin hemen hemen tüm üniversitelerinden geniş bir katılım olmuştur.
    Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün olmak üzere tüm Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ yöneticileri katılmış, çok iyi ev sahipliği yapmışlardır.
    Ancak kongre üniversite kampüsünde olmasına karşı Rektörlükten kimseler ortada yoktu. Bunun yanında memleketim Konya’dan hiç katılım olmaması düşündürücüydü.
    Kongrenin ana konusu su yani Hidroloji idi. Su ise günümüzün ve geleceğimizin en önde gelen sorunu, nüfus hızla artıyor, temiz su kaynakları kirleniyor, yeterince artmıyor. Üzerinde durulması gereken bir konu, ayrıca su tamamen Uluslararası bir sorun. Akarsuların bazıları bir ülke topraklarında doğuyor ve denize dökülüyor Kızılırmak gibi ama bazıları bir ülke topraklarında doğuyor başka bir ülkede denize dökülüyor. Fırat, Dicle nehirleri gibi, komşular arasında sorun oluyor.
    Bir örnek vermek istedim. Uluslararası İsrail ve Ürdün’de yapılan “Cura Aquarum” toplantılarına katıldım. 2007 yılında Ürdün’de yapılan toplantıda Ürdün Su Bakanı Osman Alkurdi açıkladı. İki ülke arasında bulunan deniz seviyesi altında bulunan Ölü Deniz son yıllarda hızla küçülüyor. Bunun hayata döndürülmesi için 180 km uzaklıktan Akabe Körfezinden su basılması gerekiyor. Bu ise Uluslararası finansman temin ederek ve Ürdün ile İsrail’in anlaşması ile mümkündür.
    Ürdün ve İsrail’in dinleri, dilleri, gelenekleri, yaşam şekilleri farklı olabilir. Ama ne yapıp yapıp su konusunda SAVAŞMAMALARI gerekir. SU SAVAŞLARI OLMAMALIDIR.
    Kongreye bende katıldım, hem de hiçbir kuruma temsil etmeyen, DSİ emeklisi olarak, bundan da gurur duyuyorum.
    Konum ise “Karia Bölgesinde Su Mirasının Yeniden Keşfi” Şunu hatırlatmak isterim ben 1991 yılından bu yana tam 28 yıldan beri Tarihi Su Yapıları konusunda sürekli çalışıyorum. Tabii son yıllarda seyahat güçlüğü yüzünden hızım azaldı ve sadece masa başında bunu yürütebiliyorum. Bu işlere başladığımda DSİ IV. Bölge Müdürlüğünde çalışıyordum. Konya ve Türkiye’deki pek çok ilde DSİ imkânları ile inceleme yapma fırsatı buldum. DSİ Aydın Bölge Müdürlüğü aracı ve mühendisleri ile Knidos, Marmaris, Patara ..vs gibi kentlerde inceleme yaptım. Sunumumu da ileride özetlemek isterim.
    Kongre’de pek çok kişi ile tanışma ve görüşme imkânım oldu. Bunların başında değerli DSİ Genel Müdür yardımcısı Sayın Murat Dağdeviren, genç bir mühendis, oğlum yaşında konuşma fırsatım oldu, mühendislik bilgileri ve davranışları beni çok etkiledi, eski DSİ Konya Bölge Müdürü Sayın Mustafa Uzun ile kısacıkta olsa görüştüm.
    MUSKİ bugün Muğla ili çapında modern Muğla’nın içme ve atık su problemleri ile boğuşuyor. Müdür Yardımcısı Sayın Ali Tekkaya’yı tanıma fırsatım oldu. Aslında benim çalışmam eski dönemlerde, ilk çağlarda bunun nasıl çözüldüğü konusunda örnekler sunmaktı. Şunu itiraf etmeliyim ki Karia antik kentlerinde bunlara çok uygun çözümler üretilmiş, örnek olarak Knidos içinde kalıntılar arasında su borularından geçilmiyor. Ama hala suyun nereden getirildiği konusunda yayın yok. Bu da ben dâhil tarihe meraklı İnşaat mühendislerinin bir ayıbıdır diyorum.
    Anlatacak o kadar çok şey var ki. Son olarak İzmir’den gelip ileri yaşında (85 yaşında) toplantıya katılan “Mühendis ve Su” adlı bir ilginç sunum yapan Em. Prof. Dr. Ünal Öziş’ten (1934) söz edeceğim. Şunu da belirtiyim ondan sonraki en yaşı ben olduğumu sanıyorum.
    Ünal Hoca bana tarihi su yapıları sevgisini (ya da mikrobunu) aşılayan kişidir. Kendisi ile 1994 yılında Ankara’da yapılan DSİ Genel Müdürlüğünün 40. Kuruluş toplantısından bu tarafa tanışırız. Sayılamayacak kadar toplantılara katıldık. Yirmi beş yıl sonra Muğla Üniversitesi’nde buluşmak çok keyif vericiydi. Evimin bulunduğu Akyaka çok yakındı, misafir etmek istedim, sağlık sebeplerinden kalamadı.
    Ünal Hoca tanıştığımız 25 yıl boyunca daima bana destek verdi, tüm yayınlarında benim yayınlarımı kaynak gösterdi. Bu vesile ile kendine sağlıklı günler diliyorum.
    Son olarak kongreyi düzenleyen Doç. Dr. Ceyhun Özçelik ve Kader Benli’ye teşekkürlerimi sunuyorum.


    (Muğla Devrim 23.10.2019 günü yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    AKYAKA’NIN CENNET KOYLARINDAN EN GÜZELİ ALBAYIN KOYU
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka denizi, dağı ve ormanları dillere destandır. Plajlarının yürü yürü derinliğinin dizinize geldiği yerler yanında, Orman Kampı içinde derinleşen, atlama yapılabilen noktaları vardır. İyi yüzme bilenler için buralarda yüzmeye doyum olmaz. Orman kampı içinde 72 basamakla inilen 72 koyu diğer güzel koydur. Ama bence en ünlü koy ALBAYIN KOYU olarak bilinir. Bu Albay kimdir? Bu yazıda bunu konu edeceğiz.
    Bu Albay aslen Rodos Adası’ndan gelme fakir Muğlalı bir ailenin oğlu SÜLEYMAN FAİK TURNA (1918-1983).
    Albay’ın oğlu Diş Hekimi Caner Turna’ın Akyaka’da evi var, komşum ve arkadaşım. Kendisinden babası hakkında bilgi istedim, lütfetti anlattı, bende yazdım. Süleyman Faik Turna Akyaka’da unutulmamalıdır diye düşünüyorum.
    Annesinin babası Emin Efendi Rodos’tan gelmiştir. Rodos’ta Namık Kemal Mutasarrıf iken onun kâtibi kültürlü bir kişidir. Annesi Muğla Kafaca (Gavuca) köyünden babası Ali Onbaşı Bursa taraflarındandır. Babası Ali Onbaşı annesi üzerine ikinci evlenince annesi baba evine döner. Turna’yı annesi büyütür.
    Muğla’da İlkokulu bitirir, aile fakirdir, Turna Subay olmak arzusundadır. Annesi 1 Reşat altını verir yıl 1929, Cumhuriyet idaresi yürürlüktedir. Türkiye Latin harflerine geçmiştir. Turna Ulalı bir arkadaşı ile subay olmak üzere Bursa Işıklar Lisesine kadar yayan yapıldak giderler, Muğla nire, Bursa nire. Aydın’a kadar kervanlarla yürür, Aydın’dan Bursa’ya trenle giderler.
    Tesadüf Muğlalı Mustafa Muğlalı general olarak orada teftiştedir. Onun önüne çıkmayı başarırlar. Mustafa Muğlalı ellerine bir mektup verir, Erzincan Askeri Okuluna gönderir. Orada çok çok istediği askeri okula yazılırlar, burada eğitimi 6 yıl sürer ve bu arada ailesini göremez. Henüz daha çocuk sevgi ve ilgi ister, bunu nasıl elde ettiklerini şöyle anlatır. Askeri sınıf öğretmenleri vardı, tabii onların da sevgisi askeriydi der.
    Turna daha sonra subay olur. Subaylığı o kadar benimser ki, hiç sivil gezdiği görülmez, çok otoriter bir subay babadır. Evde yemek masası ayrıdır. İki oğlu olmuştur. Dr. Caner’in ağabeyi o da subay çıkmıştır. Yolda babasını görmez, neden selam vermedin diye onu cezalandırır, tokatlar !!!!! Subay olan oğlunun ölümü Faik Turna’yı çok yaralar, İstanbul’dan Akyaka’ya gelip beş altı ay kamp kurarlar, 1970’li yıllar. Akyaka’da kalacak otel, pansiyon yoktur, bugün Albay’ın koyu denen koyda çadır kurar burada kalırlar. Halk daha sonra buraya ALBAYIN KOYU adını verir.
    Çok başarılı bir Türk subayıdır. İngiltere ve İran’da Askeri Ateşe olarak görev yapar. Faik Turna’nın önünde ölen ve Dr. Caner Turna isimli iki oğlu vardır.
    (Muğla Devrim 25.10.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    ŞADAN GÖKOVALI 5 EKİM 2019 ŞİİR GÜNÜNDE SUNULAN KONYA LİSESİ ÖĞRENCİSİ NAİL ÇAKIRHAN ŞİİRLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Prof. Dr. Şadan Gökovalı şiir gününde okunmak için Nail Çakırhan’ın 1929 yılında 19 yaşında Konya Lisesi öğrencisi iken yazdığı 2 şiiri ekliyorum.

    KONYA’DA ÇIKAN KERVAN DERGİSİNDE NAİL V. ŞİİRLERİ
    Mehmet BİLDİRİCİ

    Daha önce yayınlanan bir yazımda Konya-Muğla gönül bağlarından söz etmiştim. Burada pek çok Muğlalı’nın Konya’da öğrenimlerini yaptıklarını belirtmiş idim. Bunların başında da Konya Lisesi mezunu Sayın Nail Çakırhan gelmektedir.
    Nail Çakırhan’ın Konya Lisesi’nde öğrenci iken yazdığı şiirler KERVAN adlı dergide 1929 yılında yayınlanmıştır. Sadece altı sayı olarak çıkan bu dergideki Nail V imzalı şiirler, yakın dostum, Araştırmacı-Yazar Sefa Odabaşı tarafından önce Konya’da Yeni Meram Kırkambar sayfasında ve ardından da “20. Yüzyıl Başlarında Konya’nın Görünümü” adlı kitabında yayınlanmıştır.
    KERVAN
    Geceleri eriten bir nur gibi ilerle
    Göğü yere indiren tipide karda kervan
    Kasırgayla arkadaş, kardeş ol şimşeklerle
    Kimseye minnet etme kalsa da darda kervan
    Haydi mübarek olsun sefere çıktın bugün
    Muradına erersen ne gururlan ne öğün
    Dirileri titreten o gün, heybetli ünün
    Ölülere can versin, sonsuz yollarda kervan
    (Nail.V. Kervan- 1 Mart 1929- Sayı 1)

    ÇIĞ (Hocam Sadettin Nüzhet Bey’e)
    Birkaç günden beridir evine boş dönene
    Hani ekmek diyordu, kadın bir kedi gibi
    Uzun uzun baktı da o yaşlı gözlerine
    Yokluğunu hissedince boyun büktü darıldı
    Erkekse gözlerinin bütün feri sönene
    Dünyada her açlığın dermanı bu der gibi
    Onu birden alarak kolunun çemberine
    Hayalden ince bele çılgın gibi sarıldı
    Daha demin üç gündür açız diyen dudaklar
    En mahrem köşelerde bir sır gibi gezindi
    O yerlerin mest eden parlak manzarasıyla
    Gözler sanki çıldırdı rabbim ne bakıştı o..
    Sar da Davut Ayşe’ni bir daha sar bir daha
    Ona ilk verdiğin söz ne büyük bir yemindi
    Yaşanmaz, yaşanmaz böyle bir yüz karasıyla
    Desene! Yaz içinde şimşekli bir bakıştı o
    Bu ses geçmiş günlerin geçmeyen bir izi gibi
    Bir yanan ağ halinde yandı kafatasında
    Bu ses, bir lokma için, bu sağır odasında
    Canavarca boğulduğu bir adamın sesiydi.

    Ağzından zehir saçan bu seslerin sahibi
    Yarı sönmüş ocağın simsiyah bacasından
    Dilini çıkararak acı acı sırıtan
    Uzun kızıl dudaklı bir şeytan gölgesiydi.
    Zirvesinde korkuyla açlığın karıştığı
    Kalbin buz dağlarından indi bir şehvet çığı
    Ruhunu bir sel kadar bulanık sularına
    Kollar tekrar sıkıldı çelik bir hilal oldu
    Midede doğan isyan kalpte ihtilal oldu
    Sonra bitkin daldılar sonsuz uykularına
    (Nail V-Kervan 15 Mart 1929-sayı 2)

    DERTTEN BİR GEMİ İSTİYOR
    İrem bağı da olsa korkunç bir mezar olur -Hocam Namdar Rahmi Bey’e
    Bir kadın kahkahası birden ahu zar olur
    Daha doğmadan ölen aşkının mabedinde
    İsa’nın omuzun da taşıdığı haç gibi
    Elem, bence mukaddes ben zevki kırbaç gibi
    Ruhumda şaklatırım boğar boğar da kinde
    Ne olurdu mabedin ince dehlizlerinde
    Devasa ızdırabın zift kokan dizlerinde
    Can verip baykuşların kalbine gömülseydim
    Mabedin dert kaldığı günden beri
    Çılgın ruhum her gözde kanlı bir nem istiyor
    Bitmek nedir bilmeyen mihnet elem istiyor
    Vahyini dertten alan ruhumun peygamberi
    Aşkımın harabesi, ömrümün şaheseri
    Bu çılgın at ağzına dertten bir gem istiyor
    (Nail V.- Kervan-15 Nisan 1929-sayı:4)

    Şiirlerin ithaf edildiği hocaları Sadettin Nüzhet ve Namdar Rahmi hakkında kısa açıklamalar şöyledir. Sadettin Nüzhet Ergun (Bursa 1901-İstanbul 1946) tanınmış edebiyatçı, Konya, Ankara Öğretmen Okullarında, İstanbul’da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Bu arada 1925-1927 yıllarında Konya Lisesi’nde Nail V.’nin edebiyat öğretmenidir. Yayınlanmış pek çok eserleri vardır.
    Diğer hocası Namdar Rahmi Karatay (1896- İzmir 1953), Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay soyundan gelen Rahmi Bey’in oğludur. 1912 yılında Konya İdadisi (Lisesi) mezunudur. Konya Lisesinde felsefe öğretmenliği ve Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde görev almıştır. Tanınmış bir şairdir. Ayrıca Konya’da, arkadaşı Naci Fikret ile “ENERJİTİZM” adlı bir felsefi görüşü savundu, yayınlanmış çeşitli eserleri bulunmaktadır.

    (Muğla- DEVRİM- 6 AĞUSTOS 1999 )
    (14 AĞUSTOS 1999 – MUĞLA DEVRİM )

    ANI: İdima’dan Gökova Akyaka’ya isimli ilk sergimi 2004 yılında Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür Evinde açtım. Bu ilk sergimde Nail Çakırhan ve değerli eşi Halet Çambel de katılmıştı. Ben bu şiirleri sergiye koymuştum. Bu sergide bunları kendisine okudum. O tarihte Çakırhan 94 yaşındaydı, dinledi. Sonraki araştırmalarımda Nail Çakırhan tarafından çıkarılan “ONLARDA YAŞAMALIYDI” Şiir kitabında bunların yer almadığını gördüm.

    (Muğla Devrim 19.10.2019 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    ŞADAN GÖKOVALI’NIN 05 EKİM 2019 GÜNÜ YÜCELEN OTELDE ŞİİR GÜNÜ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    05 Ekim 2019 günü Akyaka’da Yücelen Otel’de şiir şöleni oldu, geniş bir katılım vardı, Şadan Gökovalı sevgi seli ile karşılaştı, bizler de şiire doyduk.
    Bu etkinliği hazırlayan Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Osman Gürün’e, salonunu, bu etkinlik için tahsisi eden Hamdi Yücel’e ve programı ezbere okuduğu şiirlerle dolduran ve toplantıyı yöneten Sadettin Özbek’e bir katılımcı olarak teşekkür ederim.
    Ben şair ve edebiyatçı değilim, Şadan Gökovalı tarafından şiir okumak için davet edildim, hem de bana yazılmış zarif bir şiirle….
    Çağrılınca kürsüye çıktım, ama bir talihsizlik olarak bilgisayardan bir çıktı alamadım. Ezbere de okuyamadım ve açıklama yaparak indim. Bunları gazetede yayınlarım dedim.
    Hocamın şiirle yaptığı davetiyesini ve şiiri buraya yazıyorum.

    A benim bahtı yârim
    Gönülde tahtı yârim
    Yüzünde göz izi var
    Sana kim baktı yârim
    Kültür evimde göz izi var
    Sen mi baktın Mehmet?
    Not: 05 Ekim 2019 saat 14.00 de Yücelen Otel Şadan Gökovalı Salonunda Şadan Gökovalı Şiir Günleri var
    Yazdığın ve veya sevdiğin bir şiiri okur musun? Please !!!!!
    Ben de aşağıdaki daha önce Konya’da ve Devrim Gazetesi’nde yayınlanan şiiri buraya alıyorum. İkinci yazımda Şadan hocamın istediği Nail Çakırhanı’ın istediği iki şiirine yer vereceğim.

    KONYA - DİNEKSARAY’DA (ISAURAPOLIS) BULUNMUŞ
    DÖRDÜNCÜ YÜZYILA AİT ŞİİR
    Bu şiir, Konya’nın güneyinde Dineksaray’da bulunmuş bir yazıttan Türkçeye çevrilmiştir. Bugün nerede olduğu bilinmeyen bu uzun yazıtın Grekçe orijinali ve İngilizce çevirisi “Buckler-Calder-Cox. Asia Minor 1924, (57 nolu yazıt) adlı eserdedir. Dördüncü yüzyıla tarihlenen ve mezar taşına kazınan şiir, çevrede o dönemde yüksek bir kültürün olduğunu kanıtlamaktadır. İngilizce metine manaya sadık kalarak şiir şekline tarafımdan Türkçeye dönüştürülmüştür.

    Hey yabancı, sana söylüyorum
    Geçip giden kişi, dinlemelisin
    Kimsin?
    Ben uzun yıllar içinde gelişen
    İSA adlı asmanın bir yaprağıyım
    Öbür dünyada sevinç seninle olsun
    Yanlış bir şey anlatmıyorum
    Emin olmasın ki, NESTOR
    Bir rahip burada yatıyor
    Erdemli dulların yardımcısı
    Oğlu PANCRATIAS ile birlikte
    Çok iyi İsa’nın hizmetkârlardı
    NESTOR, tüm ülkenin seçilmiş hazinesi
    Gençlerin ilahi doktrin öğretmeni
    İnsanlar arasında akıllı, inançlı ve yargı sahibi
    Vali ve yöneticilere yol gösterici
    Halkın tümü bunu böyle bilirdi
    Benim iyilikleri sevmem
    Doğru düşüncemin bilinciyle
    Oğlum PANCRATIAS
    Tanrı’ya adanmış kutsal sıvıyı,
    Gözyaşlarını üzerime boşalttı
    Tarifsiz özlem ve üzüntüler çekerek
    Evlenmeyi bir tarafa bırakarak
    Tüm zamanını sevgime adadı
    Benim güzel ve iyi eşim MAMMEIS
    Bütün rahipler arasında öne geldi
    Din kardeşlerini seven bir Telephid
    Dünya zevklerine gem vuran
    Bunu inançla savunan, İSA’nın hizmetçisi
    Burada eşi ve oğlu ile aynı saygıyı görüyor
    İlahilerle en yüksek düzeyde
    Sanatı ile bizi onurlandırarak
    Zaman aktıkça bu sözlerimi insanlar
    Ve daha henüz doğmamış olanlar işitsin

    (6 Nisan 1996 – YENİ KONYA KIRKAMBAR)
    ÇAĞRI DERGİSİ
    ANI: Büyük Şair, hemşerim, ağabeyim FEVZİ HALICI (1924-2017) İstanbul PERA Palas’ta Gönül Dostları isimli şiir günleri düzenlerdi. Onun davetlisi olarak defalarca bu toplantılara katıldım. Otel sahibi Hasan Süzer sanata çok düşkün bir kişi idi, lüks olduğu kadar tarihi olan otelinde bizlere çay, pasta da ikram ederdi. Yönetici Ahmet Özdemir’di. Önce ustalar konuşur, sonra herkes mikrofona davet edilirdi. Ben de çağrıldım, ben şair değil araştırmacıyım. Tarihi bir şiirim var yanımda değil dedim. O zaman öbür toplantıda okursunuz denildi. Ben de öyle yaptım. Şiir beğenildi, Yeni Konya Kırkambar, Çağrı Gazetesi ve Muğla Devrim gazetesinde de yayınlandı.
    (Muğla Devrim 15 Ekim 2019 yayınlandı)

Toplam 523 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.