Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    ARKEOLOJİ VE GÜZEL SANATLARDA EMEKLERİ UNUTULMAZ MUĞLA’DA KAZILAR YAPAN OSMAN HAMDİ BEY (1842-1910)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    2011 yılında İstanbul Pera Müzesinde açılan Osman Hamdi Bey hakkında açılan Resim sergisini ve öldüğü yer olan Gebze’deki Müze evi ziyaret etmiş ve yaşamı ailesi hakkında çeşitli notlar edinmiş, aile fotoğraflarını incelemiştim. Bu yazımda büyük Ressam, Türkiye’de Arkeolojinin babası, Müzeci, bu büyük adam hakkında o kadar yayın var ki bir yazı da incelenmesi elbette mümkün değildir. Ben ailesi ve yaptıkları hakkında bana çok çarpıcı gelen noktalara dikkat çekmeğe çalışacağım.
    Özellikle ailesini yakından ortaya koymaya çalışacağım. Nasıl bir eğitim almıştır, ona açıklık getirmeğe çalışacağım.
    Babası İbrahim Ethem Paşa (1819-1893) dır. Sakız Adası’nda (Chios) doğmuş, Rum asıllıdır, çok küçük yaşlarda kendini İstanbul’da bulmuştur. Bu konuda fazla bilinen bir şey yoktur. Osmanlı devlet adamı Hüsrev Paşa tarafından evlat edinilmiş Paris’e eğitim için gönderilen ilk dört öğrenciden biridir. Teknik bir tahsil yapmıştır. 1877-1878 yıllarında II. Abdülhamit’in sadrazamlarından biridir. Teknik konularda pek çok hizmetleri vardır.
    Annesi Fatma Hanım olup, ailesi hakkında bilgi edinemedim.
    1860 tarihinde Hukuk öğrenimi için Paris’e gönderilmiş, hukuk tahsili yanında resim ilgisini çekmiş, Fransız Ressam Jean Leon Gerome (1824-1904) ve Gustav Boulanger (1824-1888) resim atölyelerine devam etmiştir.
    Fransa’da Agarite Charlotte Gay ile evlenmiş iki kızı olmuştur. Fatma, Melek, daha sonra bu evlilik boşanma ile sonuçlanmış, Melek annesi ile Paris’e dönmüş genç yaşta orada ölmüştür.
    İkici evliğini gene bir Fransız Marie ile yapmış, Müslüman olan Marie NAİLE ismini almıştır. Bir oğlu baba adı EDHEM adını almış, üç kızları olmuştur. Melek Leyla,
    Tanınmış ressam Osman Hamdi’nin eşi ve çocukları çok çok önemlidir. Zira resimlerindeki kadınlar eşi ve kızlarıdır. Ona modellik etmişlerdir. Örnek olarak Mimozalı Kadında ki görülen eşidir.
    Osman Hamdi Türkiye’nin batı tarzı resminde ilk ve öncü ressamlarından biridir. .Ailesi hakkında son söz ağabeyinin torunu Prof. Dr. EDHEM ELDEM yaşayan bir kültür adamıdır. Edhem ismi sadrazam olan dedenin adıdır.
    1877’li yıllarda Pera (Beyoğlu) Belediyesinde görev yapar, Bazı kaynaklar Pera Belediye Başkanı olduğunu yazar.
    1880’li yıllarda bir kültür kalkınması dikkat çekicidir. 1881 yıllarında Müzeyi Humayun kurulmaya başlanmıştır. Başına bir Alman Dr. Philip Dethler getirilir. Daha sonra Osman Hamdi atanır ve görevi ondan devir alır.
    1883 yılında Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi-Halen Mimar Sinan Üniversitesi) kurulur ve başına Osman Hamdi getirilir. İlk Müdürü olur.
    1883 yılında Osman Hamdi tarafından İstanbul Arkeolojisi Müzesi kurulur. Geçici bir binada faaliyet gösteren Müze için bugünkü görkemli binası yaptırılmaya başlanır. Binanın Mimarı İstanbul’da tanınmış Mimar Alexander Vallaury bu iş için görevlendirilir.
    On parmağında on marifet olan Osman Hamdi Bey’in bence bunlar içinde en büyük hizmeti o güne kadar gündeme hiç gelmemiş olan “ASARI ATİKA KANUNU (Eski Eserleri Koruma Kanunu” 1884 yılında çıkarılmasını sağlamaktır.
    Bu o kadar önemlidir ki birkaç örnek vermek isterim. Bergama’da (Pergamon), Knidos, da, Halikarnakos’ta (Bodrum) bulunan eserlerin korumasını sağlayan bir yasa yoktur. Köylü güzel mermer heykelleri götürür yakar elde ettiği kireç ile kerpiç evinin duvarlarına badana yapar, engelleme mümkün değil, ayrıca yabancılar devletle anlaşır kazı yapar çıkardıklarını götürür devlete de bir şeyler verir, belki de vermez, serbest… Biz bugün bunlar kaçırıldı diye bas bas boşuna bağırız ülkeyi soydular diye. Ülkenin soyulmasına ve talan edilmesine göz yuman ülkeyi yönetenlerdir.
    Osman Hamdi Bey tarihte bunu engellemeye çalışan ilk büyük adamdır.
    Bu çok önemli yasaya rağmen satılarak kaçırılmalar olmuştur. Benim yorumum bu yasa 100 yıl önce (1784) çıkarılabilse elimizdeki kültürel değerler en az 4 katı, 1684 yılında çıkarılabilse kültürel değerler 8 katı olurdu diye düşünüyorum.
    Lütfen bu perspektiften bakın onun ne büyük adam olduğu görülecektir.
    Osman Hamdi Bey Osmanlı İmparatorluğunda ilk kazı yapan Arkeolog’tur.
    Nemrut Dağı (Adıyaman), Lagina (Muğla) Sayda (Lübnan) kazılar yapmıştır. Osman Hamdi Bey hakkında çeşitli sergilerini, Düzce Eskisar’da yaptırdığı köşkünü (Halen Müze), Lagina’yı bu kazıyı yaparken kaldığı evi gören bir kişi olmakla gurur duyuyorum.
    Bu gün mezarı Düzce Eskihisar’da evininin 500 metre uzağındadır. İstanbul Arkeoloji Müzesini süsleyen en şahane eser Sayda’dan kazarak getirdiği İskender Lahdidir Fenikeli bir yöneticiyle ilgili olan bu lahit ile anlatılan bir hikâye ile yazımı noktalıyorum.
    “Devlet adamlarından biri tarafından satılacağı kulağına gelir. Her kimse o devlet adamına şunu söyler, efendim içine benim cesedimi koyun öyle satın.
    Yazıya Osman Hamdi ile eşinin model olduğu Mimozalı Kadın tablosu eklenmiştir.
    (16.03.2019 Muğla Devrim yayınlandı

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    MUĞLA’DA ÖNCÜ İTÜ MEZUNU İNŞAAT MÜHENDİSLERİ & HİDAYET AKYALI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye’de önceleri yabancı Mühendis ve Mimarlar önemli bina ve Su projelerini yaparlarken İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) 1945 yılında kurulması ile buradan mezun olanlar Türkiye’nin kalkınması konusunda önemli görevler üstlenmişlerdir. Önceleri Mühendislik Mektebi varken 1945 yılında üniversite haline gelmiştir. Burada Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük Milli Eğitim Bakanı HASAN ALİ YÜCEL’İN unutulmaz hizmetleri bulunmaktadır.
    İTÜ den 1946 yılında mezun olan Muğlalı Ali Terzibaşoğlu (1923) Türkiye’nin önde gelen Proje yapımcılarından biridir. Çok büyük projelerde imzası vardır. Muğla Ula’dan bir başka öncü mühendis 1949 yılı mezunu Şevki Şener’dir. (1924-2016) Bu Muğlalı öncüleri önceki yazılarımda incelemiştim.
    Bu yazımda Muğla ilinden bir İTÜ’lü kadın inşaat Yüksek Mühendisi HİDAYET AKYALI (1938-2013) olacaktır. İTÜ den mezun ilk kadın İnşaat mezunu 1933 mezunu Sabiha Güreyman’dır. Türkiye’de inşaat mühendisliği mesleğinin yaygınlaşmasında Akyalı ilk öncü 20 mühendisten biridir.

    1938 yılında Fethiye'de doğdu. Kaya köyünden Durmuş ve Zehra Akyalı’nın kızıdır. İzmir Kız Lisesi’nden, 1960 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Karayollarında çalıştı. 1969 yılından emekli olduğu 1999 yılına kadar Almanya'da kontrol mühendisi olarak görev yaptı.
    Almanya’da Şubat 2013 tarihinde Almanya’da ölmüş, cenazesi Fethiye’ye getirilerek toprağa verilmiştir.
    Yazıya fotoğrafı bulunan kısa bir hayat hikâyesi eklenmiştir.
    Muğla Devrim 09.03.2019 yayınlandı

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    GELEN BAZI YORUMLAR

    Dr. Cemil Evirgen
    Mehmet Bey gönderdiğiniz Ermenek Yukarıçağlar köyü antik tünel ve su yolu ilginç geldi. Bir vesile ile oraya gidersem yeni fotoğraflarını çekmeyi umuyorum. Kendinize iyi bakın. Sağlık ve sıhhatle. Selamlar... 26.02.2019
    AYDIN TURUNÇ
    Kutlarım. AKYAKA



    TÜLAY AYDIN
    Mehmet Bey, takdir duygularımızı nasıl ifade edeceğimizi bilemiyoruz. İlginize, gönlünüze sağlık. Sizdeki bu büyük heyecan, biraz da arkeologlarımızda, yetkililerimizde olsa ne iyi olurdu ülkemiz açısından! Sağ olun, var olun.
    Değerli çalışmalarınızdan her zaman haberdar olmak dileğiyle selam ve saygılar sunarız.
    Tülay ve Güngör Aydın 26.02.2019 ANKARA

    Sayın Mehmet Bildirici
    ‘’Anadolu çeşitli uygarlıklara beşik olmuş bir açık
    hava müzesidir diyerek başladığın ve Karaman-Ermenek Yukarı
    Çağlar köyünde (Sbede-İzvit) Roma döneminde yapılmış olan bir su
    tünellerinden söz ettiğin değerli makaleni zevkle okudum . Siz yazınızda
    Antik Sbede (izvit) dünya ölçüsünde anıtsal bir su sistemine sahip bir
    mühendislik harikası olduğunu vurgulayarak yetkililere ve konu üzerinde çalışması gerekenlere uyarı niteliğinde de bir yol göstermişsin’’, kutlarım sizi.
    Bilimsel çalışmalara olan sevdan seni bırakmıyor ne mutlu size Arkadaşın olarak seninle gurur duyuyorum . Senin gibi bilimsel çalışmaları bırakmayan bilim adamları oldukça ülkenin değerleri yitmez, sevgili arkadaşım
    ASİL YILMAZ ADANA 26.02.2019

    Sevgili Kardeşim Mehmet,
    O güzel yazını keyifle okudum. Benim ilgi alanım olmamakla birlikte yeni şeyler öğrenmek amacıyla okudum. Kalemine sağlık. Galiba mühendislik biraz geride kalıyor ve tarih, arkeoloji, su bilimi, vb. konular ön alıyor ama iyi oluyor. Bilinmeyeni ortaya çıkarmak, bilinene yeni şeyler eklemek ne güzel...
    Selam ve sevgilerimle
    SAİM SAKAOĞLU

    NURAN İSKİT
    Gönderdiğiniz çok ilginç ve değerli bilgiler için pek çok teşekkür ve selamlar

    ATAMAN HAKSEVER
    Mehmet Bey bu yazınızı, Atlas dergisine gönderseniz nasıl olur?
    Ayrıca İng. Çevirip yurt dışında da yayınlayabilirsiniz.
    Selam
    A.H

    GALİP BÜYÜKYILDIRIM
    Değerli dostum, Sayın Mehmet Bidirici
    Göndermiş olduğunuz Ermenek-İzvit su tünelleri konulu araştırmanız için çok teşekkür ederim. İlgiyle okudum. Bu eşsiz teknik, tarihi değerleri araştırıp gün ışığına çıkaran çabalarınızı sürdürmekte oluşunuzdan dolayı sizi kutlar, bu çabalardan ilgili kurumların da yararlanmasını, ortaya çıkan değerlerin daha da derin araştırılması, korunması, yerli ve yabancı dünyaya duyurulup tanıtılmasını dilerim.
    Bu vesileyle, sağlık, esenlik, başarı dileklerimi iletirim.
    Galip Büyükyıldırım


    Ramazan Bahar
    Değerli Ağabeyimiz Mehmet Bildirici'ye çok teşekkür ediyoruz. Yazısını bölüler halinde yayınlıyoruz. Böyle detaylı araştırıp yazarak ilgililerine ve yöremizin tarihinin tanıtımına büyük katkı sağlamaktadır. www.izvit.com 'u takip etmenizi bekliyoruz.

    Bu internet sitesi hakkında
    İZVİTHABER.BLOGSPOT.COM


    Merhaba Mehmet Bey,
    Bilgilendirme mesajınız ve çabalarınız için kendim ve doğduğum köy olan Yukarı İzvit sakinleri adına teşekkür ederim.
    Binlerce yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış yurdumuzun, bu beldesinde de farklı topluluklar çeşitli izler bırakmışlar ve bize emanet etmişler. Anadolu kadar farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir toprak, yeryüzünde belki başka bir yerde de yoktur.
    Maalesef bu emaneti yeterince koruyamamışız ve değeri yeterince bilinmemiştir. Nedeni bilinmez ama, devletimiz de uzak kalan bu yöremizdeki bu değerlere gerektiği önemi vermemiştir. Çok daha önemsiz anıtlar, eserler batıda el üstünde tutulup dünyaya tanıtılırken bizde adeta yağmalanmış, rant veya kısa dönemin kazancına kurban gitmiştir ve gitmektedir.
    Böyle bir ortamda dünyaya tanıtım yolundaki bu özverili çabalarınızı takdirle karşılamamak elde değil. 2014 yılında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nde de serginizi izlemiştim. Ekte bu sergiden bir anı paylaştım.
    Umarım bu çabalarınız daha fazla ses getirecek ve köyümüzde bulunan başta antik su kanalları olmak üzere tarihi arkeolojik ve kültürel değerlerimiz hak ettiği yeri bulacaktır.
    Saygılar sunar, selam ve sevgilerimizi iletirim.
    MEHMET AKTÜRK -İstanbul

  4. MARTİN SCHWARZ 26-03-2019

    MARTIN SCHWARZ TARFINDAN GOOGLE YAPILAN İNGİLİZCE ÇEVİRİ
    KARAMAN ERMENEK (Yukarıçağlar). ANCİENT SBEDE
    When I was in the process of being asked for a cover of the book, I could not tell how happy I was, I would like to see the content before writing it with pleasure I said. He sent the contents of the book to be published. On the back cover is my spelling
    All kinds of history, views about the village of Durmuş Ali Özbek gave place to his book, a photograph of each object (around 100) has spent a great deal of effort. I sincerely congratulate him.
    I studied the book. Among the photographs, especially when I saw the pipe parts used in the water facilities, used earthen pipes under pressure, my eyes opened like a stone. In addition, another newly found carved church, a rock grave was found in the arrangement of human corpses very attracted my attention. I called him that these corpses must be examined.
    Antique Sbede (izvit) is an engineering wonder with a monumental water system on a world scale.
    The ancient writers who gave information about the region are not visible in the books of Sicilius (90-30 BC) and Strabo (65 BC - 23 AD). The first western historian George Bean, who visited Sbede, was a guest in the village. Bean has come for the inscription, but has not found. As of today, there is no inscription found. Bean's work on Taseli (Ermenek area) is a very useful resource. -Journey in Rough Cilicia “
    In addition, all the aspects of my friend Halit Bardakçı with Ermenek book in hand, my friend met with my friend Halit Bardakcı in 1991 Ermenek'in fountains have made plans for the water.
    I decided that it would be useful to make an update considering all the hundreds of pictures and new developments over time.

    WHY SUCH WATER TUNNELS ARE IMPORTANT
    There are many tunnel samples in the ancient world and in Anatolia. The wells are excavated at an altitude of about 50-100 m. There are good examples in Iran, in Eastern Anatolia Van, in Urfa Germüş (Dağeteği).

    But here the tunnels have horizontal windows instead of the steep wells dug into the rock on very steep slopes, the soils are drained down from here. One example is the tunnels of the Diocaesera (Uzuncaburç), which is thought to have been built during the same period from the Silifke Lamas (Lemon) tea. I can't show another example

    Tunnels here are about 4 km. There are rare tunnels seen in this length. In addition, the purpose of the tunnel is to give way to water and to provide a person to pass through for maintenance.

    I have not seen any other tunnels as a person working on the subject for 28 years. This is an engineering wonder. I believe that the Roman Empire was the most powerful and was opened in the 2nd and the 3rd century. A German professor's claim that the region is sensitive and suitable for rebellion at any time must have a strong army,…..

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    KARAMAN ERMENEK YUKARI ÇAĞLAR’DA (SBEDE-İZVİT) KAYALAR İÇİNDE ANTİK SU TÜNELLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu çeşitli uygarlıklara beşik olmuş bir coğrafyadır. Bir açık hava müzesidir denilebilir. Ben bu yazımda Karaman-Ermenek Yukarı Çağlar köyünde (Sbede-İzvit) Roma döneminde yapılmış olan bir su tünellerinden yeniden söz edeceğim. Yukarı Çağlar köyüne Ermenek Taşkent yolu üzerinde bulunan Güneysınır beldesinden sapılarak 5 km bir yolla ulaşmak mümkündür. Yukarı Çağlar, suyu bol ormanlarla kaplı doğal güzellikleri olan yaşanacak bir yerdir. Benim buraya ilk gelişim şöyle olmuştur.
    DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 1994 yayınlanan “KONYA TARİHİ YAPILARI” kitabımın hazırlanması kapsamında Sayın Ermenek Belediye Başkanı Halil Akbulut’un yönlendirilmesi ile 1991 Eylül ayında Yukarı Çağlar su tünellerini görmüş ve çok farklı anıtsal su yapısı olduğunun farkına varmıştım. Buradaki su yapıları ve tünellerini DSİ tarafından yayınlanan kitabında kısaca bahsetmiştim. Bundan büyük bir kıvanç duymaktayım.
    1991 yılından bu yana Konya çevresinde başka bilinmeyenlerin de farkına vardım. Örnek olarak Konya Karaman arasında Akarköy (Zosta) su kehrizleri (tünelleri), Konya’nın hemen yanı başında ve bugün Konya ile birleşmiş Sille’nin su yapılarının planını çıkardım. Ereğli Ayrancı Pınarkaya köyünde bilinmeyen bir antik kent (Kastabala ?) olduğunun farkına vardım ve Anıtlar Kuruluna tescilini sağladım
    Ama Sbede konusunda farklı bir durum gelişti. Bu köyden Ali Aktürk, Ramazan Bahar ve Durmuş Ali Özbek ile tanıştım. Abdullah Çıkrık’ın arazi Jibi ile katılımıyla 2011 yılında 3-4 gün süren bir gezi ve araştırma yaptık. Bu arada Mehmet Aktürk uydudan tünelin planını çıkardı.
    Daha sonra çıkardığım bir özeti Ekim 2012 de Konya Liselilerin Ermenek gezisinde Güneysınır Belediye Başkanına ve geziye katılan yüksek bürokratlara sundum.
    Aynı yıl İsrail’de yapılan Uluslararası Tarihi Su Toplantında İngilizce olarak sundum, Sempozyum Bildiriler kitabında İngilizce olarak yayınlandı.
    “Cura Aquarum in Israel II sayfa 275-284” Bildiri Web 2014 Türkçe II 1.6 bölümünde 40 numara) ulaşılabilir.

    Bu defa 2019 yılında yeni bir gelişme oldu. İzvitli DURMUŞ ALİ ÖZBEK memleketi İzvit (Yukarıçağlar) hakkında ikinci kitabını yayınladı. İLK KALE
    Basılma aşamasında iken benden kitap kapağı için bir yazı istedi, nasıl mutlu olduğumu anlatamam ben bunu zevkle yazmadan önce içeriğini görsem iyi olur dedim. Yayınlanacak kitabının içeriğini gönderdi. Arka kapağında benim yazım yer almaktadır
    Durmuş Ali Özbek köyü hakkında her çeşit tarihi, görüşe yer vermiş, kitabına her objenin fotoğrafını (100 civarında) koymuş çok büyük bir emek harcamış. Kendisini candan kutluyorum.
    Kitabı inceledim. Fotoğraflar arasında özellikle su tesislerinde kullanılmış kurşun boru parçası, basınç altında kullanılmış künk boru resimlerini görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ayrıca yeni bulunmuş başka bir oyma kilise, kaya mezar düzenlenmesinde bulunmuş insan cesetleri çok çok dikkatimi çekti. Eline sağlık dostum Durmuş Ali Özbek diyorum.
    Antik Sbede (izvit) dünya ölçüsünde anıtsal bir su sistemine sahip bir mühendislik harikası olmasına karşı, dağlık bir coğrafyada olduğundan ismi duyulmamıştır.
    Bölge hakkında bilgiler veren antik yazarlar Sicilius (M.Ö 90-30) ve Strabo (.Ö 65- MS 23) kitaplarında görünmez. Sbede’yi ziyaret eden ilk batılı tarihçi George Bean 1903-1977) köyde misafir edilmiştir. Bean antik yazı (inscription) için gelmiş, ama bulamamıştır. Bugün itibariyle de bulunmuş yazıt yoktur. Bean’ın Taşeli hakkındaki çalışmaları çok yararlı bir kaynaktır. “-Journey in Rough Cilicia”
    Ayrıca arkadaşım Halit Bardakçı’nın Bütün Yönleri ile Ermenek kitabı da elimin altında, arkadaşım dostum Halit Bardakçı ile 1991 yılında tanışmış Ermenek’in çeşmelere su veren avgınların planını çıkarmıştık.
    Ben bütün yayın yüzlerce resimleri ve zamanla yeni gelişmeleri göz önüne alarak bir güncelleme yapmanın yararlı olacağına karar verdim.
    SBEDE SU TÜNELLERİ NEDEN ÖNEMLİ
    Antik dünyada ve Anadolu’da pek çok tünel örneği vardır. Yaklaşık 50-100 m ara ile kuyular kazılır, bunlar tabandan birleştirilir. İran’da, Doğu Anadolu Van’da, Urfa Germüş (Dağ Eteği) güzel örnekler vardır.
    Ama burada tüneller çok dik yamaçlarda kaya içine kazılmış dik kuyular yerine yatay pencereler vardır, topraklar buradan aşağı boşaltılmıştır. Bir örneği Silifke Lamas (Limonlu) çayından aynı dönemlerde yapıldığı düşünülen Diocaesera (Uzuncaburç) su getiren tünellerdir. Başkaca da bir örnek gösteremiyorum
    Buradaki tüneller yaklaşık 4 km dir. Bu uzunlukta görülen nadir tüneller vardır. Ayrıca tünelin gayesi içinde suya yol vermek ve bakım onarım için içinden bir insanın geçmesini sağlamaktır.
    Ben 28 yıl konu üzerinde çalışan bir kişi olarak bu güzellikte başka tünele rastlamadım. Bu bir mühendislik harikasıdır. Roma imparatorluğunun en güçlü olduğu 2 ve en geç 3 yüzyılda açtırıldığı kanısındayım. Bir Alman profesörün iddiası bölge hassas ve her an isyana müsaittir. Güçlü bir ordu bulundurmak zorundadır, bunlara ağır görevler yüklendiği (tünel kazımı verildiği) şeklindedir.
    Su Tünelleri kentin yaklaşık 40-50 m yukarısındadır. Suyun enerjinin kırılması gerekmektedir. Bu tünel sonunda kayaya oyma bir kuyuya verilmiştir. Altında ve civarda içi dolu pek çok sarnıca su verilmektedir. Bu enerji kırma yöntemine başka hiçbir sistemde rastlamamış bulunuyorum.
    Enerjin kırılmasına rağmen koruma duvarları içindeki antik yerleşim daha aşağıdadır. Burada kurşun boru kullanılması gerekir. Bu defa burada boru şeklinde değil eritilmiş kurşun bulunmuştur.
    Anadolu’da kurşun borunun (lead pipe) Bergama, Efes’te kullandığı bilinir. Burada antik kent yerleşim alanında kazı yapıldığında kurşun borular bulunacağına inanıyorum.
    Sümer ve Hititler dönemlerinden bu yana pişmiş toprak boruların (künk) kullanıldıkları bilinir, su yer çekimi (cazibe) ile akar. Helenistik ve Roma döneminde boru basınç altında kullanıldıklarında künklerin kalınlıkları artırılır. Sbede bu tip künklere de rastlanılmıştır. Kullanılan yer tünele girişten öncedir, kazıldığında yeni örnekler bulunacaktır.
    Ayrıca bu sistemin deşarjı tam ortaya çıkmamıştır. Bacalar içinden girilerek suyun başka bir tünele (Değirmen gözü) buradan çaya verildiği kanısındayım. Bu bile sistemin başka bir harika tarafıdır.
    Antik kentin yukarısında ova bulunmaktadır. Buraya sarp yamaçlardan çıkılmakta ve çok düzgün sadece yaya ve hayvan çıkabilecek taş döşeme harika yollar yapılmıştır. Yörede bu yollar keben olarak isimlendiriliyor.
    Son olarak bir doğal olaydan söz edeceğim. SU UÇTU. Bazı yıllar aşırı yağışlarda yukarıdan gelen sular şelale oluşturamıyor, havada yere uçarak iniyor. Su uçuyor
    Mühendis arkadaşlarımı, doğaseverleri, kulağı duymayan resmi kurumları bu hidrolik güzelliğe bu mühendis harikasına sahip çıkmaya davet ediyorum.
    Yazıma Sbede ile üç resim eklenmiştir.
    Tünel kesiti // Tünellerin toprağının atıldığı pencereler // Enerji kıran kuyu (M.B-DSİ 1994)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    ECDAT KÖYÜM YATAĞAM VE TARİHİ TÜRBE VE MÜZE
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Baba tarafımdan atalarım yıllarca önce Konya Beyşehir arasında Yatağan (Meram ilçesi) köyünden Konya’ya göçmüşlerdir. Bu konuda Web sitemde geniş açıklamalar ve basılmamış fotokopi ile çoğaltılmış kitapçığım yer almaktadır. Müze konusunda eski bir gazetede şu satırlar bulunmaktadır.
    YATAĞAN KÖYÜ MÜZESİ & YATAĞAN MÜRSEL TÜRBESİ
    Konya Meram ilçesi Yatağan köyünde vatandaşların elinde bulunan tarihi eserlerin bağışlanmasıyla kurulan Müze çok sayıda kişi tarafından ziyaret ediliyor. Yatağan köyü halkı yıllardır evlerinde sakladıkları tarihi özelliği olan eserleri bir araya getirerek müzeye kazandırmıştır. 1930'lu yıllarda köy mektebi olarak kullanılan üç katlı binayı restore ettiren Yatağan Köyü sakinleri köyün kurucusu Şeyh Ahmedi Mürsel'in adını verdikleri müzede 500'ün üzerinde eser bulunuyor. Aralarında 600 yıllık savaş mızraklarından, alp erenlerin kullandıkları savaş lobutlarına, 250 yıllık Kuran-ı kerimden, ilkel tarım aletlerine, 150 yıllık düğün aynalarından, gaz lambalarına ve ilk telefona kadar yüzlerce eser yer alıyor. Müzenin kurulmasında önemli rol oynayan köy sakinlerinden emekli eğitimci SÜLEYMAN DOĞDU, yöre halkından yıllar boyu topladıkları eserleri gelecek nesillere aktarmak için müzeyi kurduklarını ifade etti. Aralarında Harf devriminden sonra ilk okuma yazma öğrenen öğrencilerin hatıralarının bulunduğu defterlerin olduğu bilgisini veren Doğdu, Müzeyi duyan aralarında Kaymakam ve valilerin müzeyi ziyarete geldiklerini ifade etti. Müzeyi Konya'ya taşımak teklif edildi, biz kabul etmedik, önemli olan bunların yerinde köyümüzde sergilenmesidir. Köyde açılan ilk köy mektebinde okuyan 78 yaşındaki Veysel Şanlı ise okulda oturduğu sıranın müzede saklanmasından o günün öğrencilerinin defterlerinin saklanmasından memnuniyetini dile getirdi. Sık sık ziyaret ediyorum diyor. Köy Muhtarı OSMAN BAĞRIAÇIK müzenin 2000 yılında hizmete girdiğini, bugüne kadar onlarca kişi tarafından ziyaret edildiğini belirtti. Müzedeki eserlerin sahiplerinin isimleri üzerlerinde yazılı olduğunu, Müzenin hırsızların iştahını kabarttığını bunun için güvenlik önlemleri alacaklarını ifade etti.
    Bende 2009 yılında oğlum Selçuk Üniversitesi'nde Doç Dr. Öztuğ Bildirici ile ziyaret ettik. Tarihi bir köyde müze açılması gerçekten başka köylere örnek olacak bir davranış. Bu arada Yatağan Mürsel ile çalışmalarımı cilt yapıp oraya konulmak üzere Muhtar Osman Bağrıaçık'a teslim ettim. Eğitimci SÜLEYMAN DOĞDU çok büyük hizmet vermiştir. Çıkardığı kitabında ben de bahsediyordu, Kendisi köyde olsa tanışmak ve kutlamak isterdim.
    Tanışmaya fırsat olmadan vefat ettiğini öğrendim. Bu değerli köylümüm aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
    Yazıma 1400’lü yıllarda buraya yerleşmiş ve Anadolu Erenleri arasında yer alan, atamız AHMET MÜRSEL’İN türbesi de hemen Müze’nin yanındaydı. Oğlum ile birlikte o mezarları da ziyaret ettik. Benim yayınımda önceki halinin resmi bulanan toprak damlı türbe 2005 yılında Vakıflar tarafından yeniden pırıl pırıl yeniden yaptırılmıştır.
    Yatağan Köyü Müzesi’nin ve Yatağan Mürsel yeni yapılan Türbesinin bir resmi eklenmiştir. Bu yazımın yeni ziyaretlere vesile olmasını diliyorum.
    Yeni meram 25.02.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    KARAMAN YOLU ÜZERİNDE BULUNAN BAĞ EVİMİZ VE KOMŞULARIMIZ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İnsan yaşlanmaya yüz tutunca gençliğine çocukluğuna dönüyor. Anneannem Emine yaşlandığında "Rüyamda çocukluğumun geçtiği bağ evinde pelit ağaçları üzerinde dolaşıyorum, beni yoruyorlar" demişti.
    Ben de bu yazımda çocukluğumun geçtiği Konya merkezde Karaman Caddesi üzerindeki bağ evindeki yaşantımdan söz edeceğim. Bağ evimiz Konya merkezden yaklaşık 3 km güneydeydi. Karaman yönünde bizim bağa gelmeden ALTIYOL denilen noktaya bugün büyük bir köprülü kavşak yapılmış durumda. Bu kavşağı geçince yola cephe camiin hemen güneyi bizim bağdı. Halen burada NURANİYE KURAN KURSU yer almakta.
    Bağımız yaklaşık 3400 m2 idi. Hem Karaman caddesine ve hem de arkadaki yola da cepheydi.
    1950'li yıllarda anneannem, babam, annem ve biz 2 kardeş yazları bağa göçerdik. Dedem Mehmet Bildirici 1948 yılında vefat etmişti. Biz bağa yazları göçer, kışın şehir evine dönerdik.
    Karaman caddesi sonradan oluşan Karatay ve Meram ilçeleri arasında sınır olmuştur. Evimiz ve bağımız aynı caddede bağ evimiz 2-3 km kadar güneyde idi.
    Şehir evimiz Meram ilçesinde, bağımız Karatay ilçesine dâhildir. Bağımızın yerinde bu gün Nuraniye Kursu yer almaktadır.
    Evimize sokaktan bir kapı ile bir iç avluya girilirdi. Bunun alanı yaklaşık 25-30 m2 idi. Burada yakacaklar (bağdan toplanan odun ve ince dallar) ve ÖRTME bulunur, sadece üzeri kapalı bir yer, yemekler burada pişirilirdi. Avlunun kuzeyinden bir ahıra ve ahır sekisine girilirdi. Ben çocukken ahırda hayvanlarımız yoktu. Dedemin bir eşeği ve iki tekerlekli bir arabası vardı. Ahır içinden 8-10 merdivenle bir odaya çıkılırdı. Bu oda hayvanların nefesinden ısınırdı. Avlunun hemen batısında hem avlu ve giriş kapısını gören ve hem de bahçeyi gören girişi bahçeden küçük bir oda vardı.
    Burası dedemin devamlı oturduğu odaydı. Burada sigara içer vakit geçirirdi, odada resim ve gazete bulundurmazdı, melaikeler giremez diye. Buradan bir de koca oda vardı ama pencereleri tahta ile kapalı hiç işlenmemiş bir oda. Hela bahçede idi. Dıştan oda girişi önünde bir kuyu ve önünde havuzumuz vardı. Ben küçükken kuyudan gözleri bağlı eşek döner kuyudan havuza su çekerdi. Buradan yapılan sebzeler ve ağaçlar sulanırdı. Havuzun yanında ulu bir dut ağacımız vardı. Bağımız dıştan kerpiç duvarlarla çevrili idi. Bağın hemen hemen yarısı üzüm bağı idi. Üzümler o dönemde Meram çayının kışın sel suları ile sulanırdı. Bağ 1-2 m derinliğinde kışın suyla doldurulurdu. Bu yazın üzümler için yeterli idi. Dedem meyveye meraklı idi. Kayısı, erik elma yanında çeşitli aşı armut ağaçları vardı. Şeker armudu, nar armudu, kumpanya armut ..vs. Dedem mahallenin en yaşlısı idi, bayram günleri önce bizim evde toplanılır, sonra öğleye kadar erkekler bayram gezerdi. Kısaca hatırlayabildiğim kadar komşularımdan bahsedeceğim.
    Keşke bunları önceden bir bir yazsaymışım? Hemen güneyimizde evleri bize bitişik İsa Tanrıöver vardı. Babası Hasan, dedemin iyi arkadaşıymış. Biz ona Esa derdik. Bir oğlu Ali Tellal Pazarında halı kilim satardı. En küçük kızları Şerife tam benimle yaşıttı, onunla evcilik oynadığımızı hatırlıyorum, ablaları Münire ve Safu vardı. Esa fakirdi yüklü bir para cezası ödedi kızlarını ilkokula göndermedi.!!!!!!
    Onun güneyinde Eskilli Yahya vardı. Karşımızda en yakın komşumuz Kamila eşi Zekiye Abla çok şen şakrak bir kadın idi. Oğlu Osman benden büyüktü. Görüşürdük Onların güneyinde 3 kardeş Köse Hocalar vardı. Köse Ahmet Efendi, dedemin çok yakın arkadaşı idi. İmamdı. Üç oğlu vardı Mehmet, Ömer Mustafa, Mehmet Abi Esnaf Dernekleri kâtibi idi. Bir kaç defa görüşmüştük. Benim yaşıtım Mustafa Yorgancı ve Akşehir'e yerleşmişti. Ahmet Efendinin oğullarından büyük kızları vardı. Kaç göçe (erkeklerle görüşmemeye) aşırı dikkat ederlerdi. Daha güneyde ağabeyi Ali vardı. Eşi Cemile Ablaydı, kızları vardı. Daha güneyde sokak içinde ağabeyleri Hüseyin Efendi vardı, onun oğulları hep esnaf oldu. Bu kardeşin bağları geniş alanı kaplıyordu. Sanki atadan bölünmüştü.
    Arka sokağımızda Kazancılar vardı, bu sokakta bağımızın girişi yoktu. Oğulları Cavit bizim yaşıttı. Yanında Cenazeler vardı. Aynı ada içinde yaşıtımız Tavukçu Mehmet ve Ahmet vardı. Ahmet daha sonra araba bayii oldu. İki ablası Suudi Arabistan'a baba ve oğula gelin gittiler. Ben oğlu ile Suudi Arabistan'da karşılaştım. Bakkal Mustalli (Mustafa Ali) oğlu Zekai, İbrahim, ilkokul arkadaşım Mehmet Ali Aşık....
    Şimdi dönüp bir değerlendirme yaptığımda bu insanlar uzun uzun yıllar burada yaşadığı, nereden geldikleri konusunda bir şey denilemeyeceği, görülmektedir. İşin en ilginç benim yaşıtlarımdan kaç kişi okudu, Konya Lisesi'ne ve İstanbul'da üniversiteye giden tek kişi benim!!!!!! Peki kızlardan!!!!! hiç yok. Belki bu arkadaşların çocukları okumuştur?
    O zamanlar sokaklarda in cin top oynardı. Şimdi her taraflar apartman olmuş, dükkân olmuş, o günlerden kala kala bu satırlar kaldı. Çocukluk arkadaşım Zekai Mert ile dün ve bugün çekilmiş iki resim konacaktır.
    (Yeni Meram 27.02.2019 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    KARAMAN YOLU ÜZERİNDE BULUNAN BAĞ EVİMİZ VE KOMŞULARIMIZ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İnsan yaşlanmaya yüz tutunca gençliğine çocukluğuna dönüyor. Anneannem Emine yaşlandığında "Rüyamda çocukluğumun geçtiği bağ evinde pelit ağaçları üzerinde dolaşıyorum, beni yoruyorlar" demişti.
    Ben de bu yazımda çocukluğumun geçtiği Konya merkezde Karaman Caddesi üzerindeki bağ evindeki yaşantımdan söz edeceğim. Bağ evimiz Konya merkezden yaklaşık 3 km güneydeydi. Karaman yönünde bizim bağa gelmeden ALTIYOL denilen noktaya bugün büyük bir köprülü kavşak yapılmış durumda. Bu kavşağı geçince yola cephe camiin hemen güneyi bizim bağdı. Halen burada NURANİYE KURAN KURSU yer almakta.
    Bağımız yaklaşık 3400 m2 idi. Hem Karaman caddesine ve hem de arkadaki yola da cepheydi.
    1950'li yıllarda anneannem, babam, annem ve biz 2 kardeş yazları bağa göçerdik. Dedem Mehmet Bildirici 1948 yılında vefat etmişti. Biz bağa yazları göçer, kışın şehir evine dönerdik.
    Karaman caddesi sonradan oluşan Karatay ve Meram ilçeleri arasında sınır olmuştur. Evimiz ve bağımız aynı caddede bağ evimiz 2-3 km kadar güneyde idi.
    Şehir evimiz Meram ilçesinde, bağımız Karatay ilçesine dâhildir. Bağımızın yerinde bu gün Nuraniye Kursu yer almaktadır.
    Evimize sokaktan bir kapı ile bir iç avluya girilirdi. Bunun alanı yaklaşık 25-30 m2 idi. Burada yakacaklar (bağdan toplanan odun ve ince dallar) ve ÖRTME bulunur, sadece üzeri kapalı bir yer, yemekler burada pişirilirdi. Avlunun kuzeyinden bir ahıra ve ahır sekisine girilirdi. Ben çocukken ahırda hayvanlarımız yoktu. Dedemin bir eşeği ve iki tekerlekli bir arabası vardı. Ahır içinden 8-10 merdivenle bir odaya çıkılırdı. Bu oda hayvanların nefesinden ısınırdı. Avlunun hemen batısında hem avlu ve giriş kapısını gören ve hem de bahçeyi gören girişi bahçeden küçük bir oda vardı.
    Burası dedemin devamlı oturduğu odaydı. Burada sigara içer vakit geçirirdi, odada resim ve gazete bulundurmazdı, melaikeler giremez diye. Buradan bir de koca oda vardı ama pencereleri tahta ile kapalı hiç işlenmemiş bir oda. Hela bahçede idi. Dıştan oda girişi önünde bir kuyu ve önünde havuzumuz vardı. Ben küçükken kuyudan gözleri bağlı eşek döner kuyudan havuza su çekerdi. Buradan yapılan sebzeler ve ağaçlar sulanırdı. Havuzun yanında ulu bir dut ağacımız vardı. Bağımız dıştan kerpiç duvarlarla çevrili idi. Bağın hemen hemen yarısı üzüm bağı idi. Üzümler o dönemde Meram çayının kışın sel suları ile sulanırdı. Bağ 1-2 m derinliğinde kışın suyla doldurulurdu. Bu yazın üzümler için yeterli idi. Dedem meyveye meraklı idi. Kayısı, erik elma yanında çeşitli aşı armut ağaçları vardı. Şeker armudu, nar armudu, kumpanya armut ..vs. Dedem mahallenin en yaşlısı idi, bayram günleri önce bizim evde toplanılır, sonra öğleye kadar erkekler bayram gezerdi. Kısaca hatırlayabildiğim kadar komşularımdan bahsedeceğim.
    Keşke bunları önceden bir bir yazsaymışım? Hemen güneyimizde evleri bize bitişik İsa Tanrıöver vardı. Babası Hasan, dedemin iyi arkadaşıymış. Biz ona Esa derdik. Bir oğlu Ali Tellal Pazarında halı kilim satardı. En küçük kızları Şerife tam benimle yaşıttı, onunla evcilik oynadığımızı hatırlıyorum, ablaları Münire ve Safu vardı. Esa fakirdi yüklü bir para cezası ödedi kızlarını ilkokula göndermedi.!!!!!!
    Onun güneyinde Eskilli Yahya vardı. Karşımızda en yakın komşumuz Kamila eşi Zekiye Abla çok şen şakrak bir kadın idi. Oğlu Osman benden büyüktü. Görüşürdük Onların güneyinde 3 kardeş Köse Hocalar vardı. Köse Ahmet Efendi, dedemin çok yakın arkadaşı idi. İmamdı. Üç oğlu vardı Mehmet, Ömer Mustafa, Mehmet Abi Esnaf Dernekleri kâtibi idi. Bir kaç defa görüşmüştük. Benim yaşıtım Mustafa Yorgancı ve Akşehir'e yerleşmişti. Ahmet Efendinin oğullarından büyük kızları vardı. Kaç göçe (erkeklerle görüşmemeye) aşırı dikkat ederlerdi. Daha güneyde ağabeyi Ali vardı. Eşi Cemile Ablaydı, kızları vardı. Daha güneyde sokak içinde ağabeyleri Hüseyin Efendi vardı, onun oğulları hep esnaf oldu. Bu kardeşin bağları geniş alanı kaplıyordu. Sanki atadan bölünmüştü.
    Arka sokağımızda Kazancılar vardı, bu sokakta bağımızın girişi yoktu. Oğulları Cavit bizim yaşıttı. Yanında Cenazeler vardı. Aynı ada içinde yaşıtımız Tavukçu Mehmet ve Ahmet vardı. Ahmet daha sonra araba bayii oldu. İki ablası Suudi Arabistan'a baba ve oğula gelin gittiler. Ben oğlu ile Suudi Arabistan'da karşılaştım. Bakkal Mustalli (Mustafa Ali) oğlu Zekai, İbrahim, ilkokul arkadaşım Mehmet Ali Aşık....
    Şimdi dönüp bir değerlendirme yaptığımda bu insanlar uzun uzun yıllar burada yaşadığı, nereden geldikleri konusunda bir şey denilemeyeceği, görülmektedir. İşin en ilginç benim yaşıtlarımdan kaç kişi okudu, Konya Lisesi'ne ve İstanbul'da üniversiteye giden tek kişi benim!!!!!! Peki kızlardan!!!!! hiç yok. Belki bu arkadaşların çocukları okumuştur?
    O zamanlar sokaklarda in cin top oynardı. Şimdi her taraflar apartman olmuş, dükkân olmuş, o günlerden kala kala bu satırlar kaldı. Çocukluk arkadaşım Zekai Mert ile dün ve bugün çekilmiş iki resim konacaktır.
    (Yeni Meram 27.02.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    CERAMIC GULF- KERME KÖRFEZİ- GÖKOVA KÖRFEZİ ŞİİRİ IV
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazılarımda eşi Türk ve yazları Akyaka’da yaşamış bulunan İngiliz Kültür adamı ve Şairi Alan Mounfort’un İngilizce olan üç şiirini yayınlamıştım. Benim İngilizcem bunu şiirleştirmeye yeterli olmadığından ayrıca bir şair olmadığımdan şiirleri orijinal dili ile yayınlamıştım. Güzellikleri dünyaca ünlü Gökova Körfezinin çok farklı bir kültür adamının gözünden nasıl görüldüğü çok ilgi uyandırdı. Yorumlar geldi.
    Bunların ilk büyük Şiar İbrahim Ergin’den ben Gökova’yı anlatan bir şairim ben bunları tercüme ettirip bir şair gözü ile Türkçeye kazandırmak isterim dedi. Kitabın aslını benden istedi.
    İkinci destek Sayın Prof. Dr. Şadan Gökovalı’dan oldu. Şairin Akyaka’da komşusu olduğunu Gökova Körfezi şiirinin eşi Aydiz Hanım tarafından özel olarak kendisi için Türkçeye çevrilmiş halini bana gönderdi, Devrim Gazetesinde yayını istedi.
    Aşağıda hiçbir harfine dokunmadan bu şiirin Türkçesine yer verilmiştir. Bu vesile ile Devrim gazetesinde yazılarımı okuyan görüş ve uyarıların bildiren Sayın Mitolog, Prof. Dr. Şadan Gökavı’ya şükranlarımı sunuyorum.
    Ayrıca Şairin eşi, hemşerim Konyalı Aydiz Hanıma da teşekkürü borç bilirim. Kendisinden diğer şiirlerin de Türkçeye kazandırmasını talep ederim. Birkaç yıl önce aramızdan ayrılan rahmetli Alan Mounfort’u saygı ve rahmetle anıyor, onun büyük bir kültür adamı olduğuna inanıyorum.
    CERAMIC GULF- KERME KÖRFEZİ- GÖKOVA KÖRFEZİ
    Kuzeyi hırçın dağlar
    Acımasız, ataerkil !!
    Tırmanılmaz uçurumlar
    Salt yırtıcı kuşlar yuva kurabilir
    Yabanıl, vahşi kuşlar
    Yaşama uygun koşullar yok burada
    Taa yukarılarda köycükler olduğu söylense de
    Mahrumiyet egemendir buralara
    Sert, mozaik yüzeylerde
    Ve birbirine sarılmış dikenler arasında
    Var mı yok mu belirsiz patika
    Ancak kusursuz keçilerin tırmanabildiği
    Kıvrılarak yükselir bulutlara doğru
    Ayakları tırmalayan çalılıklar arasından
    Kocaman bir kaya ki orada
    Yerine getirir kırbaçlamayı
    Rüzgâr güneş ve yağmur ayinlerini
    Izdırap temizlemenin

    Güneydeki görünüm daha kadınsı
    Tepelere kendini sunar
    Ilık kaderine razı bakışlarını birbirine
    Sadece âşıkların yapabileceği gibi
    Yukarıda rüzgârla yıkanmış kaya
    Gururla yükselir
    Burada bir göğüş kucaklaşırken
    Mersin sandal ağacı ve meşelerle
    Kertenkeleler kıpır kıpır
    Çekirgeler vızır vızır

    Aşağılarda perçemleri karışık yamaçlar
    Bataklıkmış gibi çağırır huzuruna
    Yaşamı besleyen yerleri
    Duygularınızı okşayan sözlerle
    Konuksevermiş gibi

    Kim aklından geçirebilirdi Böyle kusursuz planı?
    Türlü mizaç ve mizaç ve güzellemelerin
    Sanat eserini andırır doğanın
    Bilinen karmaşık ustalık
    Ve rastlantı karışımının
    Tüm uzlaştırıcılığıyla?
    İpeksi, dalgalı deniz
    Onun sevecen, duru bakışı
    Katıksız seramik mavisidir
    İznik çinisi

    İnsan çaresiz kabullenmelidir
    Toprakana’yı simge alarak
    Onun ayrışmış, soylanmış
    Gizem ve söylencelerle zengin
    Yabancı ama dostça, zamandan gizlenir
    Yine de onun tarafından yıpratılır
    Ve sürekli sorar ve bitimsiz soruyu
    -Bizim yerimiz neresi ?
    (Muğla Devrim 27.02.2019 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    İSTANBUL FATİH'TE FATİH CAMİ CİVARINDA BİR GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bilindiği gibi İstanbul Fatih Camii ve cami yanında Fatih Sultan Mehmet'in Türbesi çok tarihi mekândır. Bu yazımda Ocak 2011 yılında yaptığım bir gezide aldığım notları sizlerle paylaşacağım.
    Fatih Sultan Mehmet Türbesi’nin içinde devamlı dua okuyanlar başörtülü kadınlar vardı. Ama Cami yakın dönemde yeniden yapılmış. Türbe’nin batısındaki bulunan mezarlıkta Türk tarihinin önemli kişileri son uykusunda bulunmaktadır. Fatih'in eşi Gülbahar Hatun, son dönemlerden Gazi Osman Paşa, yakın dönemden Pertev Demirhan Paşa ...vs Huzur içinde uyuyorlar. Ben camiin tarihine girmeyeceğim.
    Tümü bunlar mı? Sihirli bir gözlük takıp bir de toprak altında daha önce buraya gömülenlere bakmak istedim.
    İmparator Konstantin, 330 yılında Byzantion kentini başkente yakışan binalarla süslüyor ve kent Konstantinapolis, ikinci Roma başkenti oluyor. Konstantin bir şey daha yapıyor, ölmeden Hıristiyanlığı kabul ediyor, buraya bir kilise yaptırıyor. On iki Apostel (havari) Kilisesi. Kilise yeri o günkü surların dışında, özel dini bir sebebi olmalı.. Ölümünden sonra kilise tamamlanıyor ve Konstantin burada bir Mozole'ye gömülüyor. Muhtemelen İstanbul'un ve dünyanın ilk kilisesi....
    Kilise Jüstinien döneminde yetersiz görülüyor, ya da tahrip oluyor, Jüstinien yeniden yaptırıyor ve kendisi ve İmparatoriçe Thedora için Mozelum (anıt Mezar) yaptırıyor ve buraya gömülüyor....
    1204 yılında Latinler tarafından yağma ediliyor....
    Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u alınca oldukça tahrip olduğu anlaşılan kilise temellerine kadar yıktırılıp cami yapılıyor....
    Şimdi sihirli gözlüğü çıkarıp toprak üzerine çıkalım.
    Bazı yazarlara ve bazı belgelere göre Fatih kendisini Roma İmparatoru gibi görür. İlk Roma İmparatorunun gömüldüğü yere gömülmek istemesi çok anlamlı...
    BEN BU GEZİMDE BÜYÜK İMPARATORLAR
    KONSTANTİN
    JÜSTİNİEN
    FATİH SULTAN MEHMET İÇİN HUŞU İLE SAYGI DURUŞUNDA BULUNDUM.
    HEMDE FATİH'İN TÜRBESİNİN İÇİNDE
    FATİHA DUA EDEN İNSANLAR ARASINDA..
    Düşündüm düşündüm düşündüm....
    Diğerleri içinde bir köşede birer plâket konsa, hatta küçük bir yer olsa ona inanan Hıristiyanlar da onlar için dua etse, hatta bir mum yaksa...
    Ne kaybederiz...
    Bir şey kaybetmez, ÇOK ŞEY KAZANIRIZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM
    Avucumuzun içine dünyada eşi olmayan İSTANBUL'U koyan
    üç imparator huzur içinde son uyusunlar diyorum.
    Bu arada aynı gün Fatih semtinde bir anıtı geziyorum
    FATİH'TE KIZTAŞI ANITI
    İMPARATOR MARCIANUS SUTUNU
    Anıt İmparator Marcianus adına 455 yılında dikilmiş, bu güne gelebilmiştir.
    Kaidesinde Zafer tanrıçası NİKE kabartması olduğundan, biz Türkler, KIZTAŞI olarak adlandırmışız.
    Latince kitabesi şöyledir Birinci Yurttaş (İmparator) Marcianus anıtıdır. Tatianus tarafından yaptırılmıştır.
    Fatih Camiini gezdiğim gün burayı da gördüm. Mahalleye tarihi derinlik kazandırmış, Kıztaşı Market, Kıztaşı Berber...vs ne kadar güzel


Toplam 475 yorum bulundu. 21-30 arası listeniyor.