Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYA'M
    Vatanım çok güzel, Konya'm güzel
    Ben ayrılsam bile hislerim özler
    Bu güzel şehir bir inciye benzer
    Cennete değişmem doğduğum yeri
    Garbında şen MERAM aşk ile titrer
    Yoktur onda elem, yoktur onda keder
    Bütün hastaları o iyi eder
    Cennete değişmem doğduğum yeri
    Şarkında dergâhın yeşil çinisi
    Altındır, elmastır, gümüştür kimisi
    Güneşin aksi ile parlar hepisi
    Cennete değişmem doğduğun yeri

    ŞERİFE ÖZDEMİR (1907-1991)
    Öğretmen
    Bu şiir kayınvalidem, çocuklarımım anneannesi ŞERİFE ÖZDEMİR (1907-1991) devamlı her yerde ben yazdım diye heyecanla okurdu.
    Bu defa Pera Palas’ta yapılan Gönül Dostları toplantısında kızı tarafından okundu
    2002

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    LYSTRA KENTİ
    MEHMET BİLDİRİCİ

    Lystra kentinin (Listra okunur) Konya'nın güneyinde Hatunsaray beldesinin 1.5 km batısında bulunan Zoldera höyüğü üzerinde kalıntıları bulunmaktadır. Kentin, Konya'ya uzaklığı 34 km dir.
    Kentin Hıristiyanlığın kuruluşunda çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Lystra ortaya çıkarıldığında pek çok Avrupalının buraya düzenlenecek inanç turlarına katılması olağandır. Çünkü Hıristiyanlığın kurucularından Aziz Paul ilk vaizlerini burada vermiş ve kendisinin en yakını, ömrünü onun izinde tüketmiş Aziz Timoteus Lystra kenti vatandaşıdır.
    Lystra, yaklaşık M.Ö. 6 yıllarında ilk Roma İmparatoru Augustus'un emri ile askeri bir koloni olarak kurulmuştur. Daha öncesi var ise kazılar sonucu ortaya çıkacaktır. Anadolu her ne kadar M.Ö. 133 yılında Roma yönetimine girmişse de bu bölgede, Roma henüz bir disiplin sağlayamamıştır.
    Bölgede Seydişehir civarında yaşayan Homonad'lar, Beyşehir civarında Orendeisler, Konya civarında Likaonyalılar, Bozkır çevresinde İsauralılar yaşamaktadır. Bunlar bölgemizin dili geleneği olan yerli halklarıdır. Bu halklar dil kültür ve yaşam biçimleri bakımından Romalılar'dan çok farklı olduklarından ve daha aşağı bir kültür düzeyinde bulunduklarından Roma ile çatışmışlar, Roma egemenliğini kabul etmek istememişlerdir. Zamanla Lystra'da kurulan askeri koloni bölgede düzeni sağlamıştır.
    Birinci yüzyılın ortalarında Tarsus doğumlu Aziz Paul, Barhabas ile ilk defa yaklaşık 47 yılında Anadolu'ya geçmiş, Antioch'dan (Isparta-Yalvaç), Konya'ya oradan da Lystra'ya gelmiştir. Burada bulunan Zeus Tapınağının rahibi kendilerini karşılamış, onların Zeus ve Hermes olduğu sanılmıştır. Halk yerel dilleri olan LİKAONCA ile "Tanrılar aramızda" diye bağırmışlar hemen kurban kesmek istemişlerdir. Aziz Paul güçlükle duruma mani olmuş kendilerinin de insan olduğunu Tanrının emirlerine girmelerini ve putlara tapmamalarını söylemiştir. Bu arada felçli bir adama bakarak kalk ayağa demiş ve yürümesini sağlamıştır. Bunlar ilk Hıristiyanların kutsal metinlerinde geçen ve onlar tarafından inanılan olaylardır.
    Burada çok ilginç olan yörede konuşulmuş LİKAONCA dilinden söz edilmektedir. Ancak bu dil hakkında başkaca da şimdilik bilgi bulunmamaktadır.
    Aziz Paul Lystra'ya ikinci defa gelmiş ve Lystra'lı Timetheus kendisine katılmıştır. Daha sonra Roma yönetimi duruma hakim olmuş, Hıristiyanlığın izleri izlenemez duruma gelmiştir.
    Hıristiyanlığın kabulü ile 381 yılında İstanbul'da ve 451 yılında Kadıköy'de (Kalkedon) toplanan dini meclislerde Lystra kentini temsil edenler de bulunmuştur.
    11. yüzyılın ilk yarısında Malazgirt zaferi öncesi Patrik Alexios Studites (1025-1043) ismi bilinmeyen bir Lystra'lı rahipten "Haretiker Eleutheros" ismi verilen bir tarikat mensuplarının dinden uzaklaştıkları belirtilmiş ve dini kurullara uymaya davet edilmesi istenmiştir.
    Bu konu çok ilginçtir. Benzer sapmalar daha önce Konya Ladik'de de (Laodiceia) görülmüştür. Anadolu'nun eski kültürlerinin etkisi ile istenmeyen tarikatlar ortaya çıkmıştır. Ancak buradaki tarikatın ne gibi söylemleri olduğu konusunda bilgiler yoktur.
    Bu olay Anadolu'nun fethi öncesi artık başken İstanbul’un duruma tam hakim olamadığını ve halkın arayış içinde bulunduğunu da göstermektedir.
    12.yüzyıl kayıtlarında ismi hala görülmektedir. Doğruluğu tam belirlenememiş bir kaynağa göre Timurlenk'in yöremizi Osmanlı devletinden fethedip Karamanoğlu Beyliği tekrar ihya ettiği 1402'li yıllarda Konya, Derbe ve Lystra'nın önemli derecede zarar gördüğü belirtilmektedir. (Ref.1) Kanuni Sultan Süleyman dönemi kayıtlarında ise Lystra ismi geçmemekte, Zoldera ismi görülmektedir.
    Hatunsaray'ın yaklaşık 150-200 önce yeniden kurulduğu, Lystra kentinin pek çok taşlarının evlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bir Hatun'un sarayı, bu olsa olsa eskiden kalma bir yapıya istinaden verildiği düşünülebilir. Ancak Hatun Kimdir? bilinmemektedir.
    Geçen yüzyıldan itibaren Avrupalı araştırmacılar tarafından, kayıtlarda geçen çok önemli olan ve yeri bilinmeyen Lystra'nın yeri aranmaya başlamıştır. Önceleri isim benzerliğinden İlisıra (Karaman-Yollarbaşı, Ilistra) ve 14 km batısında yer alan Glisıra'da olduğu sanılmıştır. Ancak 1885 yılında Amerikalı Araştırmacı Sterret Zoldera höyüğünde bulduğu bir taşta kentin ismini belirlemiştir. Latince dilinde yazılmış ve halen Konya Arkeoloji Müzesinde bulunan taştaki yazının Türkçesi şöyledir.
    "Mutlu Lystra kolonisi onbaşısının emri ile kutsal Augustus'a bir çift kurban kestiler"
    Burada ismi geçen İmparator Augustus (M.Ö.27-M.S.14) ilk Roma imparatoru ve askeri koloninin kurucusudur. Bu yazıt ayrıca yöremizde Roma döneminden gelen en eski yazılı belge olmaktadır.
    Lystra kenti tarihte çok önemli merkezdir. Çevresinde bulunan Glisıra (Gökyurt), Detse (Yeşildere), Girvat (Kayadibi), Kavak, Eksile (Çatören), Botsa (Güneydere) köyleri bu kentin uzantısıdır.
    Kent hakkında pek çok Grekçe ve Latince kitabeler tespit edilmiştir. Kent höyüğü üzerinde kazı yapıldığında çok önemli bir kentin ortaya çıkacağı inancındayım.
    Üstelik bu kazılara pek çok yabancı bilim kuruluşlarının katkı yapacağı açıktır, kazı niçin beklediğimizi şahsen ben anlayabilmiş değilim…….
    Mail: mehmet_bildirici@yahoo.com
    REFERANS
    1.Belke Klaus Tabula İmperini Byzantini s.200
    2.Bible, Resüllerin İşleri
    3.Monumenta Asia Minor Antiqua Vol.VIII
    (Bu yazı Çağrı Dergisi için özel olarak hazırlanmıştır.) 2002

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    GÖNÜL DOSTLARI TOPLANTISI
    10.03.2002 - PERA PALAS
    EDEBİYAT ÖĞRETMENİ GÜNDÜZ GÜRGEN'DEN ŞİİR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Gündüz Gürgen (1913-1990), Ermenek'te doğmuştur. Yükseköğrenimi Ankara'da yapmış, 1946-1962 yılları arasında Konya Lisesi Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği görevinde bulunmuştur.
    Değerli hocamın "ERMENEK ÖZLEMİ" adlı şiirinin sunuyor. Kendisini tanıyanların çıkacağını umuyor, hocamı saygı ile anıyorum.
    ERMENEK ÖZLEMİ
    Tak demiş ERMENEK özlemi mutlak canıma
    Düştü boydan boya bir gizli ateş her yanıma
    Uykusuz bir gece, ta fecre değin kıvrandım
    Bu ateşle geçen yılları bir bir andım
    Altı yıl sürdü dedim, bitmedi bu firak
    Yol uzun, lakin âşıka olamaz Bağdat uzak
    Bulunur nesle değil, anladım uçmakta tat
    Açarak göklere ağdım, yine bir çift kanat
    Şimdi ben gövde değil, ruhla uçan bir kuş gibiyim
    Çağlayanlar köpüren kentime uçmuş gibiyim
    O nasıl mutlu uçuş, anlayamaz kimse bunu
    İşte çam yüklü TOROSLAR, daha MENNAN burnu
    Bir ışık sağanağı halinde boşanmış renkler
    Doğanın zümrüdü, firuzesi, coşmuş her yer
    İncecik bir tül olup göklerin örtmüş alnını
    Sarıyor benliği tüm duyguların en yalını
    Güneşin nurunu içmiş görünen ak tepeler
    Yeşilin sırtına binmiş, başı açık çıplak tepeler
    YELLİBEL'den çok uzak, andırıyor lakin onu
    Bir uzun çağrışımın ses veriyor mikrofonu
    Duyulan atmaca, kartal, cula, keklik sesidir
    Göksu'nun ormana vurdukça solan bestesidir
    Sanki yatağından çıkmış da içime akıyor
    Yayılan tatlı serinlik beni candan yakıyor
    İşte ÜÇTAŞ, Kuruçeşme ile yayılmış bağlar
    Karşıdan kol kola girmiş kocaman mor dağlar
    Sökün etmekle gelen yolcuyu istikbale
    Akıl ermez o güzellikteki çılgın hale
    O ne mahşer diye, hayretle donar hali gören
    Üçbuçuk günlük ömür bitse de bitmez o tören
    İşte MEYDAN ve DÖKÜLGEN, şu bizim YASSIKAYA
    Delidir âşık olunmaz diyecekler buraya
    Yine görkemle kurulmuş uyanık YUMRUTEPE
    Dev kulaklarda DELİKTAŞ yine bir paslı küpe
    ULUCAMİ'de ezan sesleri çarptıkça dağa
    Sekiyor yankısı son hızla koyaktan koyağa
    Kalmamış gerçi bir eski iz büyük şenlikten
    Yine sesler geliyor DEĞİRMENLİK'ten
    Yine ığranmada bin nazla asırlık çınarı
    Her geçen yolcuya zemzem sunuyor PİRPINARI
    Bana kar etmedi indim süzülüp AKKASIM'a
    Yine kevserleri doldurdum alevden tasıma
    Uzanıp dertli gönül, kıldı HAVUZLU'mda karar
    Bu üçüzlere şifalar dağıtan bir büyü var
    Dayadım alnımı billur suların aynasına
    Bir teselli aradım içten yasıma
    Aramıştım nice yıl bulmak için bu günü
    Ta uzaktan tutturdu biri Kerem türküsünü
    O da bağrı yanık, belli sesinden çileli
    Hep yanık ERMENEK türküsü bildim bileli

    Kaynak: BİLDİRİCİ, Mehmet, 1997, "Ellili Yılların Konya Lisesi Öğretmenleri" özel yayın
    (Bu şiir Gönül Dostları Toplantısında 10.03.2002 tarihinde okundu)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYALI MEDDAHÇI HATÇA
    GÖNÜL DOSTLARI TOPLANTISI –PERA PALAS 27.01.2002
    MEHMET BİLDİRİCİ-Araştırmacı Yazar
    Bu yazımda 19. yüzyıl ortalarında Konya'da yaşamış, Meddahçı olarak bilinmiş, ancak kendisi hakkında hiç bir yazılı belge olmayan, yaratılıştan sanatçı Meddahçı Hatça'dan (Hatice) söz edeceğim.
    Meddahçı Hatça, Konya'da yaşamış, Konya'nın güneyinde Karaman caddesi üzerinde evi bulunan Attar Hacı İmam'ın kızıdır. Hacı İmam'ın beş kızı vardır. Hatça'nın kızkardeşi Havilli Hoca (Havva), benim babamın, dedesinin annesidir.
    Hatça meddahçı olarak tanınır, diğer bir deyişle çarpık olayları şiirle hicveder, halk deyimi ile her şeye bir kulp takarmış. Kendisi çok titiz ve temiz bir kadınmış. İnek besler, temizlik için ineğe keçe ayakkabı giydirirmiş, ineğin bulunduğu yer temiz ve cilalı imiş.
    Bunu bana anlatan kaynak kişi ise aynı soydan gelen, çok uzun yaşayan Konya Barosu başkanlarından Avukat Tahir Mıhçızade’nin halası Emine Hanım.
    Meddahçı Hatça'nın kardeşi Havilli'nin yaşamı ise tam meddahlık ve Hatça için zengin bir kaynak oluşturuyor. Bununla ilgili bir hicvi şöyledir.
    Havilli Hocanın iki oğlu ve bir kızı vardır. Büyük oğlu, Konya'nın önde gelen hocalarından Sultan Hoca, küçük oğlu ise yanında oturduğu Müderris Haşim Hocadır. Damadı ise Konya'nın önde gelen ailelerinden Mıhçı Hafız Ahmet'tir. Her iki gelininin adı da Ayşe'dir. Büyük gelini Ayşe ise gene Konya'nın önde gelen Müderris ve şairlerinden Kâşif Hoca'nın çok yakınıdır.
    Ailede mal bölüşümünden dolayı iki oğlu arasında bir anlaşmazlık çıkar ve iş mahkemeye kadar gider. Paylaşılamayan ise bir mangaldır. Havilli Hoca ileri yaşta mahkemeye çağrılır. Havilli mahkemeye girince bayılır. Hiç böyle bina ve mahkeme görmemiştir. Mahkeme yeni yapılmış ve halen hizmette bulunan vilayet konağındadır. Yüksek tavanları, geniş merdivenleri ile yaşadığı mekân ile büyük bir tezat teşkil etmektedir. Havilli Hocanın mahkemede bayılması üzerine damadı Hafız Ahmet, koşarak dışardan bir hamal çağırır, Havilli Hoca hamalın küfesi ile evine götürülür.
    Olayın hicvini Hatça şu dizilerle yapar.
    "Mahkemeden çıktım ahali üştü
    Kâşif Hoca'nın şanına düştü
    Damadım Mıhçı Hafız Ahmet
    Bir hızır gibi yetişti

    İkisi zaptiye birisi mestur
    Kör olası oğlan bulama hasır
    Mahkemeye götürdü kendimden doğan
    Bulama oğlan bir kuru acı soğan"

    Meddahçı Hatça pasaklı bir kadını da şöyle hicveder:
    "Çukur bahçede oynanır aşık
    Örtme'de durur on beş günlük bulaşık.
    Çok gezen, kapı kapı dolaşan bir kadın için ise şöyle der:
    "Yemeği ocağa bürüdü
    Al çuha çağşırı kaptı sürüdü"
    (örtme: yemek pişirilen yer- çağşır, üste alınan bir giysi )

    Bu yazımı Sayın Fevzi Halıcı ile yakında yaptığım uzun telefon konuşmasından aldığım ilham üzerine Sayın Fevzi Halıcıya huzurunuzda armağan ediyorum.
    Yazım Pera Palas Gönül Dostları toplantısında okundu 27.01.2002


    Bu yazım 27.01.2002 tarihinde Pera Palas Gönül Dostlarının Pera Palas yaptığı toplantıda tarafımdan okunmuştur.

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    KONYA VE TÜRKİYE’NİN BÜYÜK ŞAİRİ FEYZİ HALICI (1924-2017) İLE YAKINLAŞMAM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Feyzi Halıcı ile 1984 yılında başkanı olduğu Konya Turizm Derneğine girmem üzerine tanışırız. Ama ben daha ziyade kardeşi Mehdi Halıcı ile çok yakındım. Âşıklar bayramı Mevlana etkinlikleri ile fazla ilgim olmadığından ona uzaktım.
    Ama aradan yıllar geçti ta ki 2000 yılında kendisinden aşağıda ki yazılı mesajı aldım.

    Sevgili Mehmet Bildirici
    İki aydır, iki yazını ÇAĞRI Dergisine koyuyorum. Yeni yazılarını gönderirsen sevinirim. Konya Kültürüne, tarihine yeni ufuklar açıyorsun. Kutlarım
    19 Kasım 2000 Pazar günü saat 13.30 da Tepebaşı Pera Palas Otelinde "Gönül Dostları" sohbeti yapıyoruz. Gelirsen görüşürüz
    Selamlar, başarılar 09.11.2000 İmza Fevzi Halıcı

    Bunun üzerine aşağıdaki mektubu gönderdim.

    Sayın Büyüğüm 24.11.2000
    Feyzi Halıcı - Ankara
    19.11.2000 tarihli kısa mektubunuzun ekinde bulunan 2 Çağrı dergisini aldım. Çok teşekkür ederim. Yazılarımın böyle eski ve değerli bir dergide yer alması beni nasıl duygulandırdı, anlatamam, size teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
    Küçükten beri doküman toplar araştırırım. Tarihe çok meraklıyım, mühendislik açısından olayları inceleyim istedim. Karşıma tarihi su yapıları çıktı. Bu işe çok ciddi olarak 1991 yılında DSİ de başladım.
    Bu konu Türkiye'de çok yeni, bu konuda yayınlanan çok kitaplarda su yapısının yapıldığı bölgenin tarihi incelenmiyor, hatta harita bile verilmiyor. Ben olaya çok ciddi olarak girdim, bunu zorunlu hissettim, çünkü benim bu konuda bir titrim yok, o halde yazdıklarım çok araştırmaya dayalı olması gerekirdi.
    Su yapısının yapıldığı bölgenin, hizmet ürettiği kentin tarihini önce inceledim ve su yapısı ile kentin tarihinin çok yakın ilişkisi olduğunu gördüm. Konu ile bulabildiğim, yerinden çıkarmaya çalıştığım planları inceledim. Kent+ su yapısı ikilisi. Bazı hallerde her ikisi bugüne gelmiş, bazı hallerde birinin kendisi veya kalıntıları bugüne gelmiş, diğer taraf için çok önemli bir belge.
    Tesisleri veya kalıntıları ziyaret edip, fotoğrafla belgelemeye çalıştım, yerli ve yabancı yayınları inceledim, konu ile ilgili kaynak kişileri arayıp onlara ulaşmaya çalıştım. Yerli yayınların, bazı özel durumlar dışında çok yetersiz olduğunu gördüm, yabancı yayınlarda çok değerli bilgi ve bulguların olduğunu tespit ettim.
    Ama burada çok zorluklar bulunuyor. Bu yayınların çoğu antika kitap olduğu için piyasada ve sahaflarda satılan kitaplar değil. Dil sorunu var İngilizce okuyorum. Fransızca ve Almanca olanlar var, Almancada oğlum Öztuğ yardımcı oluyor. Konya ile ilgili çok önemli Fransızca sulama raporları arşivimde okutulmak için duruyor.
    Buna rağmen, Konya ile ilgili çok önemli yabancı yayınların % 70 ne ulaştığımı sanıyorum.
    Anadolu'muzun tüm geçmişi çok ilgimi çekiyor, ama 3 noktası benim için pilot bölge Konya + yakın çevresi+ Gökova, Akyaka + İstanbul Galata, Beyoğlu…
    Bu arada yabancı bilim adamları ile temas ederek Anadolu'daki eski barajlar suyolları, suyun ölçülmesi vs. konularında çalışmamı sürdürüyorum.
    Bunları kendimi ve hedefimi belirtmek için yazıyorum.
    Sevgili büyüğüm, sizin sayenizde tarihi "Pera Palas'da" 19.11.2000 tarihinde "Gönül Dostları" toplantısını izledim. İlk defa Pera Palas'da izlediğim toplantıdan büyük keyif aldım. 03.12.2000 tarihinde yapılacak toplantıya da katılacağım.
    ÇAĞRI dergisinin Aralık ayı için zaman darlığından "Kırkambar" da çıkmış bir yazımı yolluyorum. Uygun görürseniz ileri sayılar için özel yazılar hazırlamayı düşünüyorum.
    Büyük şair, Âşıkların ve benim deyimimle "Kültürün Babası" olan Fevzi Halıcı tarafından farkına varılmamım verdiği duyguyu anlatamam. Gerçekten Konya ve onun tarihsel atası "İconium" incelenmeye, araştırılmaya değerdir inancındayım.
    Saygılarımla
    Mehmet BİLDİRİCİ
    Atakan sok. 11/7 Mecidiyeköy- İstanbul Tel: 0.212. 2128961 - 0. 212. 217 4615

    Aramızda dostluk, görüşmeler ve telefon konuşmaları hep devam etti, aşağıda ikinci bir mektubum eklenecektir.

    Değerli Abim (Feyzi Halıcı) 24.11.2002
    Yılın son mektubunu yazıyorum, Bayramınızı ve yeni yılınızı kutlarım. Bayramda Konya'da olacağım. Son Gönül Dostları toplantısında "ANA" Şiirleri kitabınızı aldım. Birini annesine şiir okuması için torunuma, birini annesine şiir okuması için küçük kızıma armağan ettim. Bende okudum. Hepsi çok beğendiler elinize sağlık.
    Uygun gördüklerinizi ÇAĞRI da yayınlamanız için bir kaç yazımı daha ekliyorum. 2002 yılı içinde kültür çalışmalarım bundan ibaret değil, kısaca bilgi sunmak istiyorum. Yılın başlarında "Anadolu'da Tarihi Sulama, Su depolama ve Taşkın Koruma Tesisleri" isimli beş yıldan bu yana çalıştığım 250 sayfalık kitap taslağını DSİ Genel Müdürlüğüne gönderdim. İnceleniyor, muhtemelen 2004 yılında DSİ nin 50. Kuruluş yılında basılacak.
    İkincisi GÖKAVA- Akyaka (Muğla) derneği üyesiyim. Derneğimizin WEB sitesi için, orada bulunan İDİMA antik kenti ile yazılar hazırladım. Dernek Başkanımız çevreci Alman asıllı Heike Thol Schmitz, devamlı orada yaşıyor, bu WEB sitesi başlı başına bir elektronik kütüphane.
    Bu yıl İTÜ nün Meslekte 40. Yıl törenlerine katıldım ve plâket aldık. Bununla ilgili 40 yıl öncesini yansıtan bir yazım, Sayın Rektör Gülsüm Sağlamer talimatı ile İTÜ VAKIF dergisinde yayınlanacak.
    Gene Tarihi Su Yapıları, "İstanbul eski Galata'da Su temin Sistemi" isimli yazılarım İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası bülteninde yayınlanacak.
    Konya'nın en eski Ticaret Odası üyesi kayınpederim Zeki Özdemir .. vs gibi Konya ile ilgili yazılarımda bu yıl ki çalışmalarım arasında bulunuyor.
    Saygılarımla sunuyorum. Sağlıklı yaşam diliyorum. Sevgili ÇAĞRI Dergisinin sahibi Emrehan Halıcı bu defa Meclis dışı oldu. Kendisini Sabancı Center de kendisinin düzenlediği şahane müzik şöleninde tanıdım. En derin saygılarımı sunuyorum.
    Mehmet BİLDİRİCİ
    2017 yılında onu kaybedene kadar diyaloğumuz devam etti.



    ANI: Şiir 03.12.2000 Dineksaray antik 4 yüzyıl şiiri Gönül Dostları Toplantısında tarafımdan okundu. Şöyle oldu:
    Önce Feyzi Halıcı ve önde gelen şairler yeni şiirlerini okuyordu. Toplantıyı yöneten Ahmet Özdemir idi daha sonra katılımcıları mikrofona davet ediyordu, sıra bana geldi, ben şair değilim araştırmacıyım ama bilsem bir mezar taşından çevirdiğim 4. Yüzyıl Bizans şiirini okumak isterdim dedim. O zaman önümüzdeki toplantıya gel ve oku dedi.

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    EFSANEVİ FRİKYA KRALI MİDAS (M.Ö 8 YÜZYIL)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Orta Anadolu’da Hitit İmparatorluğundan (M.Ö 1700-1200) sonra kurulan devlet Frikya Krallığıdır. Krallık süresi M.Ö.1200-700) yıllarıdır. Batıdan Anadolu’ya gelmişlerdir. Başkentleri Ankara Polatlı yakınında Gordion (Yassıhüyük) olup Eskişehir civarında Dorylaeum antik kenti çevresi ve Afyon civarında yaşamışlar, pek çok anıtsal mezarlar bugüne gelmiştir. Frikya dilinin alfabesi henüz çözülememiştir.
    Frikya devleti M.Ö 700’lerde Kafkasya’da yaşayan Kimmerlerin saldırısı ile son bulmuştur. Bu saldırı da Midas öküz kanı içerek canına kıydığı bilinir.
    Friklerin en ünlü ve efsanevi kralı Midas M.Ö 738-696 yılları arası yaşadığı düşünülmektedir. Grek ve Asur kaynaklarında Mushki Kralı Muti olarak ismi geçmektedir.
    Midas çok hırslı ve zenginliğe düşkün bir kraldır. İkincisi yaratılıştan kulaklarında bir anormal durum olduğu ve her iki kulağının simetrik olmadığı sanılmaktadır.
    Bunlar ise efsanelere konu olmuştur.
    Midas Tanrı Dionisos’a yardımcı olur. Diyonisos dile benden dediğinde bol altınım olsun der. İsteği kabul edilir Midas’ın her dokunduğu altın olur. Ekmeğe yemek için dokunur altın olur, her dokunduğu şey altın olur. İsteğinin ve hırsının kendisine verdiği zararı görür kurtuluşu için Tanrıya yalvarır, Dionisos ona acır ve kendisine Pactalos çayında (Sart Çayı) yıkanmasını söyler ve derdinden kurtulur. Paktolos çayı Lidya’nın başkenti Sardes’ten geçip Ege denizine dökülür. Bu çayda çok altın olması bu efsaneye bağlanır.
    İkincisi Tanrı Apollon ile Pan müzik yarışması yapar, Midas Pan’ın tarafını tutar, Apollon çok kızar senin kulağın müzikten anlamayan eşekkulağı olsun der, kulakları kocaman eşekkulağı olur.
    Midas’ın başkent Gordion çok büyük höyük şeklinde anıt mezarı vardır. Burası 1957 yılında açılmış, buradan pek çok Frikya dönemine ait objeler bulunmuş ve müzelere konulmuştur. Anıt mezar içinde Midas’ın kafatası da bulunmuş ve bilimsel olarak etlendirilmiştir. Çok ilginç bu portre yazı ekindedir. Bu ilginç kafatası Midas’a ait olmasa bile çok yakınına aittir. O dönem insanını önümüze sermektedir.
    Ayrıca Eskişehir yakınında Frig vadisindeki Midas kaya anıtı mutlaka görülmelidir. Gordion’da 1957 yılında kazılan Midas höyüğünün resmi de eklenmiştir.
    Efsanelere konu bu büyük kralın Anadolu için bir kültür zenginliği olduğuna inanıyorum.
    (Muğla Devrim 28.03.2020 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    HUN İMPARATORU ATTİLA (395-453)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugüne kadar Anadolu’dan çıkan ve özellikle dünya ve batı uygarlığına katkı yapmış değerleri incelemeye devam etmekteyim. Zaman dilimim ise ilk çağ.
    Bu yazımda da biz Türklerin çok önem verdikleri Hun İmparatoru Attila’yı konu edeceğim.
    Hayatı hakkında fazla bilgi sahibi olamadığımız Attila bütün Avrupa halkları tarafından “Tanrının Kırbacı- İngilizce Scourge of God –Latince Fiagellum Dei) olarak korkulan bir imparator sayılmasına karşı Macaristan (Hungary) ve Almanya’da bir kahraman kabul edilmektedir.
    Türkiye’de ise Cumhuriyet öncesi İslam kuralları ile yönetilen Osmanlı döneminde önem verilen ve bilinen bir hükümdar değildir ismi dahi geçmez. Attila ismi Macaristan, Almanya da verilirken Cumhuriyetimizin kurulması ile pek çok Attila ismi Türkiye’de erkek çocuklarına verilmektedir. Çevremizde bu isimde pek çok dost ve arkadaşımız bulunmaktadır. İsmin aslı Attila olup Türkiye’de Atila veya Atilla olarak da kullanılmaktadır.
    Hun İmparatoru Attila hakkında Türkçe ve İngilizce kaynaklarda çok farklı değerlendirmeler yer almaktadır. Türkçe kaynakların aşırı milliyetçi duygularla biraz abartılı olduğunu belirmek isterim. Ben tarafsız bir gözle onu olduğu gibi ortaya koymaya çalışacağım.
    Attila Hun İmparatorluğunu 436-453 yılları arası sadece 17 yıl yönetmiştir.
    Attila’nın ataları Asya’dan göç etmiş bir kabileden gelme olduğu kabul edilmektedir. Başkenti ETZELBURG (Peşte-Budin- Macaristan) olmak üzere çok geniş bir alana hükmetmiştir. Pek çok kabileleri hükmü altına alarak Roma (Batı Roma) İstanbul (Doğu Roma) kapılarına dayanmış ancak bu kentleri alamamıştır.
    Attila’nın seferlerinin anlatımında bunun detayına girmeyeceğim, bu konuda yazılarda bir uyum vardır. Nereleri yönetimi altına aldığı konusu çok tartışmalıdır, ayrıca pek çok farklı kavimleri emri altına alınmıştır.
    İsminin ise Gotça (Almanca) Etzel’den geldiği başkenti Etzelburg isminin bununla ilgili olduğu kabul edilebilir. Got diline “Küçük Baba” anlamını taşımaktadır. Benim görüşüm Hun isminin devam edemediği, Germen ve Gotların verdiği isim ile tarihe geçmiştir. Attila ile ilgili Almanca 1200 yıllarında yazılmış “NIBELUNGEN DESTANI” bulunduğu burada Etzel olarak ismi geçtiği görülmektedir.
    Türkiye açısından en önemlisi Attila’nın İstanbul kapılarına dayanmasıdır. 447 tarihinde Balkanlara ve Doğu Roma İmparatorluğu üzerine sefer yapmıştır. Büyükçemece’ye kadar gelmiştir. İmparator ile barış anlaşması yapılmış yüklü bir ganimet alarak geri dönmüştür.
    Hunlar nomadik (gezginci) bir topluluktur. Bugün Anadolu’da Yörükler bu tarz yaşamı sürdürmektedir. Sadece hayvan otlatırlar onunla geçinirler.
    Attila kendisini Büyük Namrut soyundan geldiğine inanır. Gezgin bir toplum olduğu için Hunlardan, yazılı hiçbir belge gelmemektedir. Kahramanlıklarını ve geleneklerini babadan oğula aktararak gelirler.
    Hunların kullandığı dil hangisidir. Bu konuda yapılan araştırmalar şöyle özetlenebilir. İskitleri dili veya Türk dili Çuvaş veya Moğol dili olabilir.
    Hunları dini hangisidir. Hüküm sürdüğü ve düşmanı olduğu her iki Roma İmparatorluğu Hıristiyan dinini benimsemiştir. Emri altına giren Got, Germen kabileleri ve Danimarkalar henüz eski pagan dinlerindedirler.
    Hunların ve Attila’nın dini ise Asya’dan gelme ve Avrupa’da hiç olmayan Gök Tanrı Tengri inanışıdır. Bu inanış Avrupa’da kök salmamış, buna karşı Orta Asya’da Kırgızistan’da bugün dahi inananları bulunmaktadır.
    Attila son yıllarında Roma kapılarına dayanmış Papa Leo I ile karşılaşmış, Ama Roma’yı alamamıştır.
    Attila sonuç olarak her iki Roma İmparatorluğunun baş düşmanıdır. Roma’ya karşı Germenler ve bazı kuzey ulusları tarafından kahraman kabul edilmektedir.
    Sonuç olarak Roma kapılarında iken Attila öldürülmüş ve imparatorluk çok hızlı çökmüştür. Eşinin onu zehirlediğine inanılır.
    Cenazesi bilinmeyen bir yere Hun usullerine göre gömülmüş onu gömenlerde yok edilmiştir.
    Oğulları küçük çapta devam edebilmiş ama imparatorluk asla devam edememiştir.
    Attila bir hanedan kuramamıştır. Macaristan Peşte yakınlarında başkenti, mezarı bulunamamış, Attila gününden bir yapı bir belge bugüne gelememiştir.
    Yazıma Macar Müzesinden bir resmi ile Hunların hüküm sürdüğü coğrafya eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 25.03.2020 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    ERMENEK GARGARA KÖYÜNDE MİTOLOJİK ÖYKÜ KIZ OĞLAN İNİ EFSANESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Karaman Ermenek ilçesi Yukarı Çağlar (Sbede) ve yakınındaki Güneyyurt (Gargara) mahalleleri antik çağdan gelen olaylar aşağıda anlatılmaktadır.
    Gargara’da geçen ve internetten aldığım mitolojik öykü çok ilgimi çekti. Tabii burada üzerine islami bir şal örtülmüş olduğu unutulmamalıdır.

    Gargara’da bundan 200 (2000) yıl önce bir kız yaşarmış, güzel mi güzelmiş, mahallesinde devamlı parmakla gösterilirmiş, babası askerlikten geri dönememiş ölmüş, yerini yurdunu bilen bile yokmuş. Hatıra olarak duvarda bir mavzeri, yanında da avcı çantası asılı duruyormuş.
    Anası epey yaşlıymış, kızı istemeye gelenlere kendi bilir diyecek kadar anlayışlıymış.
    Bir gün kızı zengin bir aile istemeye gelmiş, anası gene; kendi bilir, ona sormalı demiş.
    Kızına sormuş; kızım! Seni falancalar istemeye gelecek ne dersin demiş o da, anacığım aman onlara umut verme ben ona yar olmam, demiş.
    Meğerse kızın bir sevdiği varmış. Fakat oğlan bir türlü açılamıyormuş, karşılıklı sevgileri yıllarca gizli kalmış.
    Sonunda zengin adam anasını kandırmış ve kız istemediği halde oğluna düğün hazırlığına başlamış. Kız anasına tekrar; anacığım ben ona varmam sonunda üzücü şeyler olursa karışmam, diye tembihlemiş.
    Düğün günü yaklaşınca bakmış ki sevdiğinden bir hareket yok oğlana varıp hadi kaçalım demiş.
    Kızcağız durmadan evde kurulu tezgâhında urba ve çaput çul dokurmuş. Tek düşüncesi kaçarlarsa bu tezgâhı ne yapacağıymış. Meseleyi sevdiğine açmış, oğlan çok ilginç ve onu memnun edecek bir fikir ileri atmış; nazlı yârim tezgâhı da götürelim demiş.
    Sabah alacakaranlıkta köyün hocasının kapısına varmışlar kendilerine bir nikâh kıydırdıktan sonra bir katıra tezgâhı yükleyerek Kuşakpınar’a doğru yola çıkmışlar, kız duvardaki babasının tek yadigârı olan mavzeri ve çantayı almayı unutmamış.
    İki sevgili, inin yakayı yukarı çıkınca rahatlarlar, kafalarına eski yerleşim alanlarından Kuşak Pınar’ı koyarlar, zira orada her türlü in ve sığınak mevcuttur.
    Kebeni yukarı çıkınca bir yer aramaya başlarlar, ellerinde ancak bir hafta yetecek erzakları bulunan yavuklular, Sel kayasına varınca kendilerine bir istirahat verirler, oradan Gargaraya kadar olan her yer rahat izlenmektedir çünkü şöyle aşağılara bir göz gezdirdikten sonra kimsenin takip etmediğini anlarlar ve huzura kavuşurlar.
    Akşam olmuş gün karşı kaşlardan bıyıklarını çekmek üzeredir, âşıklar şu anda içinde heykellerinin bulunduğu ine girerler. Bu in Kızoğlan inidir, Kebenin üstünden, Damlantı ininin yukarısında sel kayasının kuzey batısında koca sarp kayaların yüzeyinde bulunmaktadır.
    Buraya ancak çok zor şartlarda korkusuz insanlar varabilir, bu ine ulaştıran yol bir, iki metrelik dar bir yoldur ve yer yer sabunluk dediğimiz sabunlu kaygan zeminlerden geçmek gerekir.
    Âşıklar, içeri girmeden önce katırdaki yükü yani tezgâhı indirmişler ve mağaranın on metre berisine yerleştirmişlerdir. Bu gün mağaraya giderken sağda Tezgâh denilen bir yer mevcuttur.
    Mavzer ve çantalarını erzaklarıyla beraber içeri taşırlar.
    O gece orada sabahlarlar, güneşin mağaranın ağzına vurması için öğlen olması lazım, zira sırtı kuzeye yaslı kayadır, önü ise tam kasabaya nazır bir balkondur sanki.
    Öğleye doğru güneşin ilk ışıklarıyla kalkarlar, dışarı çıkarlar, ama onları çok kötü bir durum beklemektedir.
    Düğün sahipleri yanlarına zaptiyeleri de alarak gelmektedirler, hemen alt tarafta kebenden sesleri duyulmaktadır.
    Hemen bir karar vermeleri lazımdır, silahla karşı koysalar olmaz, hem mermileri az hem de karşı taraf daha güçlü, mağaranın içlerine doğru gidebildikleri kadar giderler. Silahı bir tarafa, erzak çantalarını bir tarafa dayarlar.
    Karanlıkta ortaya oturup düşünürler, adamlar kapıdadır; mutlaka içerdeler, sözü duyulur.
    İki sevgili son bir karar verirler; Allaha yalvaralım onlara teslim olup ayrı düşmektense Allah bizi taş etsin, kıyamete kadar burada kalalım, derler.
    Bu mağaranın içinde şu anda taş olmuş heykelleri iki dikit halinde durmaktadır, silahları da bir sarkıt gibi inin duvarında ters takılıdır.
    Tezgâhları ise dış tarafta kullanıma hazır taş halinde onları bekliyor.

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    İMPARATOR CLADIUS (M.Ö. 10-MS 54)


    Özgürlüğü severim, zulümden diksinirim
    Vatansever bir Romalı oldum her daim
    Romalı, cumhuriyetçidir özünde

    Şimdi ben mantığa aykırı ama imparatorum
    İmparator olarak, mutlak gücümü uyguluyorum
    Üç kuşaktır rafa kaldırıldı Cumhuriyet

    Cumhuriyet iç savaşlarla perişan oldu
    Bu monarşiyi İmparator Augustus kurdu
    Sadece geçici bir tedbirdi bu

    Augustus iktidarı bırakmadı
    İçimden ikiyüzlülükle suçladım onu
    İnanmış bir Cumhuriyetçi olarak kaldım

    Tiberius imparator oldu, eğilimine karşımıydı bu?
    Bir düşman, gücü ele geçirir mi diye korktu?
    Muhtemelen annesi Livia zorladı onu

    Onun gününde ben inziva hayatı sürdüm
    Onu kana susamış bir ikiyüzlü olarak gördüm
    İnanmış bir Cumhuriyetçi olarak kaldım

    Caligula ansızın beni konsül yaptı
    Hâlbuki tek arzum kitaplarımla olmaktı
    Caligula doğulu bir kral gibi yönetmeye kalktı

    Vatansever bir Romalıydım
    Caligula’yı öldürmeye çalışmalıydım
    Ama budalayı oynayarak kurtardım kellemi

    Cassius Chaerea belki Vatansever bir Romalıydı
    Çiğnedi yeminini öldürdü Caligula’yı
    Hiç değilse Cumhuriyet’i geri getirmeye çalıştı

    Ama Cumhuriyet geri getirilemedi
    Onun yerine yeni bir İmparator seçildi
    O İmparator Tiberius Cladius, yani bendim



    Reddetseydim öldüreceklerdi beni
    Reddetseydim iç savaş eşikteydi
    Bu sadece geçici bir tedbirdi


    Cassius Chaerea’yı idam ettirdim
    Yine de iktidardan vazgeçemedim.
    Kendime ikinci bir Augustus rolü seçtim

    Gece gündüz çalıştım, Augustus gibi
    Ülkeyi büyütüp güçlendirdim, Augustus gibi
    Mutlak Hükümdar oldum Augustus gibi

    Bile bile ikiyüzlülük etmedim
    En iyisi bu diye oyaladım kendimi
    Tam bu yıl geri getirecektim Cumhuriyeti

    Julia’nın ayıbı Augustus’un ayıbıydı
    “Hiç evlenmeseydim çocuksuz ölseydim keşke”
    Messalina için öyle hissediyorum ben de

    Tahta çıkacağıma kendimi öldürseydim keşke
    Herodes Agrippa’ın beni ikna etmesine izin vermeseydim keşke
    Bilmemek haklı göstermez cinayeti

    Ama ben miyim bu işin tek suçlusu?
    Bütün ülkenin eşit payı yok muydu?
    Onlar beni imparator yaptılar ve dalkavukluk ettiler

    Şimdi içten niyetimi uygulasam
    Ve Cumhuriyet’i yeniden kursam
    Roma’nın gönül borcunu mu kazanacağım

    Bilirsiniz özgürlükten bahsederken
    Çok kolay görünür her şey
    Her kapının açılacağını, her duvarın yıkılacağını sanırsınız

    İmparator olmamdan gayet hoşnut dünya
    Kendileri İmparator olmak isteyenler dışında
    Cumhuriyet’i kimse istemiyor aslında

    Asinius Pollio haklıydı
    Düzelmeden önce işler daha beter olmalı
    Kararım kesin, artık uygulamayacağım

    Kurbağalı havuz bir kral istedi
    Jüpiter onlara yaşlı Krak Kütük’ü gönderdi
    Bir kütük kadar sağır ve kördüm ben

    Kurbağalı havuz bir kral istedi
    Jüpiter onlara genç Kral Leylek’i göndersin şimdi
    Caligula’nın baş kusuru, çok kısaydı devri

    Benim baş kusurum: Aşırı iyicil olmaktı
    Onardım benden öncekilerin bıraktığı enkazı
    Monarşiyle tekrar barıştırdım Roma’yı ve dünyayı

    Bir başka Caesar’a eğilmek Roma’nın kaderi
    Varsın olsun deli, zalim, müsrif, kaprisli ve şehvetli
    Kral Leylek gene gösterecek krallığın niteliğini

    Zulmün bıçağını köreltmekle büyük bir hata ettim
    Aynı bıçağı bileyerek belki giderebilirdim hatayı
    Zorlu belalar gerekli kılar zorlu çareleri

    Unutmayalım ki ben yaşlı Kral Kütük’üm
    Kımıltısız yatacağım havuzun kokuşmuş suyunda
    Çamurda gizlenmiş tüm zehirler çıksın ortaya

    Şiir Britanya Druidlerin tarzında yazılmıştır. S. 496-497
    Robert Graves (1895-1985)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    ROMA İMPARATORU CLADIUS (41-54)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda Cladius ve ailesi hakkında bilgiler verilmişti. Bu yazıda kendisi incelenecektir.
    Babaannesi Augustus’us ikinci eşi Livia’nın eski eşinden ikinci oğlu Drusus, annesi ise Anadolu’yu Roma adına yöneten ve Augustus’a Actium savaşında (M.Ö 30) yenilen Mark Antonius’un kızı Antonina, dede tarafı Cladius ailesidir.
    Cladius M.Ö 10 yılında Lugdunum kentinde (Avusturya) doğmuş, Roma doğumlu olmayan ilk imparatordur. Dördüncü Roma İmparatorudur (41-54).
    Cladius sağlık sorunları olan konuşması problemli, kısmen içine kapanık biridir. Bu yüzden babaannesi Livia ve ailesi tarafından ciddiye alınmamış ve rahat bir yaşantısı olmuştur.
    Kendisini tarih yazımına vermiştir. İki eseri vardır. Kartaca Tarihi ve Etruria (Etrüsk) tarihidir. Etrüskler birinci yüzyılda ortadan kaybolmak üzeredir, ama hala Etrüsk dilini konuşanlar vardır. Cladius bunlarla görüşür ve onlar hakkında bilgiler toplar, dillerini öğrenir. İkincisi Roma ile büyük savaşlar yapmış Kartacalılar (Tunus) gizemli bir konudur. Bunu araştırır. Aile fertleri iktidar kavgası yaparken bu eserleri dünyaya kazandırır. Değerli bir tarihçidir.
    Kendinden önceki üçüncü İmparator Caligula (37-41) bir isyan sonu öldürülür. İsyancılar bir imparator ararlar akla gelen isim Cladius’tur. Cladius istemez direnir, ama sonunda istemeyerek kabul eder.
    41-54 yılları arasında beklenmedik şekilde çok büyük işler başarır, devlette düzeni ve adaleti sağlar, İngiltere fetih edilir ve Roma’ya bağlanır.
    Çok önemli ve zamanın en büyük mühendislik eserleri gerçekleştirilir. Bunlardan bazıları şöyledir.
    -OSTIA Limanı: Roma’ya yaklaşık 18 km, Roma’nın buğday ihtiyacı Mısır’dan buraya getirilir. Gemiler eski limana yanaşamadığında büyük kıtlıklar meydana geliyordu.
    -Fucio Gölünü Kuruttu: Fucio Gölü bir bataklık oluşturuyordu, binlerce kişi çalıştılarak bataklığı kuruttu, Bu eserde tarihte ki mühendislik harikalarından biridir. Çok büyük bir projedir.
    -Roma’ya su getiren 7 suyolu ve su kemeri varken ihtiyaç üzerine iki suyolu daha yaptırdı.
    -Roma’ya gelen Appia kara yolunu yaptırdı.
    Bir köşede tarih yazmanı olan hastalıklı birinin istemeyerek imparator olunca başardığı bu işler inanılmazdır. Hepsi mühendislik harikalarıdır.
    Cladius 4 defa evlenmiştir. İlk ikisi imparator olmadan öncedir. İlk eşi ETRÜSK kökenli Plautia ve ikincisi Paetina olup bunlardan çocuğu yoktur.
    Cladius kadınlar yönünden çok şansızdır. İmparator olduktan sonra üçüncü olarak Messalina (17-48) ile evlenmiştir. Messalina tarihte en önde gelen fahişelerden biridir. Cladius’u başka erkeklerle seks partileri yaparak aldatmıştır. İmparator bunları biliyor mu idi? Sonunda 48 yılında idam edilmiştir. Bir oğlu Britanicus ve bir kızı oluyor.
    Dördüncü ve son evliliğini yeğeni Germanius’un kızı Agrippina ile yapıyor.
    Önceki evliliklerinden Cladius’un Britannicus adlı oğlu (annesi Messalina) ve Agrippina’nın Neron adlı üç yaş daha büyük oğulları vardır.
    Agrippina kendi oğlunu imparator yaptırmak için eşi Cladius’u zehirletmiştir. Onun yerine gelen eşinin oğlu NERON’dur. Bu ise Roma’yı yaktığı iddia edilen İmparator Neron’dur. (54-68). Cladius öldükten sonra tanrılaştırılmıştır. Bir defa ciddi hastalanmış, Kos (Istanköy) bir hekim tarafından tedavi edilmiştir.
    İmparatorun Konya (Iconium) tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Örnek olarak bölgede daha önce Ilgın ve Sarayönü Ladik kentleri Konya’dan daha kalabalık kentlerdi, Roma’nın gelişi ile bölgede yeni kentler kurulmuş ve daha önceleri çok basit bir yerleşim yeri olan Iconium (Konya) bölgenin merkezi olacak şekilde surları ve binalarla süslenmiş bölgenin merkezi bir kent haline gelmeye başlamıştır. Ben bunun Cladius döneminde başladığını kabul ediyorum. Ama bununla ilgili tek belge Iconium ve Ladik gibi bölgedeki kentlerin başına imparatorun isimlerinin eklenmesidir. Cladiconium, bugünkü Türkçe ile Cladius’un Konyası. Burada imparatorun katkısı nedir. Ama hala net bir kanaate ulaşamadım.
    Bunun için Amerikalı yazar Robert Graves’in (1895-1985) Türkiye İş Bankası yayını iki tuğla gibi kalın kitaplarını okudum. Kitaplar Ben Cladius ve Tanrı Cladius. Kitaplar imparatorun ağzı ile yazılmıştır. Çok tarihi bilgiler aldım, çok akıcıydı, ama Cladius’un Konya’nın kuruluşuna katkısını çözemedim.
    İmparatorun bir resmi yazıya eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 17.03.2020 yayınlandı)

Toplam 298 yorum bulundu. 161-170 arası listeniyor.