Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 11-06-2019

    AKDENİZ SUYUNU EGE SUYUYLA BULUŞTURMA ETKİNLİKLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinin 07.Mayıs 2019 günlü yayınında “AKDENİZ’İN SUYU EGE’YLE BULUŞTU” haberi çok ilgimi çekti. Haber şöyleydi. Datça Çevre ve Turizm Derneği, Datça Kaymakamlığı, Belediye Başkanlığı, Kızlan Muhtarlığı desteğinde Akdeniz’in suyu Ege suyu ile buluşturuldu diyor. Etkinliğe Datça ile kardeş kent Fransa’nın Bruxerolles kentinden gelen 10 yabancı misafirde katıldı. Şenliklerin 20 yıldan bu yana yapıldığı, Etkinliğin Datça içinde başladığı Datça’ya 15 km uzaklıkta Katyalı mevkiindeki Akdeniz’den 3 testiye doldurulan deniz suyu Gökova körfezine döküldü ve daha sonrada piknik yapıldığı haberde yer almaktadır.
    Bu etkinlik haberi beni çok etkiledi, ben Akyaka’da yaşıyorum, uzak olmasa katılmak isterdim. Bana bu bölge ile Tarihin babası Herodot’un (M:Ö 484-?) bize aktardığı bir hikâyeyi hatırladım. Datça Yarımadası Akadeniz ve Ege arasında çok daralmaktadır. Birisi Kızlan Muhtarlığı civarında yaklaşık Datça’ya 15 km uzaklıkta, ama esas çok çok daraldığı yer yer Hisarönü’ne yaklaşık 10 km, Datça’ya 40 km uzaklıktaki Gökçeler Limanı ile Benjik Limanı arasında uzaklık çok rahat yürünecek uzaklıktadır. Buraya BALIK AŞIRAN denildiğini biliyorum. Bunu gösteren harita eklenmiştir.
    M.Ö 546 yılında Pers (İran) orduları Harpagos komutasında hızla tüm Karia’yı alır. Anadolu karasında ki Efes, Milet gibi kentler uygarlıkta çok daha ileri olduğu halde çok güçlü Pers ordusu karşısında yapacakları bir şey yoktur. Persler onları kuş avlar gibi tek yenerek egemenliğine katar, Aynı kaderi paylaşan Samos (Sisam), Kos (İstanköy) adaları şanlıdır. Zira Perslerin donanması yoktur.
    Knidoslular tanrı Zeus’a başvururlar Balıkaşıran mevkiinde iki deniz çok çok daralır, burada bir kanal açalım Datça’yı ada haline getirelim diye. Kâhinlerin yorumuna göre Zeus otursunlar yerlerinde der istesek biz orayı ada olarak yaratırdık.
    Bugün artık Zeus yok, onun hükümleri geçersiz.
    Ülkeyi yönetenlere bir önerim var. GELİN BU KANALI AÇALIM YA DA ALTINDAN GEÇEN BİR TÜNEL AÇALIM. Bu gün Datça’nın ve Gökova’nın cennet koyları yerli ve yabancı turist misafirler tarafın gezilmektedir. İleride Türkiye refah arttıkça bu daha da artacaktır. Tur tekneleri Datça’nın cennet koylarını gezsinler diyorum.
    Yazım ekine yörenin bir haritasını ekliyorum.

    Devrim Gazetesi 14.05.2019 yayınlandı

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 11-06-2019

    AVRUPA KÜLTÜRÜN ATALARINI BİR KISMI KONYA ÇATALHÖYÜK’TEN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu başlıkla Hürriyet Gazetesinde Ömer Erbil’in bir haber yazısı çok ilgimi çekti, çünkü DNA incelemelerine dayanan bilimsel yazılardı. Özetle şöyleydi.
    Polonya Ulusal Bilim Merkezi (Polish National Science) tarafından verilen destekle Çatalhöyük’te bulunan mezarlarda çıkan insan cesetleri üzerinde yapılan DNA çalışmaları iki önemli noktayı aydınlatmıştır. Bu çalışmalarda iki Türk bilim insanı yer almıştır. Bu çalışmalar Genetik konularının incelendiği GENES de yayınlanmıştır.
    Bilindiği gibi Çatalhöyük Konya Çumra ilçesindedir. İngiliz Tarihçi James Melleart (1925-2012) tarafından bulunmuş ilk kazılar onun tarafından yapılmış M.Ö 7400-6.200 yılları arasında yaşandığını bilim adamları tarafından belirlenmiştir. Bu çalışmalar sonucu
    1..Çatalhöyük’te “Anaerkil bir Toplum” olduğu kabulü DNA çalışmaları sonucu doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Çatalhöyük halkı cesetlerini bir sepet içine koyarak kendi evlerinin altına gömerlerdi, buradan bir ailenin yakınları aynı anda incelenmiştir.
    2. Bu çalışmalar sonucu Çatalhöyük yaşayanların kimlerle yakın olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu halkın Marmara’nın kuzeyinde (Trakya) ve Avrupa’da yaşayanlarla yakınlığı ortaya çıkmıştır.
    Türk Bilim Adamı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ın Çatalhöyük Avrupa kültürünün temelidir görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu konuda Özdoğan şunları söylemektedir. “Bu halkın göçler dolayısıyla Avrupa halkları ile bir yakınlığı vardır.
    Buna en canlı örnek ise İngiltere’de bir bilimsel dergide Londra’nın 130 km uzağındaki Stonehenge anıtın Konya Çatalhöyük’ten buraya göç eden insanlar tarafından yapıldığını İngiliz BBC tarafından açıklanmıştır.. Bu araştırmalar Nature, Ecology & Evolotion (Doğa-Ekoloji- Evrim) dergisinde yayınlanmıştır. Stonehenge anıtı dikey ve üzerlerine yatay taşların bulunduğu bir anıttır (Dolmen). Bir resmi konulan anıtın Türkiye’de Trakya da görülmesi çok ilginçtir.
    İngiliz araştırmacılar Neolitik dönemdeki İngiltere ve Avrupa da bulunan insan kemikleri üzerinde yaptıkları DNA çalışmalarda yakınlık bulmuşlardır.
    Yaklaşık M.Ö 6000 yıllarında Anadolu ve Çatalhöyük başlayan göçler Kuzey Marmara (Trakya) üzerinden Tuna Nehrini takip ederken Orta Avrupa’ya yönelirken bir diğer kolun Akdeniz boyunca ilerleyerek İspanya buradan da İngiltere’ye ulaştığı Londra yakınlarında Stonehenge anıtının bu insanlar tarafından yaptırıldığı savunulmaktadır.
    Ben burada bilim adamlarının bu çalışmalarına devam etmesini DNA araştırmaları sonucu yeni şeyler ortaya çıkarmalarını diliyorum.
    Bu çalışmaların sadece Çatalhöyük ile sınırlı kalmamalıdır. Anadolu çeşitli uygarlıkların yeşerdiği boy attığı eşsiz bir coğrafyadır. Bu çalışmalar sonucu tüm dünyayı hayrete düşürecek bilimsel bulgular ortaya çıkacaktır.
    Bölgeden bir örnek vermek isterim. Karaman-Ermenek –Yukarı Çağlar Mahallesinde (antik Sbede kenti) dünyada az rastlanır kayalar içine oyulmuş su tünelleri vardır. Hasbelkader bu tünellerin ortaya çıkarılmasında bulunmuş bir kişi olarak, burayı tanıtmak için büyük çaba harcamaktayım. Bu köyden arkadaşım Durmuş Ali Özbek Sbede tarihi ile ilgili bir kitap çıkarmıştır. İLK KALE. Bu kitaptan öğrendiğime göre 2015 tarihinde kaya mezarlar temizlenmiş ve insan cesedine rastlanmış bu cesetler, Burdur Mehmet Akif Üniversitesine gönderilmiştir. Mutlaka bunlara DNA testi yapılmalıdır. DNA testinden çıkacak bilimsel değerlerden korkmamalıyız
    Sonuç olarak Konya’nın tarihte çok önemli ilkleri doğu ve batı dünyasına mesajları vardır. Ben bunlardan üçünü sayacağım
    1..Konya Kurulan Mevlevilikle onun manevi lideri Mevlana Celalettin (1207-1273) eserleri ile doğu ve batı dünyasına insan sevgisi hoşgörü mesajları ile Konya’dan ışık saçmaktadır.
    2.Birinci yüzyılda Hıristiyanlığın kurucusu Aziz Paul’ün Konya (Iconium) ziyaretinde kendisine inan ve bağlanan dünyanın ilk Hristiyan Azizesi Thekla Konyalıdır. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde adına kurulmuş kiliseler, manastırlar, okullar onun adını taşımaktadır.
    3.Konya Çatalhöyük’te yaşayan halkın bir kısmının yaklaşık M.Ö 6000 yıllarında başlayarak Avrupa ülkelerine göç etmesi onların atası olması ne kadar önemlidir.
    Yazıma Londra yakınlarındaki bir dolmen olan Stonehenge’nin bir resmi eklenmiştir.
    (Yeni Meram 06.05.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 11-06-2019

    GÖKOVA MAHALLESİNDE YAŞAMIŞ TARİHE MERAKLI BİR DOST GRANT ROWLEY II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Önceki bölümden devam)
    Grant Akyaka’dan ani ayrılmasından sonra Facebook’ta izine Gürcistan’da rastladım, çok dertliydi. Akyaka’daki ortaklarımla olumsuz olaylar sayesinde evimi sattım, her şeyimi kaybettim, kendimi Gürcistan’a zor attım, Neden İngiltere değil diye sorduğumda hayat orada çok pahalı diye dert yandı.
    Son olarak annesinin İngiltere’de tam 100,5 yaşında öldüğünü Kraliçe’nin 100 yaşını kutlayanlara özel Kraliyet belgesi gönderdiğini yazmış, bu belgeyi aldığından annesinin (Mom) mutlu öldüğünü belirtiyordu.
    Ne kadar güzel bir gelenek, Türkiye’de de 100 yaşını kutlayanlara Cumhurbaşkanı özel bir belge verse, ülkeye hizmet etmiş 90 veya daha yaşlı kişilere ölümleri halinde bir belge verilmesi ne iyi olur diyorum.
    Aşağıda Grant’tın bana verdiği üç fotoğrafı ekliyorum
    Birincisi Akyaka-Gökova arasında bir kaya mezar. Orta Karia sayılan Muğla çevresi bir Kaya mezar cennetidir diyebiliriz. Bu ise ilk çağlarda yoğun bir yaşam olduğunu göstermektedir. Kaya Mezarlar konusunda en kapsamlı bir çalışma İsveçli Paavo Roos’un 2006 yılında İsveç de İngilizce yayınlanan bir kitabıdır. Bana bunun bir fotokopisi Gökova’da yaşayan Meryem Kuzey (Öğrenimi Kanada) tarafından verilmiştir. Kendisine teşekkür ederim, Paavo Roos ile ben karşılaşmadım ama mailleşmelerimiz vardır. Ben de gözle görünen çok güzel mezarları resimlemiş ve Web siteme koymuştum. Grant bunların çok çok ötesinde kaya mezarlar olduğunu fotoğraflamıştır.
    Görevliler bir ahşap telefon direği dikecekler, bir çukur bulurlar. Grant bunun bir kaya mezar olduğunu belirlemiştir.
    İkinci fotoğraf
    Hiçbir yayında bulunmayan bir kaya mezar. Grant’ın görüşüne göre bu mezar daha sonra ev olarak kullanılmıştır. Fotoğrafta kendisinin Enigma House dediği Gökova’da en eski antik bir evdir.
    Üçüncü fotoğrafta yayınlanmamış içi sadece Grant tarafından görülmüş bir kaya mezar.
    Bu fotoğrafların henüz anasından doğmamış olan araştırıcıların yararlanacağını umuyorum

    Devrim Gazetesi 03.05.2019 yayınlandı

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 11-06-2019

    GÖKOVA MAHALLESİNDE YAŞAMIŞ TARİHE MERAKLI BİR DOST GRANT ROWLEY I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Zaman zaman pek çok yabancı Akyaka’ya yerleşmiş, burada ev sahibi olmuştur. Şüphesiz hepsinin tarihe ve arkeolojiye meraklı olduğu düşünülemez. Akyaka’nın eşsiz doğası ve denizi onları buraya çekmiştir. Benim gibi.
    Ama tarihe meraklı olanlarla temaslarım olmuştur, bunlardan biride Gökova mahallesinde ev sahibi olan İngiliz kökenli Grant Rowley olmuştur. İngiltere’de çok ilginç tarihi araştırmaları bulunmaktadır. Gökova mahallesinde arkadaşlarıyla bir Çevre Platformu oluşturmuş çevre gezileri yapmışlar bunları Gokovacevre sitesine yerleştirmişlerdir. Bu olaylar 2009’lu yıllarda olduğundan bu site kapanmıştır. Grant ile fotoğraf bazında görüşmelerimiz olmuştur. Hatta bu fotoğrafları bir sergide sergilemeyi düşünmüştük. Bu arada Grant Akyaka’da yerli bir ortakla bir Mağaza açmış, yerli ortakları ile olumsuz gelişmeler yaşamış ve her şeyini kaybederek Akyaka’dan ayrılmıştır. Kararımız bunları birlikte değerlendirecektik. Ama bunlar gerçekleşemedi. Ama bu fotoğraflar çevre tarihi konusunda ileri araştırmacılar için çok önemli verilerdi, bunları yayınlanması gerektiği görüşündeyim.
    Bu ilkyazımda üç fotoğraf ekliyorum.
    İlki 2009 yılında çekilmiş birlikte fotoğrafımız
    İkinci fotoğraf Gökova mahallesinde Koruma altındaki bölgede eski bir ev muhtemelen bu köyden Mustafa Yasakçı’ya ait ev
    Mustafa Yasakçı Bu köyde yaşamış bir kişi, ben kendini tanıyamadım, torununu Grant sayesinde tanıdım. Onun evinin duvarında okunmuş İdyma kentine ait kitabe vardır. Bilerek veya bilmeyerek tarihe ışık tutmuş bir kişidir. Saygıyla anıyorum
    Üçüncü resimde Mustafa Yasakçı’nın evinin merdivenleri, Yukarıda Akropolis’ten sökülen taşların bu merdiven de kullanıldığı görülmektedir.
    Devamı var
    (Muğla Devrim 01.05.2019 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    DANİMARKA’DA YAKILIP KÜLLERİ FETHİYE’DE DENİZE SAVRULAN BİR DANİMARKALI JANE ELİSABETH (1952-2019)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetemizin 23.04.2019 günlü sayısının son sayfasında bir haber çok ilimi çekti. Danimarkalı Jane Elisabeth 14 yıldır tatillerini Fethiye’de geçiriyor, Fethiye’yi çok seviyor. Bu yıl Danimarka’da kanserden ölüyor. Vasiyeti üzerine yakılıyor, küllerinin yarısı memleketinde yarısı ise çok sevdiği Fethiye’de Çalış Plajında birlikte yaşadığı arkadaşı Knud Karlsen tarafından denize serpiliyor ve denize bir demet çiçek atılıyor.
    Fethiye’ye duyduğu bu sevgi ve aşk beni şoke etti, tüylerimi diken diken oldu.
    Ben Danimarka’da yaşamadım ama uzun süreli iki Danimarkalı kız arkadaşım oldu. İlki 1957-1970 yılları arasında pen friend (kalem arkadaşı) KETTY, uzun süre mektup arkadaşım oldu, kendisi ile hiç karşılaşmadık. Danimarka’da müzik eğitimi alıyordu. Ben o zaman müzikten bihaberdim, o bana bu konuda yol gösterdi, zaman içinde üzerimde etkili oldu. Bugün Mozart ve Beethoven’i severek dinliyorsam bunu Ketty’den mektuplarla öğrendim.
    İkincisi Helga o da Danimarkalı 1989 yılında bu yana arkadaşız, tam otuz yıllık. Yazları Akyaka’ya geliyordu. Akyaka’yı çok seviyordu, ailecek misafirimiz oluyordu, özellikle annemi çok seviyor, Türkçe teyze diye hitap ediyordu. Türkçede biliyordu.
    Biz İngilizce konuşuyorduk. Tarihi çok seviyor, Türkiye’de Duygu Asena’ya varıncaya kadar biliyordu. Helga İngilizce, Almanca başta olmak üzere tam 11 dili konuşabiliyordu
    Bunları şunun için anlattım. Bu iki arkadaşlarım sayesinde Danimarkalıları oldukça tanıdığımı sanıyorum. Buna dayanarak bu yıl ölen Danimarkalı Jane Elsabeth’in Fethiye sevgisini yorumlayacağım. Tabii ki bu benim yorumum.
    1.. İlk çağlarda İyonya, Karia ve Likya, bugün Ege, Muğla ve Fethiye kıyıları denizi doğası, güneşli günleri ve ormanları ile Türkiye’de ve dünyada en önde gelmektedir. Bölgenin eşsiz doğası insanları büyülemektedir. Ben de bu duygularla AKYAKA dedim..
    2. Çevre insanı sıcak kanlı ve misafir severdir. Turiste yabancıya sevecendir, Bende bunu Akyaka’da hep hissetmişimdir.
    3. Çevrenin dünya ölçüsünde zengin tarihi büyülemiş olabilir. Düşünün Danimarka’nın tarihi sekiz yüzyılı aşmamaktadır. 16 ve 17nci yüzyıllarda Alman ve Danimarka sarayların da hamam yoktur. Hela olduğu şüphelidir. Ama bugün yaşam koşulları temizlik ve hijyen en ileridedir.
    Ama Fethiye ve çevresi böyle midir? Hamalar vardır, göz kamaştırıcı mermer tapınaklar vardır. Tıp vardır, edebiyat vardır. Bu tarih her yabancıyı ve Avrupalıyı derinden etkilemektedir. Modern insan haklarına ve hukukuna Danimarka’nın kökleri buralardan gelmektedir.
    Bence Jane Elisabeth bütün varlığının yarısını antik Likya’da yarısını Modern Danimarka’ya adamıştır diyorum.
    (Muğla Devrim 29.04.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    AKYAKA’DAN BİR DEĞER KAYDI. ORHAN İSKİT’İ (1924-2018) GEÇEN YIL KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk çağda parlak bir uygarlığın yaşandığı Akyaka (İdyma) çeşitli sebeplerden yaklaşık, yedinci yüzyıldan 1970’li yıllara kadar çok az insanın yaşadığı ıssız bir bölge iken bu tarihlerden sonra, turizmin gelişmesi ile Akyaka pek çok aydın ve sanatçının emeklilik yaşamı için tercih ettiği sakin bir yer durumuna gelmiştir. Pek çok aydın buraya yerleşmiştir. Bunlardan biri de İnşaat Yüksek Mühendisi Orhan İskit’tir.
    Mesleki bir büyüğüm olarak renkli yaşamı çok ilgimi çekti, onu bilmeyen ve henüz daha doğmamış Akyakalılara tanıtmak istedim. Sayın eşi Ressam Nuran İskit bana yardımcı oldu, ana çizgileri o verdi, kendisine teşekkür ederim.
    Orhan İskit 12 Eylül 1924 tarihinde İstanbul’da (?) doğdu. General Hamdi İskit’in oğludur. İstanbul Erkek Lisesi’nden 1941 yılında mezun olduktan sonra, mühendislik öğrenimini İsviçre Zürih “Federal Politeknik” okulunda yapmış buradan 1947 yılında İnşaat Yüksek Mühendisi olmuştur. Ağabeyi de İsviçre mezunudur. Bu kurum İsviçre’de en seçkin mühendisler yetiştiriyordu.
    Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmekteydi.
    Mesleki hayatında önemli kilometre taşları şöyle;
    -1947-1950 Bayındırlık Bakanlığı ve T.C Karayollarında Köprüler şefi ve askerlik, Konya Bölgesinde görev yapmış
    -1950-1958 TAMİŞ T.A.Ş. Bölge teknik sorumlusu,
    75 kasaba ve 24 hidroelektrik santral inşaatı
    -1958-1960 “Hazik Ziyal & Orhan İskit Komandit Şirketi İnşaat Müteahhitliği
    -1960-1965 Çarmıklı İnşaat & Petrol Ofisi İnşaat Müdürü
    -1965-1968 PETKİM Petro-Kimya A.Ş. İnşaat Müdürü
    -1968-1972 ANSA Antibiyotik ve İlaç Hammaddeleri Müdürü
    -1972-1975 PAK Gıda Genel Müdürü
    -1975-1982 Libaş A.Ş Yönetim Kurulu üyesi,
    Libya’da Trablus, Bingazi, Fizan’da konut inşaatları
    Altmış sekiz yaşında kendini emekli etmiştir. Ressam Güzel Sanatlar Akademisi mezunu Nuran İskit ile evli ve tek kızı (Nilüfer) vardı. Emeklilik günlerini kışları İstanbul Taksim ve yazları Akyaka’da geçirmiştir.
    Kendini 14 Haziran 2018 günü İstanbul’da kaybettik, İstanbul’da Karaca Ahmet mezarlığında toprağa verilmiştir.
    Orhan İskit’in kaybını benim de üye olduğum Akyaka’da AKSANAT Derneği şu bildiri ile biz üyelerine duyurmuştur.
    “Pırıl pırıl bir beyin, bize yön veren ışık tutan değerimiz, aydınlanmacı, ilerici, çağdaş, sanatçı, gelişmeden, geliştirmekten yana, sahip olduklarını çevresinin, gençliğin gelişimi için paylaşan, kütüphanenin kurulması ve binasının alınmasının öncüsü, zekice esprileri ile bizleri daima gülümseten kişi olarak tanımlamıştır.

    Ben çok yakınında değildim, ama hep toplantı ve kültürel toplantılarda bir arada oldum. Çok değişik bir ülkeden ve kurumdan mezun olduğundan tanımak denk geldikçe kendisine hep sorular sorardım.
    2006 yılında Akyaka’da Nail Çakırhan & Halet Çambel Sanat Evinde açtığım “İdyma’dan Gökova Akyaka sergimi misafirleri Esin Afşar’la ziyaretleri hep gözümün önündedir.
    Akyaka’da yaşaması bizlere gurur kaynağı idi. Geç te olsa Tanrıdan rahmet eşi Nuran Hanım ve ailesine baş sağlığı dilerim.
    (Muğla Devrim 16.04.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    YATAĞAN MÜRSEL SOYUNDAN KONYA’DAKİ TÜM YATAĞANLILARIN ATASI HACI AHMED ÖZDEMİR’İN TORUNU HUKUKÇU VE TÜCCAR CELALETTİN ÖZDEMİR’İ YAKINDA KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugün Konya Meram ilçesinde bulunan Yatağan köylüleri 1400’lü yıllarda (15 yüzyıl) Afganistan Horasan bölgesinden bugün ki Yatağan köyüne yerleşen Ahmet Mürsel’in Yatağan’ın torunlarıdır. Ahmet Mürsel iki kızı ile buraya yerleşmiştir. Osmanlı son dönem salnamelerde (yıllık) ismi Konya’daki ermiş insanlar arasında yer almaktadır.
    Benim büyük büyük dedem Ömer Efendi Konya’ya köyden göç eden ilk kişidir. Konyalı Adeviye isimli bir nenemiz ile evlenmiştir. Onun soyundan gelenler hoca ve müderris olmuşlardır.
    Köyü terk edip Konya’ya yerleşen ikinci kişi önemli değil çok çok çok önemlidir. Bu kişi aşağıda resmi bulunan Hacı Ahmet Özdemir’dir. (1889-1949). Soyadını aldığı gibi mesleği demircidir. Köyünde bozkırlı bir ustadan demirciliği öğrenmiştir.
    Genç yaşta askere alınıyor, üç yıl Yemen ve Mekke’de kalıyor, hac görevini ifa ediyor, köyüne döndüğünde Birinci. Dünya Savaşı devam etmektedir. Çanakkale’ye gönderiliyor, orada yaralanıyor, Gazi oluyor, yürüyerek İstanbul Kasımpaşa Deniz hastanesine ulaşıyor, orada tedavi görüyor.
    1918 yılında köyüne dönüyor bir süre serbest demircilik yapıyor. Kurtuluş Savaşında Konya’dadır. Mustafa Kemal tarafından açılan Nalbant Okulunda görev veriliyor.
    Ahmet Özdemir iki evlidir. İlk eşi Şerife’den çocuğu yoktur. Bu sıralarda ilk eşi ve ailesinin bir kısmını Konya’ya aldırır ve Araplar Mahallesinde bir kira evine kalır.
    Artık serbest olarak Konya’da çalışmaya başlar ilk Atölyesini 1930 yılında daha sonra 1938 yılında Torna Atölyesini kurar. Savaştan kalan makinelerin, Rus makinelerin ticaretini yapar bu hurdalardan “Kuyu tulumbaları” üretir. O yıllarda Konya elektrik vardır, ama henüz kuyularda pompa kullanılmamaktadır. Bu tulumbalar dönen bir hayvanın (eşek) gücünden kuyudan boru içinden tapalarla suyu yukarı çekiyor. Çok para kazanır. Uluırmak Altıyolda’ki bağımızda dedemin de böyle bir tulumbamız vardı.
    Bu işlerden Ahmet Özdemir çok para kazanır. Bütün ailesini Konya’ya aldırır, akrabası Müderris Haşim Efendi’nin oğlu Mehmet Bildirici (1879-1948) evinde bir süre kira ile kalır, en küçük oğlu İbrahim burada dünyaya gelir. (1934)
    Daha sonra aynı mahallede bizim evin karşısında çarşıya doğru bir yerde Harciyeli bir ev yaptırır. Mahallemizdeki tek harciyeli (yabancı misafirlerin kaldığı yer) ev onundu. Zira onun köyden yakınları ve misafirleri eksik olmazdı.
    Hacı Ahmet 7 erkek ve 2 kız dokuz kardeştiler. En büyükleri oydu. Bir yaş küçük kardeşi İbrahim Özdemir(1890-1970) İzmir’e yerleşmiş, oğulları orada zengin olmuşlardı.
    Diğerleri Hüseyin Özdemir (1905-1969) Ali Özdemir (1913-1988) bizim mahalleye yerleşmiş ev sahibi olmuşlardı.
    Ahmet Özdemir sadece kalkınmamış, köyden yakınlarını yanına Konya’ya getirip onların meslek sahibi olmasını sağlamıştır. Bunlar aşağıdaki sayfada görülmektedir.
    Yani Konya’da sanayi kesiminde çalışmış ve çalışmakta olan tümünün babası atası olduğu söylenebilir
    Ahmet Özdemir’in 2 kızı ve üç oğlu olmuştur. Mehmet Yatağanlıoğlu, Mustafa Özdemir, İbrahim Özdemir.
    Kaybettiğimiz Celalettin Özdemir Mustafa Özdemir’in oğludur. Babası da mahalle komşumuzdu. Takma adı da Çavuş’tu. Kendisi ile de iyi görüşürdük.
    Ölen Celalettin Özdemir Böyle bir dedenin torunuydu.
    Kendisine Tanrı’dan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.
    Hacı Ahmet Özdemir ve diğer Yatağanlılar hakkında geniş bilgi 1987 hazırlığım “Yatağan Köyü’nün Dünü, Bugünü” kitabımda, web sitemden kolayca ulaşılabilir. Buraya bu kitaptan Hacı Ahmet Özdemir’in remi olan bir sayfa eklenmiştir.

    (Yeni Meram 15.04.2019 yayınlandı)

    Daha önce Yatağan Türbe ve Müzesi 25.02.2019 sayfa 390-391

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    AKYAKA NEREDEN NEREYE GELDİ, ÖNÜMÜZDEKİ 2050 YILINDA NEREDE OLMALI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Beni kilometrelerce uzaktan, dostlarımı, aydınları, emekli yazar ve profesörleri buraya bağlayan nedir. Dillere destan doğası, denizi, azmağı ormanlarıdır. İlk çağda yaşandığı halde yedince yüzyıldan 1950’li yıllara kadar sıtma hastalığından ötürü bu güzelliğin farkına varamamışlar İdyma kenti terkedilmiş çok az insanın yaşadığı bir ıssız yer haline gelmiştir.
    1950 yıllarından önce İskele Mahallesinde birkaç gümrük memurunun görev yaptığı birkaç deponun bulunduğu bir yerdir. Muğla Marmaris ve Fethiye yolu bugünkü Köy meydanından geçer, buradan ağaçlı (âşıklar yolu) yoldan devam ederdi. Sıtkı Koçman’a ait maden kamyonları da İskeleye maden taşırlardı.
    Akyaka’ya yerleşim bu noktada başladı, Mustafa Akkaya’ya ilk görmez gözleri ile bakkal dükkânı ve fırın açtı…
    Gökova köyüne bağlı Akyaka’nın tahmini nüfusu 50-60 kişi
    Yıl 1966-1968 Sakar yolu genişletildi. İlk araç 1920’lerde İtalyan işgalinde Gökova’ya indi. Yeni yolun açılması her şeyi değiştirdi. Yol kazılarından çıkan topraklar batak şeklinde olan sahile döküldü ilk yapılan sahildeki 4 katlı Kermetur siteleri kuruldu ve sahilde yaşamın başlangıcı oldu.
    Ben bildiğimde elektrik vardı, su şebekesi yoktu, telefon için yıllarca beklemek gerekiyordu.
    1950 öncesi Akyaka sahil yerlerde, parselasyon yapılmaya başladı, Belediye yok, devlet yok, buralarda yaşanması beklenmiyor. Benim evimin olduğu civarlarda parselasyon işine girişen bir kişi de Milli Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu, satılmaz endişesi ile parseller çok küçük tutulmuş, (150-250 m2 iki parsel satın al bir parsel hediye mantığıyla parselasyon yapılmış. Nail Çakırhan evinin civarı köyün ileri gelenlerinden Sarıoğlu’nun doğal bir ileri görüşle parselleri büyük tutmuş (500-600 m2, buraya daha seçkinler yerleşmiş, güzel evler yapılmış.
    1970’li yıllarda Ula’lı Nail Çakırhan sağlık sebeplerinden Akyaka’ya yerleşiyor. Kendine eski Muğla-Ula evlerini örnek alarak bir ev yaptırıyor, yaptırdığı ev 1983 yılında “Ağa Han Mimarlık” ödülünü kazanıyor. Pek çok evin tasarımını yapıyor. Bunların sahipleri tamamen dışarıdan Akyaka’ya yerleşen kişiler. Nail Çakırhan doğal güzelliklerine Mimariyi ekliyor ve Akyaka bambaşka bir konuma geliyor.
    1970’li yıllarda İmar planı yapılıyor, burada eski Ula Kaymakamı ve İller Bankası Müdürü Teoman Ünüsan’ın imar planı ve diğer sorunlarında çok yardımı oluyor.
    Yavaş yavaş yerleşim hızlanıyor bu yıllarda Cumhurbaşkanı Turgut Özal Türkiye’de ilan edilen ilk Koruma bölgesi içinde Akyaka katılıyor.
    Özal döneminde turizm bana göre 1980’li yıllarda turizm patlıyor…
    Gene de belediye olabilmesi için yapılan sayımda 2000’ni aşıyor.
    1992 yılında Akyaka Belediyelik oluyor, İsmail Akkaya ilk Belediye başkanı oluyor.
    Daha sonraki yıllarda Akyaka Belediyesi 2010’lu yıllarda Sakin Kent oluyor….
    Akyaka çok tanınıyor, Pek çok restoran, pansiyon yapılıyor…
    Ama 2017- 2018 yıllarda bayram günleri söylentiye göre 1 milyon kişi Akyaka’ya geliyor, yer bulamıyor, yollarda ormanlarda kalıyor.
    Ben burada kısa bir özet verdim, Akyaka’nın gelişmesi ciddi bir sosyolojik araştırma konusu, sanat etkinliklerine konu olması, bir roman yazılması gerekir. Ben elimden geldiği kadar tarihini ortaya çıkarmayı başardığımı sanıyorum.
    Sonuç olarak incelenirse durum dehşet verici
    1950’ler de 50-60 kişi
    1992 belediye olurken sürekli nüfus 2.000 yazlıkçılarla 8.000 bilemedin 10.000 kişi
    2017 de bayramda gelenler 1.000.000 kişi
    Bu durumda ne yapmalı
    Bana göre bir gelişme planı ya da Master plan mutlaka gerekli
    2020 mevcut kapasitesi belirlenmeli
    2050 yılı için neler yapılmalı ne olmalıdır belirlenmelidir.
    Bu 30 yıl için, doğası, çevre değerleri, jeolojisi, denizleri göz önüne alınmalıdır.
    Adına ne dersek diyelim bu plan mutlaka yurt içinde ve yurt dışından katılacak uzman ve tecrübeli firmalar arasından müsabaka ile belirlenmeli.
    İçine girdiğimiz bu kaostan ancak böyle çıkabileceğimize dünyanın göz bebeği Akyaka’ya koruyacağımıza inanıyorum

    (devrim Gazetesi 10.04.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    ULA BELEDİYE BAŞKANLIĞINA İSMAİL AKKAYA SEÇİLDİ.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    31 Mart 2019 yerel seçim sonuçları sonuçlanmış. Ula ilçesinde başkan değişmiş bu defa Akyaka’ya yerleşmiş en eski ailenin çocuğu İsmail Akkaya seçimi kazanmıştır. Kendisini kutluyor, Ula ilçesi ve onun göz bebeği Akyaka’ya özlenen ve herkesi kucaklayan hizmetler sunmasını umuyorum.
    İsmail Akkaya’yı 40 yıldan bu yana tanırım. Kendisi o zamanlar Antalya’da ziraat eğitimi görüyordu. Esas babası Mustafa Akkaya (kör) Akyaka’ya geldiğim 1977 yılında bu tarafa ölüm tarihi olan 1997 yılına kadar çok yakın dostumdu. Zira bu evi almadan önceki arsamın alınmasında (Sonradan yerine eski Dedegil oteli yapıldı) o yardımcı olmuştu. Çok ilginç ve zeki bir kişiydi, kördü ama çok radyo dinler, bütün dünyayı görüyordu. Akyaka’yı bana sevdiren başlıca kişilerden biri oydu. Kendisinden çok çok şey öğrendim, bir örnek vermek isterim. Bir gün kendisine sordum sen bunları nereden öğrendin diye? Ben küçükken çok az görüyordum, küçük bir çocukken ben büyüklerin yanında oturur onların konuşmalarını dinlerdim dedi. Hakikaten anlattığı yerleri, sonra tek tek dolaştım, anlattıkları bunu doğruluyordu.
    1997 yılında kaybettiğimiz Mustafa Akkaya’yı rahmetle anıyorum. Umarım oğlu onun anısını bir hayır kurumu ile yaşatır.
    İsmail Akkaya’nın dedesi Mestan Akkaya benim tespitlerime göre köye ilk yerleşen ailelerden biridir. Mestan’ın babası Mehmet’in Gereme’den (Kemamos-Ören) geldiğini yazın sivrisinekten yaşamayıp Kızılağaç’a çıkarlar, kışın Akyaka’ya inerlermiş.
    Akyaka Belediye olunca ilk Belediye Başkanı İsmail Akkaya olmuştur. Belediye Başkanı kiralık bir odada göreve başlamış, iki dönem görev yapmış, pek çok hizmeti olmuştur. Birkaç örnek vereceğim. Aşırı yağışlarda Dolmuş Durağı önündeki ana cadde bir akar dere haline gelir, her tarafı su basardı. Bu suları ormana çevirdi. Çok güzel bir Belediye Binası yaptı. Maalesef bu bina depo ve İtfaiye olarak kullanıldı.
    Deniz sahilinde kamulaştırma yaparak güzel yürüme bandı yapıldı, Orman Parkı yapıldı. (Dolmuşların karşısında). Ben bazı örnekler verdim, belki hataları da olmuştur. Güzel ve kalıcı olanlar yapılan eserlerdir.
    Büyükşehir Başkanı Osman Gürün’ün çok güzel bir sözü kulağıma küpedir. Muğla’da kırsal üretecek, sahil tüketecektir. Ula’nın sahili Akyaka’dır. Sahile yerleşen Türkiye’nin en seçkin aydınlardır. Onlardan ve mahalli değerlerden yararlanarak onlara kültürel etkinlikler sunulmalıdır. Geçen dönemde takip ettiğimden biliyorum, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün ve Menteşe Belediye Başkanı Bahaddin Gümüş bunu fazlası ile yapmışlardır. Ama geçen dönem Ula’da çok çok az hatta hiç kültürel etkinlik olmamıştır.
    Sonuç olarak önemli olan Ula ve onun dünya çapında ki gözbebeği AKYAKA’da yapılacak, yapılması gereken çok şeyler vardır. Partiler seçimle birlikte dışarıda kalmıştır. Bundan sonra konumuz planlar ve eserler olmalıdır.
    Arkadaşım, baba dostum İsmail Akkaya’nın enerjisi ve deneyimi vardır. Bütün Ula ve Akyakalıları kucaklayarak hizmet edeceğine inanıyor. Bunu bekliyor. Başarılar diliyorum.
    Devrim Gazetesi 09.04.2019 yayınlandı



  10. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    BÜYÜK SELÇUKLU HATUNU MAHPERİ HUNAT’IN GERÇEKLER IŞIĞINDA EFSANEVİ HAYATI (1203-1254?) II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Önceden devam)
    Adile Sultan genelde Konya ve batı kentlerde yaşamaktadır, nitekim Isparta Uluborlu’da cami yaptıracaktır. Mahperi Hunat ise Kayseri’de yaşamayı sever.
    Sultan 1237 yılında Mahperi Hunat’ın yanındadır, oğlu ve güvendiği devlet adamlarının desteği ile Alaaddin Keykubat zehirlenir ölür, tahta oldubitti ile ağabey Hıristiyan anneden doğma 2. Gıyaseddin Keyhüsrev 16 yaşında Sultan olur. Baba Alaaddin Keykubat dini törenlerle Konya Alaaddin tepesindeki Türbesine gömülür. Bu olaylarda Konya’da hanı bulunan Sadettin Köpek çok yardımcı olur.
    Yeni Sultan hanedan içinde temizliğe girişir, üvey annesi Adile’yi Ankara Kalesine hapsettirir ve orada boğdurur. Sultan yapılmak istenen İzzettin Kılınçarslan Isparta Uluborlu’da bir Kaleye hapsedilir ve orada hayatını kaybeder. Annesi Adile Sultan burada daha önce bir cami yaptırmıştı. Keyhüsrev baba bir 3 kardeştir, onun akibeti bilinmez.
    Kötü niyeti anlaşılan Sadettin Köpek ortadan kaldırılır. Beyşehir Kubadabad Sarayında boğdurulur. Hunat Hatun Müslüman olmuş Alaaddin Keykubat’ın ölümünden sonra kendini hayır işlerine vermiştir. 1238 yılından başlayarak Kayseri’nin bugün de en büyük Camii olan Hunat Hatun Camii’ni ve kendisi adına özel olarak türbe (kümbet) yaptırır.
    Hunat Hatun köken olarak bir Rum kızı olduğundan babası onu çok serbest olarak yetiştirmiş, cemiyet içine girebilmekte, diğer kadınlardan çok farklıdır. Bunu şöyle açıklamak mümkündür. Camii kendi parası (veya devlet) yaptırırken aynı zamanda inşaatın başına gidebilmekte ve denetlemektedir. Bunu anlatılan şu hikâye açıklamaktadır.
    “Bir denetimde baş usta onun gözü önünde taşı getirmekte yerine koymayıp geri götürmektedir. Yanındakine sebebini sorar. Sultanım usta cenabet olmuş yıkanması gerekmektedir. Sizden Hamam yaptırmanızı ister der. Hemen bir hamam yapımını emreder.
    Sultan Alaaddin Keykubat’ın ölümünden sadece altı yıl sonra Moğol tehlikesi kapıya dayanır. İki ordu Sivas Kösedağ’da karşı karşıya gelir. Sultan ordusunun başındadır. Ama sadece yirmi iki yaşındadır. Askerlikten anlamaz, kumandanlarına güvenmez ve ordu Bayçu Noyan komutasındaki ordu karşısında dayanamaz darmadağın olur.
    Bu Türk tarihindeki en büyük yenilgidir. Ancak Moğollar Selçuklu devletini ortadan kaldırmaz kukla hükümdarlarla yönetmeyi uygun görürler. Bu aslında Moğolların uyguladığı bir taktiktir. Moskova’da ve pek yerlerde bunu uygularlar.
    Anadolu’da Selçuklu devleti kukla hükümdarlarla 1308 yılına kadar yaşayacaktır. Bu dönemde Celalettin Karatay ve Sahip Ata gibi vezirler ön plana çıkacak Moğollar ve Selçuk hükümdarları ile dengeyi sağlayacaklardır.
    II. Gıyaseddin Keyhüsrev evlilik yaşına gelmiştir. Kafkas kızları güzeldir. Mahperi Hunat oğlunu Gürcü Kraliçesi Rosudan’ın kızı Gürcü Hatun ile evlendirecektir. Gürcü Hatun Selçuk sarayında çok sevilecektir.
    1243 yılından sonra kukla hükümdar olduğu üç yıl boyunca etkisiz ülkeyi dolaşmış, sonunda kendini dede memleketi Alanya’da bulmuştur. Bu çok çok düşündürücüdür. II. Gıyaseddin Keyhüsrev yabani hayvanlarla oynamayı severmiş, onlarla oynarken vahşi bir hayvanın ısırması sonucu 1246 yılında anne dedesinin memleketinde ölmüş cenazesi Konya’ya getirilerek Alaaddin Tepesi üzerindeki Türbeye babası yanında toprağa verilmiştir.
    Oğlu önünde ölen Mahperi Hunat daha sonraki hayatı belirsiz, tam bilinmemektedir. Moğollardan kaçmak için Haleb’e gitmek ister ve Tarsus’taki Ermeni devletine sığınır, ama gene Moğollara teslim olur, ne zaman öldüğü tam bilinmemektedir.
    Kayseri’de önceden yaptırdığı (1249) türbesine gömülür.
    Sandukasında kitabesi şöyledir.
    “Bu kabir, dünya ve dinin koruyucusu merhum Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi, namuslu, şehide, takva sahibi, ibadet ehli, dindar, dünyada kadınların sultanı, iffetli, çağının Meryem’i (Hz. Meryem), zamanının Hatice’si (Hz. Muhammed’in eşi), binlerce mal sadaka veren, din ve dünyanın yüz akı, hanımefendi Mahperi Hatun’undur.”
    (Yeni Meram 08.04.2019 yayınlandı)

Toplam 490 yorum bulundu. 21-30 arası listeniyor.