Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    İNSANLIK TARİHİNİN İLK OZANI ANADOLU’DAN, EGE’DEN HOMEROS (M.Ö. 8 yüzyıl)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk insanın ne zaman ortaya çıktığı konusunda araştırmalar sona ermemiştir. İlk defa yazıyı bulması insanlık tarihinde en önemli aşamadır. Zamanımızdan yaklaşık 5.500 yıl önce gerçekleşen bu keşifle dünyanın hafızası oluşmaya başlamıştır. Ticaret ve yönetimlerle ilgili kararlar kayıt altına alınmaya başlamıştır. Bu olaylar Akdeniz çevresinde Sümer, Mısır ve Fenike ülkelerinde başlamıştır denilebilir. Ancak bu büyük uygarlıklarda yazıya rağmen GILGAMEŞ destanı dışında bir edebiyat harikası ortaya konulamamıştır. Bunun için yazının İyonya’ya gelmesi ile ilk defa soldan sağa yazılmasının ardından, Anadolu’da, Ege’de İYONYA uygarlığının ortaya çıkmaya başlamasına kadar beklenmiştir.
    Mısır, Sümer ve Fenike uygarlıklarında yazılı metinler ilk edebiyat örnekleri olmasına rağmen ilk eserler (destanlar) İzmir Ege civarlarında yaşayan veya yaşadığına inanılan HOMEROS tarafından gerçekleştirilmiştir. Homeros’un hayatı hakkında çok net bilgiler bulunmamaktadır. Yaşayıp yaşamadığı ve bir ozan mı olduğu tartışılabilir. Ama gene de İzmir (Symrna), ya da Colophon ve Sakız (Chios) adasında doğduğu, kör olduğu, buralarda yaşadığı kabul edilmektedir. Netice olarak Anadolu’da yaşamış iki eserini Grekçe’nin İYONYA lehçesi ile kaleme almıştır. Yunanistan’da ölmüştür.
    Dünyanın ilk iki destanını yazan Homeros’un Dünya Edebiyatı, Eski Yunan Edebiyatı için ne kadar önemli olduğu açıktır.
    Çok sonra bu topraklara gelen ve Anadolu’yu ebedi yurt tutan bizler için topraklarımızda böyle önemli bir adamın yaşaması bize de gurur vericidir. Yani uygarlığın ortaya çıktığı ve kalıntılarının bulunduğu zeminlerde yaşamak
    Homeros’un iki ölümsüz eseri vardır. İliada ve Odyseus. Bu isimlerde destanlar Greklerle Truva (Troy) arasında yapılan Truva savaşları anlatılmaktadır.
    Truva Savaşları M.Ö 1200’lerde, Yunanlılar ve Truvalılar arasında yapıldığına inanılır. Truva Kralı Priam’ın oğlu Paris (diğer adı Aleksander) Sparta Kralı Menelaos’un karısı HELEN’İ Truva’ya kaçırır, bu büyük bir olay olur. Menelaos ve kardeşi Agamemnon Yunanistan’dan on binin üzerinde gemi ile Truva’yı denizden kuşatır. Savaşın 10 yıl sürdüğüne inanılır.
    Anlatılanlara göre bir tahta at yapıp içine askerler bindirilir ve kale dışına bırakılır ve ordu çekilir, tahta at kale içine alınır. Askerler içinden fırlar Truva’yı ele geçirir ve kenti yakar yıkarlar.
    Peki tarihte Truva kenti var mıdır? Uzun yüzyıllar boyu kent ortadan kaybolmuştur. Yüzyıllar sonra bu destanları okuyan Alman Arkeolog Schilemann uzun araştırmalar sonu Truva kentini 1870’li yıllarda ortaya çıkarmıştır. Kat kat kaleler içindeki kent kalıntıları ve dışına sonradan yapılmış sembolik at heykeli Çanakkale’de mutlaka gezilmelidir.
    Bir diğer önemli olan o çağlarda Yunanistan’da çok tanrılı dinlerin oluşudur. İnsanların kaderlerini tanrılar tayin eder. Bu Yunan tanrıları biraz da insancıldır. Kalpleri vardır, severler, güzel kadınlara âşık olurlar, bazen onları biz insanlar gibi kaçırırlar insanlara bunları da öğretirler.
    Kaçırılması sonucu binlerce kişinin ölümüne sebep olan Güzel HELEN benim burada bir kusurum yok, TANRIÇA AFRODİT buna karar verdi, sen Menelaos’un değil Truvalı Paris’in karısı olmalısın der. Yani aslında hatalı olan diğer tanrılar karşısında insanları savaşa sürükleyen Tanrıça AFRODİT oluyor.
    İkinci merak edilen husus, Truvalılar Anadolu kökenli olup Grek değiller mi? Grekçe konuşmuyorlar mı?
    Bu konuda da şunlar söylenebilir. Efes, Milet gibi İyonya Birliğini kuran 12 kent karşı Yunanistan karasından M.Ö. 1000 civarlarında göç ettikleri bilinir. Truva’nın bir yerden göç ettiklerine dair ve farklı bir etnik grup olduklarına dair de bilgiler gelmemektedir.
    Truva savaşlarında Karia, Likya, Frigya ve diğer Anadolu kavimlerinin Truva tarafını tuttuğunu biliyoruz. ŞUNU DA İYİ BİLİYORUZ TRUVA SAVAŞLARI ÇAĞINDA KARŞI YUNANİSTAN KARASINDAN HENÜZ GÖÇLERİN BAŞLAMADIĞINI DA BİLİYORUZ.
    Truva Savaşında Mitolojideki Yunan Tanrılarının çoğu onların yanındadır. AMA TRUVALILARIN YANINDA OLAN TANRI VE TANRIÇALAR DA VARDIR.
    Truva kentinden çıkan yazıtlarda dil GREKÇE olduğu görülmektedir. Ayrıca Orta Anadolu’da HİTİT uygarlığı Truva Kültürüne oldukça uzak olduğu kanısındayım. Benzerlikler yok gibi
    Sonuç olarak bildiklerimiz bilinmediklerimizin çok azını oluşturmaktadır.
    Kültür ve Edebiyata meraklı arkadaşlarıma sesleniyorum. Batı Edebiyatını ve Anadolu’yu iyi anlamak için mutlaka İliada ve Odiseus okunmalıdır. Ben 1960’lı yıllarda okumuştum. Benimde sizinle tekrar okumamın uygun olacağını düşünüyorum.
    Yazıya Büyük Ozan Homeros’un bir büstü eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 14.01.2020)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    TÜRKİYE’DE SAYISIZ SANAYİ TESİSİ, HASTANE, OKUL GİBİ BİNALARI PROJELENDİRMİŞ İNŞ. YÜKSEK İNŞAATI YILDIRIM ALTAV (1931-2017)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Alt yapı projeleri çok çok önemlidir. Ama kimin yaptığı az bilinir. Örneğin çok güzel mimari özelliği olan bir yapının bazen insanlar mimarının kim olduğunu sorarlar ama bunun taşıyıcı sisteminin kimin tarafından gerçekleştiği ile pek ilgilenmez.
    Alt yapı yani taşıyıcı sistem hesabı çok çok önemlidir. Yapıyı güvenli hale getiren odur. Bu konuda çok önde gelen inşaat mühendisleri vardır. Örnek olarak bir Muğla çocuğu Ali Terzibaşoğlu, bana göre bir diğeri de burada inceleyeceğimiz Yıldırım Altav’dır.
    Yıldırım altav 1931 yılında İstanbul’da doğmuş, 1948 yılında İstanbul Kabataş Lisesi’nden, 1954 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olmuştur.
    Mezuniyetinin üçüncü yılında 1957 de İstanbul Karaköy’de “ERALKO MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK MÜŞAVİRLİK ŞİRKETİ”Nİ kurmuş, ileri yaşlarına kadar bu şirkette çalışmalarını sürdürmüştür.
    Bu süre zarfında İstanbul, Ankara ve Türkiye’nin çeşitli illerinde 2000 civarında yapının alt yapı projelerini gerçekleştirmiştir. Bunlar arasında yarışma kazanmış konkur projeleri olmak üzere hastaneler, bakanlık binaları, hava alanı spor yapıları yer almaktadır. Projeler dışında müşavir olarak da bizzat hizmet etmiştir. Tüm ömrü hesap içinde geçmiş bir mühendis.
    Üyesi bulunduğu Türk Müşavir Mühendisler Mimarlar tarafından şeref üyeliği verilmiştir.
    Tüm Türkiye ömür boyu hizmet eden bir mühendis, teknokrattır. 26. Eylül 2017 kaybettiğimizi çok geç öğrendim. İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verilmiş. Yazıya İTÜ yayını bir kitaptan resmi konulmuştur.
    (Devrim gazetesinde 17.01.2020 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    KAHRAMANIN YOLCULUĞU- YENİ NESİL SİYASETİN ZAFERİ- EKREM İMAMOĞLU
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Aralık başında İstanbul’a dönünce ilk işim kitapçımı (Remzi Kitabevi-Nişantaşı) ziyaret oldu. Yukarıda ismi olan kitabı aldım ve okudum. Çok akıcı yazılmış. Media-Cat yayını, yazarı Necati Özkan. Tamamı 330 sayfa, ulaşabilenlerin almaları ve okumalı dileğiyle.
    Kitapta Beylikdüzü Belediye Başkanı İstanbullunun tanımadığı genç bir Belediye başkanının İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına tırmanışının nefes kesici hikâyesi. Yeni nesi siyasetçi Ekrem İmamoğlu, 2014 yılında Beylikdüzü Belediye Başkanlığına % 50 üzerinde oy alarak seçiliyor. Beş yıl çok başarılı bir hizmetler sergiliyor. Niyeti 2019 seçimlerinde gene Beylikdüzü Belediye başkanı olmak.
    Başarılı çalışmaları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dikkatini çekiyor, İmamoğlu’nu devamlı izliyor, Beylikdüzü’ne ziyaretler yapıyor. İmamoğlu’nu fark eden İstanbul’un başına getirmek isteyen partinin Genel başkanı Kılıçdaroğlu oluyor.
    Yola çıkışta İmamoğlu İstanbul genelinde ancak % 14 kişi tarafından tanınıyor (ben de bu gruptanım) önünde çok çetin bir yol var. Karşısında güçlü bir tek adam yönetim var medya karşısında bütün şartlar aleyhinde
    Ama İmamoğlu risk almaya hazır biri, dürüst, çalışkan, herkesi kucaklayan hiç kimseyi başkalaştırmayan engin bir hoşgörüye sahip, kendini her şartlarda kontrol edebilen bir kişi. Sonuçta yedi ay süren uzun bir maratondan başarı ile çıkıyor ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi koltuğuna oturuyor.
    Bunları kitabı tanıtmak için yazıyorum. Olaylar yedi sekiz ay boyunda milletin gözü önünde cereyan etmiş neredeyse her vatandaş ezbere biliyor.
    Ben şahsen politikacı değilim, sadece politikayı tepeden takip ederim, ilk seçim olan 31.Mart 2019 seçim öncesi onun farklı biri olduğunun farkına varamadım, 10 Mart 2019 sabahı seçimden önce Akyaka’ya döndüm. Doğrusu İstanbul seçimini alacağına hiç ihtimal vermiyordum. İkinci defa 23.06.2019 ikinci seçimde İstanbul’a seyahat güçlüğünden ötürü gidemedim. Üzülerek ben ona oy veremedim, fark olan 806.000 bir fazla olmalıydı.
    Bu kitabı okuduktan sonra iyice anladım ki Ekrem İmamoğlu güçlü kuvvetli, demokrasiye inanan, insan haklarını en öne alan, herkesi kucaklayan kızmayan kendini kaybetmeyen bir kişi, Şimdiye kadar ki adaylardan gerçekten farklı bir kişi. Türkiye’nin ihtiyacı olan liderlerden biri olmaya aday.
    Tabii kitapta anlatılan 7-8 aylık bir mücadele, bunu başka başarıları devam etmeli ve edeceğine inanıyorum.. Ama Ekrem İmamoğlu Türkiye’ye bir ümit olmuştur. Bu başarılarda her seviyede kendisine yardımcı olan tüm kişileri ve politikacıları kutluyorum. İlk defa politika ile ilgili bir yazım oluyor, güzel insanları, güzel sözleri söyleyen insanları savunmayı politika sayılmamasını umuyorum.
    (Muğla Devrim (08.01.2020 tarihinde yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 18-01-2020

    WEB SİTEM REKORA GİDİYOR. 3357
    10.09.2009 tarihinde açılan Web Sitem takip ediliyor. 17. Ocak 2020 itibariyle ziyaretçi sayısı 300.000 (Üç yüz bin) sayısına ulaştı.
    Aynı zamanda on line olarak 7 rakamını gördüm. Bu ise beni çok çok mutlu ediyor.
    Teşekkürler….. Teşekkürler …. Teşekkürler…. Thanks

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    2019 YILINI UĞURLARKER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir yılı daha geride bırakmak üzereyiz. Dünyada ve ülkemizde olumsuz olaylar oldu, ama sakin olarak bakarsak olumlu olanları da görebiliriz. 2018 yılına dünyada ve Türkiye’de İŞİD terörü ile girmişti. Çok şükür bugün o noktadan uzağız. Yılın son yazısında politika yorumları yapmayacağım. Ama şunu görüyorum, bizi yönetenler bizi ortaçağ karanlığına götürmeye çalıştığı gibi bir yanda da insan hakları, demokrasi, bilimsel düşünce sesleri kuvvetle yükseliyor. Bu ikinci grubun Türkiye’de hâkim olmasını arzu ediyor ve umuyorum.
    Ben 1996 yılından bu yana Muğla Devrim gazetesinde yazıyorum. O zamanlar gazetenin sahibi ve başyazarı Ünal Türkeş (1942-2017) idi. Tarihi konulara ilgim bizi buluşturdu. Dürüst ve bilgili insandı. Kendisinden çok yararlandım, Konya ve Konya tarihine de çok ilgi duyardı. Bu konuda da kendisine yararlı olduğumu sanıyorum, Bunu yazılarında görmek mümkündür. İki yıl önce çok verimli çağında aramızdan ayrılan Ünal Türkeş’i rahmetle anıyorum.
    Böylece 23 yıldan bu yana Muğla Devrim Gazetesi köşe yazarı oluyor ve bundan büyük bir onur duyuyorum.
    Ben meslekten gazeteci değilim ama amatör olarak (freelance- ara ara) yazan bir kişiyim. İlkyazımı 1971 yılında bir Konya Gazetesinde yazmış bulunuyorum. Kendimi iyi bir arşivci kabul ediyorum. Bugüne kadar geçen 48 yılda Konya-Muğla ve diğer kentlerde yayınlanan yazım 803 adedi bulmuştur. Bunu 1000’e ulaştırmak arzusundayım.
    Bu yayın organları içinde 23 yılda Devrim Gazetesi başı çekmektedir. Bu güne bu gazete de çıkan yazılarımın sayısı 340 adettir. Az bir sayı olmadığını kabul etmeliyiz.
    Bunun yıllara göre dağılımı da şöyle
    1996-2004 arası 12 adet,
    2014 yılı 9,
    2015 yılı 25,
    2016 yılı 53,
    2017 yılı 90,
    2018 yılı 79,
    2019 yılı 73 adet olmak üzere toplam 340 adettir.
    Ünal Türkeş’in ölümünden sonra yayınlanan yazımım sayısı 174 adettir. Yani tüm yazılarımın yarısı olmaktadır.
    Ünal Türkeş’in ölümünden sonra, bir tereddüdüm oldu, acaba devrim yayın hayatına aynı başarıda devam edecekmiş diye. Ünel Türkeş’in koyduğu prensiplerle hem de daha faydalı güzel yayınları devam ettiler. Bu konuda gazete sahibi Mahir Ateş, Yazı işleri Müdürü Nazife Ersöz Şahin, Güliz Karaoğlan ve tüm Devrim gazetesi çalışanlarının yeni yılını kutluyorum, DEVRİM gazetesinin başarılı yayın hayatının devamını diliyorum
    2020 yılında yeni yayınlarda görüşmek dileğiyle

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    AKYAKA’DA VETERİNER HEKİM NECATİ DEMİREL (1955) BENİ ZİYARET ETTİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    16 Kasım 2019 günü akşamı Veteriner Hekim Necati Demirel kadim değil ama gerçek dostum Muğla’nın şairi İbrahim Ergin beni aramışlar telefonum kapalıymış ulaşamamışlar çat kapı evimin kapısındalar, hemen buyur ettim, bir rakı masası kurduk. Koyu bir sohbet başladı. İbrahim Ergin beni tanıştırmak istemiş, Necati Bey yazılarımı takip ediyor, beni ve düşüncelerimi tanımak istiyor, bu istek bizi buluşturdu. Ben de fırsat elime geçti uzun uzun tarihi konuşmalar yaptım.
    Necati Demirel farklı bir meslek grubundan başarılı bir mesleki yaşamı var. Muğla Veterinerlik ve Hayvancılık Sanayi Ticaret Limited Şirketi sahibi. Emrinde 8 Veteriner çalışıyor. Bunların içinde kızı Başak Dilan’ın olması ne kadar güzel, ne mutlu kızı ile bu kadar yakın olmaları, bunun ötesinde de Gökova Mahallesinde Hayvan Hastanesi var. Damadı Göksel Bayramlı Bey’de bu hastanenin başında tam bir aile mutluluğu oluyor. Şirketinin kuruluşu 1988, Gökova Hayvan Hastanesi açılışı 2008 yılı. Bu hastane çevre ve Muğla’da bir yeniliktir.
    Necati Demirel Orta Anadolu Çorum Alacahöyük doğumlu, 1980’li yıllarda Muğla’ya gelmiş, anne babasını da Muğla’ya yerleştirmiş. Doğum yeri de çok ilginç Hitit uygarlığının ve güneşinin parladığı yer. Alacahöyük. Orada bulunan küçük bir gölet restore edilerek bugün 2300 yıl sonra tarıma hizmet vermektedir.
    Necati Bey anladığım kadarı ile tam kültür ve sanatın içinde değil ama tam kıyısında, tüm sanatçıların dostu ve destekçisi, Akyaka’da iken bir kültür projesini görmek için beni Muğla’ya davet etti. Bende bunu 21 Kasım günü gerçekleştirdim. Birlikte YARIM HAN’I ziyaret etti. Önce bürosunda bir kahve ikramından sonra oraya önceden gelmiş İbrahim Ergin ile buluştuk.
    Yarım Han Muğla’nın en ünlü yapılarının başında gelen Rum Filvaki Usta’nın Cumhuriyet öncesi gerçekleştirdiği Saat Kulesi’nin hemen yakınında bulunuyor.
    Han iki katlı çeşitli odalardan oluşan eski bir yapı eskiden otel olarak kullanılmış sonra boşaltılmış, şimdi Muğla sanatseverlere hizmet ediyor. Biz ziyaret ettiğimizde yoğun bir çalışma vardı. Bazı odalar şimdiden bağış kitaplarla dolmuştu. Kollektif bir çalışma sonucu bunlar gerçekleşiyor, emeği geçenleri kutluyorum. Sanatsever, kültür ve kitapseverlerin bulaşacağı bir mekân oluşmuş.
    Necati Bey Yarım Han’ın bir odasında yaşamış ilginç bir kişinin yaşam öyküsünü anlattı, bununla yazımı tamamlayacağım.
    Fahri Balcı Karabörtlenli, varlıklı bir ailenin oğlu, evlenir eşi doğum yaparken çocuğu ile ölür, bu olay onda şok etkisi yapar, zira ailesi bu olayda gerekli ilgiyi göstermemişler, ya da bu onu öyle yorumlamıştır. Karabörtlen’den bir daha dönmemek üzere ayrılır. Karabörtlen Muğla’ya en fazla 1 saattir. Bu hanın bir odasına yerleşir. Daha sonra memlekette her malını satar. Sol düşünceli aydın bir adamdır, İşçi derneklerinde çalışır. Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşunda 1965’li yıllarda Muğla’da bu partinin temsilcisi olur.
    Bir gün Necati Bey’den bir ricada bulunur, Size vekâlet verip para bırakıyım. Bana Karabörtlen girişine bir çeşme yaptırın der. Fahri Balcı çeşmesi onun adına suyunu akıtmaktadır.
    Umarım onun bir ömür geçirdiği odasının bir duvarına resmi ve bir plâket konur.
    Yazıma Akyaka’da evimden ve YARIM Han ziyaretimden birer fotoğraf eklenmiştir.
    (Devrim 23.12.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    AKYAKA’NIN YÜZ AKI YÜCELEN OTEL VE HAMDİ YÜCEL GÜRSOY (1939)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Akyaka’da evimi aldığım 1985 yılında turizmin patladığına inanıyorum. Ama o tarihlerde oteller, lokantalar ve pansiyonlar yeterli değildi. 1985 yılında ben de evimi masrafların çıkması için günlük kiraya veriyorduk. Üst kat henüz tam işlenmiş değil pencere camları gazete ile kaplıydı. Ama o kadar talep vardı ki o haliyle orada kalanlar olmuştu.
    Daha sonra Akyaka hızla gelişmeye yeni oteller apart evler yapılmaya başlandı, bunu lüks otellerin yapımı devam etti.
    İşadamı Hamdi Yücel Gürsoy (31.12.1939) Muğla’ya yerleşmiş Tokat Zile’li bir ailenin oğluydu. Başlarda Muğla’da kereste ticareti yapıyordu, işleri iyiydi. Turizmin gelişmesi karşısında bundan uzak duramadı önce çok sevdiği Akyaka’da çeşitli bina inşaatları yaptı, Nail Çakırhan (1910-2008) ile tanıştı, onun kültürel etkisinde kaldı. Şimdiki Orman Kampına girişin önüne bulunan yerleşimi zor sulak bir arsayı satın aldı. Arsa içinde bütün kıyıda görülen azmak suları çıkıyor, arsa dışarıdan bakıldığında batak gibi görünüyordu.
    Bu sulak arazinin sularının denizle buluştuğu nokta da çok basit bir balıkçı lokantası vardı. Akyakalı buraya gelerek deniz ürünleri yer ve rakı içerdi. Lokantayı işleten sonra pansiyonculuk yapan Şükrü’ydü.
    Hamdi Bey bu araziyi Şadi ve Şadan Gökovalı’dan satın almıştı, Arazide kaynayan sulara bir yön verdi. Nail Çakırhan ile de yakınlaşmıştı. Onun görüş ve önerilerini ticari kazanç düşüncenin önüne alarak iki katlı çevreyle uyumlu YÜCELEN otelini yaptı. Yıl 1986 veya 1987. Hamdi Bey ticari ve mali olarak güçlüydü. Buradan daha fazla yararlanma yerine doğa ve estetiği seçti. Otel iki katlı yapı ve bloklardan oluşuyor kapasitesi yaklaşık 300 odadan oluşuyordu.
    Yücelen Otelin yemek ve kahvaltı salonu deniz kıyısında, giriş kısmı geride Hamdi Gürsoy Sokak 4- Akyaka adresinde yer alıyordu.
    Hamdi Bey Akyaka sevdalısı ve bir kültür adamıydı. Akyaka’da hatırlayabildiğim tüm kültür etkinlikleri burada yapılırdı. Nail Çakırhan & Halit Çambel anma törenleri, Oktay Akbal Anma törenleri ve daha nice nice sayamayacağım başka törenler..
    Akyaka sevdalısı Türkiye’nin en önde gelen yazarları, düşünür ve edebiyatçılar hep burada kalır misafir edilirdi. Hamdi Bey’in Akyaka için bu yönüyle çok katkıda bulunduğuna inanıyorum.
    09 Kasım günü bir misafirime Akyaka’yı gezdirmek istedim, tabii ilk önce seçtiğim yer Nail Çakırhan evi ve Yücelen Oteliydi. Misafirime burada anlattığım benzer konuşmaları yapıyordum. Bir baktım Hamdi Bey de bahçeyi denetliyor. Yanımıza geldi kısa bir sohbet yaptık ve bize gelin size özel akvaryumumu göstereyim dedi. Kaynayan su kanalının ucu kapatılmış ve çeşitli balıklar, yüzen küçük kaplumbağalar içinde yüzüyordu. Birlikte zevkle takip ettik. Ben şahsen ilk defa böyle doğal bir akvaryum görüyordum. Ne kadar keyif aldığımı anlatamam.
    Sonra misafirimle bahçeyi gezdik. Nail Çakırhan & Halet Çambel büstlerinin önüne geldik. Resim çektirdik. Bu iki arkeoloji ve kültür adamının Akyaka, Adana Kadirli, Türkiye ve Dünya için ne kadar önemli kişiler olduğunu anlatmaya çalıştım. Zira misafirim Perihan Alişan Hanım Adana Kadirli doğumlu idi.
    Bu iki heykelin Nail Çakırhan solcu olarak bilindiği için Akyaka ve Muğla merkezde bir meydana dikilmesi gerekirken bu mümkün olmadı. Yöneticiler çekindiler Hamdi Bey buraya diktirdi, Hamdi Bey mangal gibi yürekli bir adamdı
    Misafirim de Yücelen Otele bayıldı bol bol video çekti, facebook’a gönderdi.
    Otelin salonlarında unutulmaz pek çok toplantılara katıldım. Unutmak mümkün değil.
    Birkaç defa öndeki Kafeteryada yemek davetine katıldım, en unutmayacağım anım Muğla Hidroloji Kongresinde ilk günü olan 09 Ekim Salı Akşamı gala yemeğin burada olmasıydı. Gelenler arasında Akyaka’da yaşayan tek kişi bendim.
    Resmi araçlarla buraya geldik, ben yol tarif ettim, nefis geçen yemek ve konuşmaların ardından arkadaşlarım arabalara binip Muğla’ya döndüler ben ise 100 m ilerdeki evime yürüyerek gittim.
    Bu mekanda her Aralık ayında Muğla İnşaat Mühendisleri odasının yıllık yemeği olur, buna katılıp tüm Muğlalı İnşaat mühendisi meslektaşlarımla toplu olmak istedim. Bu ayda İstanbul’da olduğumdan henüz kısmet olmadı.
    Hamdi Bey Akyaka için maddi ve manevi elini taşın altına koyan biri, ne mutlu Akyaka’da böyle kişiler de yaşıyor.
    Ben de kendisinin böyle toplantılarda Mehmet Bey yazılarını okuyorum, devam et demesi bana büyük moral veriyor…..
    Yazıma kendisi ile Otelde bir toplantıda çekilmiş bir fotoğraf ile Nail Çakırhan Konağı içinden ve büstü önünde bir resmimi ekliyorum.
    Devrim 16.12.2019 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    ULA İSMİ NEREDEN GELİR, ULA’DA TOPRAK AĞALARI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde evim olup yaz aylarını geçirdiğim Akyaka, Ula ilçesinin bir mahallesidir. Daha önce Akyaka’da Belde Belediyesi vardı. Bugün Akyaka turistik otelleri lokantaları ile aranan ve seçkin bir tatil beldesine dönüşmüş durumdadır.
    Bir de düne bakarsak 1937’li yıllarda henüz köy bile değildi. Sadece İskelesine gemiler yanaşmasından dolayı burada yaşayan 40-50 kişiyi geçmezdi. Aynı tarihte Çukur’daki en büyük köy olan ve içinde çevredeki pek çok köyün içinde bulunduğu Gökova sadece 1299 idi. Ula ilçe merkezi ise 4024 kişiden oluşuyordu
    Bu gelişme ile Akyaka’nın yakın zamanda Ula ilçesinin en büyük tarihi ve turistik beldesi olacağına inanıyorum. Bunun için gerçekli ve geçerli projeler üretebilelim ve uygulayabilelim.
    Ula ilçesi ismi nereden geldiği de artık tartışılabilmelidir. Evliya Çelebi’ye göre Menteşe beylerinden Ulama Bey tarafından kurulmuş ve kendi adından Ula denilmiştir.
    Durum böyle olabilir mi? Karia’nın tarihi incelendiğinde İdima ve tüm kıyı M.Ö 5 yüzyılda Perslere karşı Atina öncülüğünde kurulan DELOS Deniz Birliğine katılmıştır.
    Bu listelerde İdima’nın bu birliğe girdiği kesindir. Listelerde vardır.
    Bu tarihlerde Karia bölgesinde büyük uygarlık ve yoğun yaşamın gerçekleştiği kesindir. Bunu Ula ve Karia bölgesinde bu günkü her yeni yerleşimde görmek mümkündür. Her tarafta kaya mezarlar vardır. Bu kaya mezarlar Ula içinde de vardır. Ama korunamamaktadır. Kente girişte hemen kentin kuzeyinde 5 kişilik ve soyulmuş bir kaya mezar vardır. Ağzına bir demir kapı yapılıp korumak mümkündür. Bu yapılırsa Ula’nın çok şey kazanacağına inanıyorum. Tarihi bir köy kabul etmediğimiz Kızılağaç’ta dahi iki adet basit kaya mezar vardır.
    Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde isminin OLA OULA isminden geldiği ve zamanla Ula’ya dönüştüğü ve Delos Birliği içinde olduğu yazılıdır.
    Ayrıca benzer görüş internet sitelerinde o çağda OLA isimli bir kent ve köyden bahis edilmektedir. Bu konuda da pek çok bilgiye rastlamaktayım.
    Bölgede uzun araştırma yapan George Bean “Carian Coast III” isimli eseri içinde yayınladığı haritada bugün Marmaris Muğla yolunun solunda (batısında) Ola isimli antik bir yerleşime yer vermiştir.
    Ben şahsen uzun araştırmalarıma rağmen Delos Deniz Birliği’nin tam listesine ulaşamadım, ama devam edeceğim.
    Şimdi Evliya Çelebi’nin beyanını göz önüne alırsak, Ulama Bey aldı geliştirdi demiyor, Ula’yı kurdu ve kendi adını verdi deniyor. Ben şahsen tarihte Ulama Bey diye kahraman duymadım. Türk tarihinde böyle bir başka isim de yok. İyi de kurdu da neden bir Türkçe ad vermedi. Türkiye’de Şehir ve ilçeler arasında başka bir Ula’ya benzer bir isim de , en azından yok ya da ben bilmiyorum..
    Ben bunu bir fantezi olarak kabul etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki Ula ismi çevrede yaşayan çok insan tarafından bugüne getirilmiştir. Ayrıca Ula ismi Türkçe olmasa da çevrenin tarihini yansıtan güzel bir isimdir. Çok değişik ve orijinaldir.
    Ula yakınlarında bazı tarihi köylerden de yer almaktadır.
    Gökova (Kozlukuyu) ismi İdima’dan gelmemektedir. Buranın tamamen boşaldığı kabul edilebilir. Bir kaynakta 15 yüzyıldan itibaren haritalarda GIOVA (COVA) olarak görülmekte olduğu yazılıdır. Körfezin Yunanca ismide “Keramikos Kolpos”dur.
    Ovada Çukurda İdimada’dan sonra ikici bir antik kent Kızılyaka, Elmalı, Sarayyanı, Portakallık’ta olan KALLIPOLİS Kentidir.. Bu kelime Türkçede GELİBOLU olarak benimsenmiş olup Körfez’de Çamlık köyünün eski adıdır. Köyün ismi değişmiş ama köyün önündeki Gelibolu adası bu tarihi ismi yaşatmaktadır. İsmin buraya nasıl taşındığı konusu aydınlanmamıştır. Acaba Çamlık Kallipolis’in limanımı idi?
    İnternette rastladığım kaynakta Ula yakınında olan Killandos kentinin de Delos Deniz Birliğinde olduğu yazılıdır. Muğla Üniversitesi’nce burası Uluslararası bir toplantı yapılmadan Thera olduğu kabul edilmektedir. Bunun doğru olmadığı konusunda da Devrim gazetesinde yazılarım vardır.
    Bu kaynakta Bugünkü Esentepe’nin bir eski bir Rum yerleşimi olduğu, Duran Ağa Çiftliği ve Konstanti Çiftliği olduğu belirtilmektedir. Burada antik Kallipolis kentine ait yazıtlar bulunduğu bilinmektedir.
    Sonuç olarak Ula’nın çok küçük bir antik kent veya antik yerleşim olduğu kanaatine varılabilir. Ula içindeki kalıntılarda buna destek vermektedir.
    Bu konuda Devrim Gazetesinde eski yazılarımın da bir listesi eklenecektir. Ula son dönemlerde de nüfusu az olmasına karşı Menteşe ve Osmanlı döneminde sayısız eserlerle süslenmiştir.
    Bu şekilde az nüfuslu bir ilçede çevrede toprak sahibi olmuş yaklaşık 15 civarında ağa Ula’ya yerleşmiş ağa bir mahalle kurmuş kendilerine bir cami yaptırmış olması fevkalade ilginçtir. Bunların toprak sahibi olmaları Salih Paşa (1750-1800) gibi ağanın çalıştırmak için köle zencilerin getirmesi bence fevkalade önemli ve araştırılacak konudur. Ula’dan pek çok önemli şahsiyetler de çıkmıştır. Bunların başında Osmanlı dönemi Mebusu Hamza Bey ve Şair Yazar Mimar Nail Çakırhan sayılabilir.
    Ben son olarak yeni edindiğim bir ağa ailesine ait bilgilerden bahsedeceğim,
    MUAMMER ÖZTÜRK AĞA
    Son Osmanlı Mebusu Hamza Bey ile amcazade oluyor.
    İki oğlan bir kızdan oluşuyor.
    Ula’da Sağır, Muammer Ağa, kız kardeşleri Muğla’da Saadet Hanım. Çok şatafatlı bir yaşamları oluyor
    Evde 2-3 çalışanı var bahçede kiler, çalışanların kaldığı odalar, içinde oldukça büyük hamam, evin içinde İngiltere’den alınmış buzdolabı, elektrikli fırın, son model arabası var. Yıl 1960’lar
    1970 öncesi bir ay araba ile Paris’e gidiyorlar. Nesli devam etmiyor. Saltanat bitiyor
    Doğum yerim Ula değil ama şuna inanıyorum, bu küçük ilçe dipsiz bir kuyu araştırınca daha neler neler çıkacak,

    Aşağıya Son dört yılda Ula ile ilgili yazılarımın bir özetini veriyorum. Bilgiler birbirine eklenilmelidir. Ancak doğrulara böyle ulaşabiliriz.

    -Muğla ismi Nerden Geliyor Devrim 11.08.2015
    -Kızılyaka Gezisi Devrim 26.08.2015
    -Antik Kallipolis kenti Devrim 02.09.2015
    -Antik Çağda Ula Devrim 01.10.2015
    -Karabörtlen gezisi Devrim 21.01.2017
    -Kızılyaka Çöriş Gezi Devrim 23.01.2017
    Akyaka Toprak Ağaları Devrim 23.11.2018
    Şevki Şener Devrim 23.02.2019
    İsmail Akkaya Devrim 09.04.2019
    Akyaka Master plan Devrim 10.04.2019
    Akyaka Sil Baştan Devrim 08.06.2019
    Akyaka Yenileniyor Devrim 24.06.2019
    Ula Belediye Meclisi Devrim 02.08.2019
    Ula ismi nereden Devrim 22.11.2019
    Ula ismi nereden II Devrim 09.12.2019


    (Muğla Devrim 20.12.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    ULA İSMİ NEREDEN GELİR, ULA’DA TOPRAK AĞALARI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde evim olup yaz aylarını geçirdiğim Akyaka, Ula ilçesinin bir mahallesidir. Daha önce Akyaka’da Belde Belediyesi vardı. Bugün Akyaka turistik otelleri lokantaları ile aranan ve seçkin bir tatil beldesine dönüşmüş durumdadır.
    Bir de düne bakarsak 1937’li yıllarda henüz köy bile değildi. Sadece İskelesine gemiler yanaşmasından dolayı burada yaşayan 40-50 kişiyi geçmezdi. Aynı tarihte Çukur’daki en büyük köy olan ve içinde çevredeki pek çok köyün içinde bulunduğu Gökova sadece 1299 idi. Ula ilçe merkezi ise 4024 kişiden oluşuyordu
    Bu gelişme ile Akyaka’nın yakın zamanda Ula ilçesinin en büyük tarihi ve turistik beldesi olacağına inanıyorum. Bunun için gerçekli ve geçerli projeler üretebilelim ve uygulayabilelim.
    Ula ilçesi ismi nereden geldiği de artık tartışılabilmelidir. Evliya Çelebi’ye göre Menteşe beylerinden Ulama Bey tarafından kurulmuş ve kendi adından Ula denilmiştir.
    Durum böyle olabilir mi? Karia’nın tarihi incelendiğinde İdima ve tüm kıyı M.Ö 5 yüzyılda Perslere karşı Atina öncülüğünde kurulan DELOS Deniz Birliğine katılmıştır.
    Bu listelerde İdima’nın bu birliğe girdiği kesindir. Listelerde vardır.
    Bu tarihlerde Karia bölgesinde büyük uygarlık ve yoğun yaşamın gerçekleştiği kesindir. Bunu Ula ve Karia bölgesinde bu günkü her yeni yerleşimde görmek mümkündür. Her tarafta kaya mezarlar vardır. Bu kaya mezarlar Ula içinde de vardır. Ama korunamamaktadır. Kente girişte hemen kentin kuzeyinde 5 kişilik ve soyulmuş bir kaya mezar vardır. Ağzına bir demir kapı yapılıp korumak mümkündür. Bu yapılırsa Ula’nın çok şey kazanacağına inanıyorum. Tarihi bir köy kabul etmediğimiz Kızılağaç’ta dahi iki adet basit kaya mezar vardır.
    Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde isminin OLA OULA isminden geldiği ve zamanla Ula’ya dönüştüğü ve Delos Birliği içinde olduğu yazılıdır.
    Ayrıca benzer görüş internet sitelerinde o çağda OLA isimli bir kent ve köyden bahis edilmektedir. Bu konuda da pek çok bilgiye rastlamaktayım.
    Bölgede uzun araştırma yapan George Bean “Carian Coast III” isimli eseri içinde yayınladığı haritada bugün Marmaris Muğla yolunun solunda (batısında) Ola isimli antik bir yerleşime yer vermiştir.
    Ben şahsen uzun araştırmalarıma rağmen Delos Deniz Birliği’nin tam listesine ulaşamadım, ama devam edeceğim.
    Şimdi Evliya Çelebi’nin beyanını göz önüne alırsak, Ulama Bey aldı geliştirdi demiyor, Ula’yı kurdu ve kendi adını verdi deniyor. Ben şahsen tarihte Ulama Bey diye kahraman duymadım. Türk tarihinde böyle bir başka isim de yok. İyi de kurdu da neden bir Türkçe ad vermedi. Türkiye’de Şehir ve ilçeler arasında başka bir Ula’ya benzer bir isim de , en azından yok ya da ben bilmiyorum..
    Ben bunu bir fantezi olarak kabul etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki Ula ismi çevrede yaşayan çok insan tarafından bugüne getirilmiştir. Ayrıca Ula ismi Türkçe olmasa da çevrenin tarihini yansıtan güzel bir isimdir. Çok değişik ve orijinaldir.
    Ula yakınlarında bazı tarihi köylerden de yer almaktadır.
    Gökova (Kozlukuyu) ismi İdima’dan gelmemektedir. Buranın tamamen boşaldığı kabul edilebilir. Bir kaynakta 15 yüzyıldan itibaren haritalarda GIOVA (COVA) olarak görülmekte olduğu yazılıdır. Körfezin Yunanca ismide “Keramikos Kolpos”dur.
    Ovada Çukurda İdimada’dan sonra ikici bir antik kent Kızılyaka, Elmalı, Sarayyanı, Portakallık’ta olan KALLIPOLİS Kentidir.. Bu kelime Türkçede GELİBOLU olarak benimsenmiş olup Körfez’de Çamlık köyünün eski adıdır. Köyün ismi değişmiş ama köyün önündeki Gelibolu adası bu tarihi ismi yaşatmaktadır. İsmin buraya nasıl taşındığı konusu aydınlanmamıştır. Acaba Çamlık Kallipolis’in limanımı idi?
    İnternette rastladığım kaynakta Ula yakınında olan Killandos kentinin de Delos Deniz Birliğinde olduğu yazılıdır. Muğla Üniversitesi’nce burası Uluslararası bir toplantı yapılmadan Thera olduğu kabul edilmektedir. Bunun doğru olmadığı konusunda da Devrim gazetesinde yazılarım vardır.
    Bu kaynakta Bugünkü Esentepe’nin bir eski bir Rum yerleşimi olduğu, Duran Ağa Çiftliği ve Konstanti Çiftliği olduğu belirtilmektedir. Burada antik Kallipolis kentine ait yazıtlar bulunduğu bilinmektedir.
    Sonuç olarak Ula’nın çok küçük bir antik kent veya antik yerleşim olduğu kanaatine varılabilir. Ula içindeki kalıntılarda buna destek vermektedir.
    Bu konuda Devrim Gazetesinde eski yazılarımın da bir listesi eklenecektir. Ula son dönemlerde de nüfusu az olmasına karşı Menteşe ve Osmanlı döneminde sayısız eserlerle süslenmiştir.
    Bu şekilde az nüfuslu bir ilçede çevrede toprak sahibi olmuş yaklaşık 15 civarında ağa Ula’ya yerleşmiş ağa bir mahalle kurmuş kendilerine bir cami yaptırmış olması fevkalade ilginçtir. Bunların toprak sahibi olmaları Salih Paşa (1750-1800) gibi ağanın çalıştırmak için köle zencilerin getirmesi bence fevkalade önemli ve araştırılacak konudur. Ula’dan pek çok önemli şahsiyetler de çıkmıştır. Bunların başında Osmanlı dönemi Mebusu Hamza Bey ve Şair Yazar Mimar Nail Çakırhan sayılabilir.
    Ben son olarak yeni edindiğim bir ağa ailesine ait bilgilerden bahsedeceğim,
    MUAMMER ÖZTÜRK AĞA
    Son Osmanlı Mebusu Hamza Bey ile amcazade oluyor.
    İki oğlan bir kızdan oluşuyor.
    Ula’da Sağır, Muammer Ağa, kız kardeşleri Muğla’da Saadet Hanım. Çok şatafatlı bir yaşamları oluyor
    Evde 2-3 çalışanı var bahçede kiler, çalışanların kaldığı odalar, içinde oldukça büyük hamam, evin içinde İngiltere’den alınmış buzdolabı, elektrikli fırın, son model arabası var. Yıl 1960’lar
    1970 öncesi bir ay araba ile Paris’e gidiyorlar. Nesli devam etmiyor. Saltanat bitiyor
    Doğum yerim Ula değil ama şuna inanıyorum, bu küçük ilçe dipsiz bir kuyu araştırınca daha neler neler çıkacak,

    Aşağıya Son dört yılda Ula ile ilgili yazılarımın bir özetini veriyorum. Bilgiler birbirine eklenilmelidir. Ancak doğrulara böyle ulaşabiliriz.

    -Muğla ismi Nerden Geliyor Devrim 11.08.2015
    -Kızılyaka Gezisi Devrim 26.08.2015
    -Antik Kallipolis kenti Devrim 02.09.2015
    -Antik Çağda Ula Devrim 01.10.2015
    -Karabörtlen gezisi Devrim 21.01.2017
    -Kızılyaka Çöriş Gezi Devrim 23.01.2017
    Akyaka Toprak Ağaları Devrim 23.11.2018
    Şevki Şener Devrim 23.02.2019
    İsmail Akkaya Devrim 09.04.2019
    Akyaka Master plan Devrim 10.04.2019
    Akyaka Sil Baştan Devrim 08.06.2019
    Akyaka Yenileniyor Devrim 24.06.2019
    Ula Belediye Meclisi Devrim 02.08.2019
    Ula ismi nereden Devrim 22.11.2019
    Ula ismi nereden II Devrim 09.12.2019


    (Muğla Devrim 20.12.2019 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    MUĞLA -MARMARİS YOLUNDA GÖKÇE (FEREK) KÖYÜ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ula ilçesinin Marmaris ile komşu köyü Gökçe’dir. Muğla Marmaris yolunda Akçapınar’dan sonraki mahalle Gökçe’dir. 1989 yılında Akçapınar’dan ayrılarak köy olmuştur. Merkez ilçe Ula’ya uzaklığı 11 km dir.
    08.11.2019 günü bir misafirimin Gökçe köyünde eskiden üzerinde evi olan ve halen yıkılmış olan arsasını görmeye ve Gökçeyi tanımak için bir gezi yaptık. Akyaka-Gökova-Akçapınar üzerinden Gökçe’ye Belediye arabaları ile gittik. Burası Ula’nın son mahallesi, bundan sonrası Marmaris’e bağlı Çettibeli’dir.
    Ben daha önce Gökçe’ye gezi için geldiğimde anayolun batısından denize doğru olan yerleri ve yörede yapılmış ilk camilerden biri olan eski Ferek Camii’ni görmüştüm.
    Gökçe’nin Cumhuriyet öncesi ismi FEREK’TİR. Kanuni Sultan Süleyman Rodos seferine gidiş ve dönüşte Ferek köyünden geçmiştir.
    Yağışlarda bol su taşıyan Ferek çayının mahallenin içinden geçerek Gökova Körfezi’ne aktığı görülmektedir. Devlet Su İşleri Aydın Bölge Müdürlüğü tarafından dere ıslah çalışmaları yapılmıştır.
    Bu gezimde eski Ferek köyünün mahalle merkezinden batıya doğru 3-4 km uzaklıkta olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.
    Bölge ormanlık ve çok sulak bir bölge, birlikte Perihan Alişan isimli misafirimin arsası da eski Ferek’te idi. Perihan arsasını 1987 yılında almıştı. O zaman buralarda yerleşim oldukça azmış, ama arsanın üzerinde aldığında eski bir ev varmış, arsanın tapusunda Ferek mahallesi yazılı buradan tarihi Ferek köyünün içinde yer aldığı açıkça görülüyor. Ferek çayı bol su taşıyor var buraya çok yakın. Sulak ve bol ormanlık yer. Şimdi buralar da çok gelişiyor. Hemen yakınında Princess Marketing, Osmanlı Konakları yapılmakta, tarihi Ferek canlanmaktadır. Gökçe Marmaris’e daha yakın olduğu için ticari ve kültürel ilişkiler daha ziyade Marmaris ile olmakta, nitekim Marmaris ve Datça’da işi olan ailelerin burada kira ile oturduklarına tanık olmuş bulunuyorum.
    Gökçe’nin batısında körfeze ait iki tepede kale kalıntıları olduğu bilinmektedir. Biri 273 kotunda Kale Tepesidir. Bu tepe benim Akyaka’da ki evimin balkonundan her gün seyrettiğim bir tepedir. Üzerinde ne vardır? Ne yazık ki üzerine tırmanamadım.
    İkincisi Kızılasar veya Kızılhisar tepesi olarak bilinen ve üzerinde kalıntılar olan tepedir. Buradaki yapı kalıntıları George Bean'in Carian Coast III adlı eserinde detaylı incelenmektedir. Helenistik temeller üzerine bir Ortaçağ kalesi, tamamen körfeze hâkim bir konumdadır.
    Kızılasar'da bulunmuş bir mezar taşında bir kadın söz edilmektedir. İdimalı Anaksıkratea isimli bir kadın kocası Rodoslu Menekrateus. Yazıtın geç Helenistik döneme ait olduğu saptanmıştır. Zira M.Ö 2 ve 1 yüzyıllarda bölge Rodos tarafından yönetilmiştir. Ferek antik yerleşiminin İdima içinde olduğu da tartışılabilir ve düşünülebilir. Buradan zamanında İdima’nın oldukça gelişmiş köy olduğu anlaşılmaktadır.
    Cumhuriyet öncesi burada çalıştığı bilinen eski bir değirmen kalıntısı yer almaktadır. Ertuğrul Aladağ'ın "Kentimin Öyküsü" isimli kitabında Cumhuriyet öncesi bu değirmeni bir Rum ailenin işlettiği, değirmencinin güzel kızı Stella'nın bir Türkmen oğluna kaçtığı ve Dudu ismi ile Muğla'da yaşadığı anlatılmaktadır.
    Muğla'dan 1922 de göç ettirilen Rumlar bu yoldan Marmaris'e ve oradan Rodos adasına gitmişlerdir.
    Ferek deresinden Marmaris’e giden yoldan devam edilirse Domuzbelen Şelalesine ulaşılmakta doğal güzel bir noktadır.
    Yazıma Ferek’te bulunmuş bir eski yazıt (Anaksikratea isimli İdimalı kadın), eski Ferek’te yapılaşma, bugün Eski Ferek mahallesinde oturanlardan 3 kare resim konacaktır.
    Devrim 13.12.2019 yayınlandı

Toplam 208 yorum bulundu. 101-110 arası listeniyor.