Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 17-03-2018

    MİLET KENTİNDEN ÇIKMIŞ DÜNYANIN İLK VE TEK KENT PLANLAMACISI
    HIPPODAMOS (M.Ö 498-408)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir kent devleti olmasına karşı dünyada bir imparatorluk gibi izler bırakmış olan Milet kentinden (Aydın) dünyanın ilk kent planlamacısı çıkmıştır. Bugün Mimarlık mesleği yanında “Kent Planlamacılar bulunmakta, bunların ayrı meslek odaları vardır. Kent Planlamacıların Babası HIPPODAMOS kabul edilmektedir.
    Hippodomas’ın Milet kentinde doğduğu bilinmekte birlikte hayatı hakkında bilinenler son derece kısıtlıdır. Çeşitli kaynaklarda yaşadığı tarihler için farklı tarihler yer alır.
    Bilindiği gibi, Pers (İran) yönetimine giren Milet M.Ö 499 tarihinde büyük isyan başlatmış ve 5 yıl boyunca bağımsızlığını kazanmış ancak 5 yılın sonunda Persler isyanı bastırmış ve Milet kentini yakıp yıkmıştır. M.Ö 479 yılında kurtarılan Milet yeniden inşa edilmiştir. Burada Şehir Plancısı Hıppodamos görev almıştır.
    Hippodamos kent planında ızgara planı uygulamış, birbirini kesen caddeler elde edilmiştir. Planlama da ele alınan nüfus 10.000-15.000 kişidir. Bugünün mega kentleri göz önüne alındığında ne kadar küçük.
    Milet kenti bugün gezilirse dev eserler karşınıza çıkar ancak bunlar genellikle Roma dönemi eserleridir. Hellenistik Milet onun Felsefe Okulu (Thales’in) ve 60 üzerinde koloni kurmuş Milet ortada yoktur.
    Tekrar Hıppodamos’a dönersek onun planı, Atina’nın Liman kenti Pire’de, Rodos’ta, İtalya’da Thurini kentinde, Anadolu Priene kentinde (M.Ö. 450) uygulandığı kabul edilmektedir.
    Hıppodamos’un Güney İtalya’da öldüğü ve orada olan Pitagoras Okulu’na mensup olduğu kaynaklarda geçmektedir.
    Bu bilgiler çok çeşitli kaynaklardan, özellikle aynı bölge de yaşayan Adnan Akarca’nın yazılarından yararlanılmıştır.
    Bunlara ilaveten 1993 yılında DSİ tarafından görevli olarak Tarihi Su Yapıları araştırmaları sırasında Trabzon, Samsun ve Sinop’u araştırma fırsatı yakalamıştım. Burada elime geçen ve halen fotokopisi arşivimde olan İngilizce “Topography of Pontos” kitapta Sinop kenti detaylı inceleniyordu. Burada iki ana kara ince bir kara parçası ile birleşiyor ve bu kara parçasının iki tarafı da farklı deniz idi. Buna berzah? deniliyordu. (İngilizce Istmus). Bu alanda Hippodamos planı uygulandığı plan ile belirtiliyordu. Selçuklu döneminde çok önemli kent olan Sinop’ta Selçuklu eserleri bu kent planı üzerine yerleştirilmişti. Geçen yazımda belirttiğim gibi Sinope (Sinop) M.Ö. 8 yüzyılda Milet tarafından kurulmuştu. Yani burada adadan geçen 2800 yıldan sonra Hıppodamos planı burada yaşıyor, nefes alıyordu. !!!!!!!
    Aynı M.Ö. yüzyılda Kzikos (Marmara-Bandırma) Milet tarafından kurulmuştu, ancak yaklaşık 1000 yıl önce terkedilmiş, toprak altındaydı. Ben burada da Hippodamos planının uygulandığını sanıyorum. Zira her iki kent (Sinop ve Kzikos) benzerliği olan iki kenttir, Kapıdağı Anadolu karasına ince bir kara parçası ile birleşmiş ve her iki tarafında limanları vardı. (Muğla Devrim 15.03.2018 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 17-03-2018

    MİLETOS ANTİK KENTİN KURDUĞU YAVRU KENTLER KARADENİZ’DE KOLONİLER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugün Aydın ili içinde yer alan Miletos antik kenti M.Ö 1000 yıllarında karşı taraftan gelen Grekler tarafından kurulmuştur. Muhtemelen sıfırdan kurulmuş olamaz burada yaşayan halkların daha önceki yerleşimlerin üzerine olabilir. Yapılacak arkeolojik kazılar bunu ortaya çıkaracaktır. Ancak bölge en parlak dönemini 12 İyon kentinden oluşan İyonya Birliği döneminde yaşamıştır. Bu on iki kentinden en önde gelenleri Milet (Miletos) ve Efes’tir (Ephesos).
    Özellikle M:Ö 8. yüzyıldan itibaren Miletos (Milet) kentinin Anadolu kıyıları başta olmak üzere yaklaşık 60 civarında koloni kurdukları söylenir. Bu rakam bazen 90 civarında olduğu yazılır.
    Düşünülürse bu müthiş bir olaydır. Üzerinde uzun uzun düşünülmeli diyorum.
    Ben sahsım adıma, onlar tarafından kurulan koloniler hakkında bir liste bulmaya çok çalıştım ama mümkün olmadı, ben de bunu Marmara ve Karadeniz’de ki kentlerin M.Ö 800’lerdeki tarihine inerek bulmaya çalıştım. Bu arada bir Rus yazar İgor Bondrev’in verdiği bir Karadeniz haritası çok yol gösterici oldu.
    Bu arada karşıma çok çeşitli kaynaklar çıktı. Yerli kaynaklar yanında İngilizce yabancı kaynaklar ve kitaplar. Hepsi kısmen farklı ve karmakarışık, özellikle devletin ve Karadeniz Bölgesindeki belediyelerin yayınları çoğu yanlı, ne yapıp yapıp bizden önceki halkları bir şekilde Türk gibi göstermeye çalışmak…
    Miletliler ilk kolonilerini Mısır Nil kıyısında Naukratis ve Abydos kentlerinde kurmuşlardır. (Ayrıca Bugünkü Çanakkale ilinin yerinde de Abydos kenti var) Bu şekilde Grek kültürünü oraya taşımışlar ve DAHA DA ÖNEMLİSİ Mısır uygarlığına yaklaşmışlar ve onlardan pek çok şey almışlardır. Şu net görülüyor ki eski Yunan uygarlığının tabanında Mısır ve Babil var. Tüm araştırmalarımda bunu görüyorum.
    Miletliler kuzeye doğru ise Çanakkale (Dardanelles) boğazını aşıp Marmara denizine girmeyi başarmışlar ve M:Ö 756 yılında olasılıkla ilk kolonileri olan Bandırma civarında Kzikos isimli kenti kurmuşlardır. Roma döneminde çok gelişmiş olan bu kent çok önceleri ortadan kalkmış ve son dönemlerde Erdek (Artaki) çok öne çıkmıştır. Bu arada Marmara denizi kıyılarında başka da küçük koloniler vardır.
    Kzikos yakınlarında Miletlilerin kurduğu diğer koloniler Karabiga ve Bugünkü Lapseki civarında Lampakis kenti (Kaynak İskender’in Anabasisi –Arionos s. 31) Lapseki Fallus (erkeklik organı) tapınmalarının yapıldığı yer.
    Burada önemle vurgulamak isterim, bu bölgelerde koloni kuranlar sadece Miletliler değildir. Gene Grek olan Megaralılar, Fenikelilerde yer almaktadır.
    O yüzyılda bugünkü İstanbul yerinde bulunan ve Megaralılar’ın (Atina civarı) kurduğu ve olasılıkla kuruluş halinde bulunan Byzantion (Eminönü) ve karşıda Fenikelilerin kurduğu Kalkedon (Kadıköy) bulunuyordu.
    Miletliler Marmara denizinden çıkarak Karadenize (Euxine) açılmış ve Sinope (Bugün Sinop) ulaşarak M.Ö 750 yıllarında Karadeniz’de ilk kolonilerini kurabilmişlerdir.
    M.Ö 8 yüzyılda kurulan ilk üç önemli koloni şunlardır.
    Sinope, Heraklia (Karadeniz Ereğlisi ve Apsar’dır (Doğu Karadeniz Gürcistan’da modern Gonio) bunlar arasındadır. Miletlilerin kurduğu kent ise Sinop’tur. Miletlilerin bu davranışı Sinop’ta gelişmelere yol açmıştır.
    Ardından İkinci bir dalga kolonizasyon daha sonraki yüzyılda da devam etmiş, Sinop’tan dayanak alan başka koloniler kurulmuştur.
    Bunlar M.Ö 750- 600 civarlarında kurulan koloniler
    Samsun (Amisos)
    Ünye
    Oynoe
    Ferniskira
    Fadicane (Fatsa ?)
    Kotyora (Ordu)
    Kerasunt (Giresun)
    Tripolis (Tripoli)
    Trapezus (Trabzon) sayılabilir.
    Ayrıca iyi incelenebilirse bu koloniler Gürcistan kıyılarında, Karadeniz’in kuzeyinde ve Karadeniz’in batısında Bulgaristan ve Romanya kıyılarında devam etmektedir.
    Geçmiş olan tarihi yeniden şekillendirmek kendi kendimize göre yazamayız. Geçmişteki gerçeklerin ne olduğunu iyice öğrenip önümüzü doğru olarak görmeliyiz diyorum. Belki ileride tüm kolonilerin listesini çıkarırım ümit ediyorum.

    (Muğla Devrim 14.03.2018 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 17-03-2018

    ESKİ KONYA LİSESİ MEZUNLARINDAN YAPRAK DÖKÜMÜ DEVAM EDİYOR.
    İSTANBUL’DA BAŞARILI İŞ ADAMI MEHMET TÜRKYILMAZ ARAMIZDAN AYRILDI,
    YAZLIK EVİ BODRUM GÜMÜŞLÜK’TEYDİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Konya Lisesi 1957 yılı mezunuyum. Üzerinden 60 yıl geçti, dile kolay.
    2018 yılı yeni girdi ama yaprak dökümü devam ediyor. Ocak ayı başında Konya Lisesi mezunlarından Avukat Özgen Küçükkoner’i kaybetmiştik. Konya’da yaşadığından hakkında çok yazı yazıldı. Bu defa gene Konya Lisesi mezunu Mehmet Türkyılmaz (1935-2018) aramızdan ayrıldı.
    Mehmet Türkyılmaz Konya doğumlu ve Konya Lisesi 1954 yılı mezunuydu. Ortaöğrenimden sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümünden mezun oldu. Uzun yıllar SANDOZ İlaç firmasında çalıştı. Oradan emekli olduktan sonra ticarete atıldı. PLASPEN Şirketinin ortakları arasındaydı. Çok başarılı bir iş adamı idi
    Eşi Serçin Türkyılmaz da kendisi gibi Kimya Mühendisi ve Konya Lisesi mezunuydu.
    Mehmet Ağabey ile İstanbul Aksaray’da Konya Talebe Yurdu’nda birlikte kaldık o günden beri tanışırdık. 1996 yılında İstanbul’a taşınınca yakın aile dostlarından olduk. İstanbul’un çeşitli semtlerindeki kendine ve çocuklarına ait evlerde onları ziyaret ettik. Florya, Bahçeşehir, Levent, Kadıköy…..
    2005 yılına kadar Bodrum’a Akyaka’dan günü birlik ziyaretlerde bulunduk, yorulduğumuzdan fazla bir şey anlayamıyordum. 2005 yılında tek başına üç gün bir pansiyonda kalarak, Bodrum’un kalesini, tarihi yerlerini elimde tanıtıcı kitaplarla gezmiştim.
    Bu arada bir çayını içmek için Mehmet Türkyılmaz’ı aradım. Bana benim ev Bodrum’un içinde değil, GÜMÜŞLÜK’TE dedi atla bir dolmuşa gel dedi. Gümüşlük tarihi Mindos kenti üzerindeydi. Çok ilgimi çekti. Bodrum yarımadasında Halikarnas’tan sonra çok önemli bir kentti, bu sayede görecektim. Bir dolmuşla ulaştım. Eşi Serçin Hanım’da eşimim çok yakın arkadaşı idi, ille eşin kızın Akyaka’da imiş mutlaka onlarda gelmeli, diye ısrar etti ve onlar da geldi, iki gün çok mükemmel bir tatil yaptık, hiç unutulmayacak cinsten. Gümüşlük’ün üzerinde yer aldığı coğrafya antik Myndos kentinin üzerinde bulunmaktadır. Çok eski Lelege’lerin yaşadığı kentte yaşayanlar Karya Satrabı Mousolos tarafından M.Ö. 4 yüzyılda Halikarnas kentine zorla yerleştirilmiştir.
    Benim gezdiğim 2005 yılı itibariyle Mindos kentinden kalan pek fazla kalıntı yoktu. Ama daha sonra yapılan Tavşan adasında (Bu ada bir yol ile ana karaya bağlı) yapılan kazılarda çok önemli yapı kalıntılarına rastlanmıştır. Roma İmparatoru TRAYANUS (98-117) dönemine ait tapınak ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca son dönemlerden kalma kiliseler ve mezarlar bulunuyordu.
    Mehmet Türkyılmaz’ın bizi misafir ettiği ev iki katlı bir villa idi. Mehmet Türkyılmaz iki oğlu bir kızı vardı. Oğlunun biri Amerika’da idi. Ara ara onu ziyarete giderdi. 2017 yılında Amerika’ya yaptığı bir ziyaret sonunda 2018 Ocak ayı sonunda orada vefat ediyor, oradan memleketi olan Konya’ya getirilip tarihi Üçler mezarlığına gömülüyor. Tanrının rahmeti üzerine olsun.
    Çok iyi bir dost hemşerim SERÇİN ve Mehmet Türkyılmaz’ı ve tarihi Mindos (Gümüşlük) antik kentine yaptığımız geziyi hiç unutmayacağım.
    (Mugla Devrim 06.03.2018 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 16-03-2018

    FACE BOOK ARKADAŞLARIM. DOĞUM GÜNÜ MESAJIM
    İYİKİ 2017 YILINDA FACE BOOK’A GİRDİM SİZLERE DAHA YAKINOLDUM. FACE BOOK’TA YÜZ ÜZERİNDE ARKADAŞLARIMLA BULUŞTUM. BİR O KADAR DA FACEBOOK TA OLMAYAN ARKADAŞLARIM VAR. DOĞUM GÜNÜMDE BENİ KUTLAYAN PEK ÇOK ARKADAŞIMLA BİR OKADAR BUNU DUYMAMIŞ ARKADAŞLARIMIN TÜMÜNE MERHABA DİYORUM. Çoğu Benden genç olanların gözlerinden öperim.
    BİLİYOR MUSUNUZ BENİM İKİ DOĞUM GÜNÜM VAR. NASIL OLUR DİYECEKSİNİZ BİRİ NÜFUS MEMURUNUN BANA UYGUN GÖRDÜĞÜ TARİH 01 MART 1939
    İKİNCİSİ İNCE HESAPLAR SONUCU BENİM HESAPLADIĞIM DOĞUM GÜNÜ 24 ŞUBAT 1939 CUMA
    İLKİNİ HİÇ KUTLAMADIM. BİLİNDİĞİ GİBİ AİLEMDEM HİÇ KİMSE YILBAŞI VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMADI. İLK BENİM, İLK İLKOKULA LİSEYE VE ÜNİVERSİTEYE GİDEN BENİM. BUNLARI BİR KENARA BIRAKARAK DOĞUM GÜNÜMÜ KUTLAYAN ÖNCE AİLEM
    24 ŞUBAT 2018 CUMA GÜNÜ KONYA’DA OĞLUMUN VE GELİNİMİN MİSAFİRİ İDİM. AKŞAM MERAM YOLUNDA İÇKİDE İÇİLEBİLİR NADİR YERLERDEN BİRİ BİR GÜZEL BİR RESTORANDA KUTLADIK. OĞLUM PROF. DR. ÖZTUĞ BİLDİRİCİ, GELİNİM İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ BANU BİLDİRİCİ, ÜNİVERSİTEYE HAZIRLANAN TORUM DENİZ BİLDİRİCİ, ORTAOKULA BAŞLAYACAK ADETA HER ŞEYİ BİLEN BİR CİN MEHMET DEMİR BİLDİRİCİ…..
    İKİNCİSİ KIZIM SİBEL BİLDİRİCİ TELEFONDAN KUTLADI VE BANA 1954 YILINDA EVİMİZE İLK GİREN PHLIPS RADYOYU HEDİYE ETTİ. FACE BOOK TA DA KUTLADI. GÜZEL YORUMLAR ALDI.
    ÖNCE KONYA’DAN DOSTLARIM VE AKRABALARIMDAN BAŞLAYACAĞIM. BU ÖZEŞ GÜNDE BENİ ANAN
    ŞEMSİ SİNANGİL--YÜKSEL SİNANGİL--HASAN ERDOĞAN- ALİ UĞUR GÜNDEM ERDOĞAN MUNİS--TÜLAY ORHON-SEMRA KÜÇÜKCEBECİ--SEÇKİN DOYURAN
    YAĞMUR ODABAŞI--RAMAZAN BAHAR --NEŞE GÜLEÇ
    BEKİR ADAR--ENVER CEBECİ --SERAP ÖZKOÇ
    MUZAFFE R TANRIKUL--ESAT YILDIRIM

    İSTANBUL’DAN SINIF ARKADAŞLARIM, BİLİRKİŞİLİ DOSTLARIM
    İLHAN YÜKSELOĞLU--FATMA SÜZER--ASUMAN DÜLEK
    MUSTAFA SAYAR --SAVCI SÜLÜN--HAYATİ ERHAN
    BAHATTİN ÇETİN --İSMAİL SELİM--GALİP B.YILDIRIM
    KÖKSAL ÇELİK--AYTEKİN GÜZEL--REZZAN BULUT
    SUZİ ERTEM--SAHİCAN AĞACIK--BEHZAT İŞÇİMEN

    KONYA LİSESİ ARKADAŞLARIM
    ORHAN ARDA--FİLİZ MESÇİ--ESAT ÖZSELÇUK
    TAYYAR ÇİMEN--SADRETTİN GÜLSAÇAN--SÜMER UĞUR
    ÜZEYİR KIRCA--ALİ YETİŞ

    AKYAKA-MUĞLA
    YAŞAR GEDİKOĞLU-- TEOMAN ÜNÜSAN--AHMET METİN
    ÖZDEN UZ--MEMDUH BAYRAKTAROĞLU--İBRAHİM ERGİN
    SADETTİN ÖZBEK --ALİYE TEKSAL--EMİNE ARI

    HEPİNİZE SAĞLIK VE MUTLULUKLA DOLU TEŞEKKÜRLER
    MEHMET BİLDİRİCİ

    (28.02.2018 TARİHİNDE FACEBOOK’TA YAYINLANDI)
    GELEN TEBRİKLER
    -Orhan Arda—Sibel Bildirici—Enver Cebeci—Erdoğan Munis—Seyit Büyükipekçi—
    Muzaffer Tanrıkul—Şemsi Sinangil—Ünal Bugatur- Yüksel Sinangil—Seçkin Doyuran
    -Semra Büyükcebeci-Enver Büyükcebeci—Tülay Orhon—Esat Özselçuk—Yağmur Odabaşı— Ali Yetiş—Bekir Adar—Zeki Ünen –Cumali Ağar—Neşe Sabuncu
    -Hikmet Öz—Selçuk İnaç—Dr. Mine Işık—Hüsniye Yenikeçeci—Yaşar Gedikoğlu
    Ahmet Metin- İbrahim Ergin
    -İlhan Yükseloğlu-Mustafa Sayar- Sadrettin Gültekin—Tayyar Çimen—Üzeyir Kırca—
    -Savcı Sülün—Aytekin Güzel—Galip Büyükyıldırım—Metin Kan—Suzi Ertem—Sahican Ağaçık-- Asuman Dülek—Jale Mildanoğlu—Hasan Erdoğan

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 16-03-2018

    TÜRKİYE ÇOK ÖNEMLİ BİR CİLT DOKTORU PROF. DR. AGOP KOTOGYAN’I (1939-2018) KAYBETTİ.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazılarımda tarihteki 3 hekimden uzun uzun bahsetmiştim. Bu defa İstanbul’da ünlü bir cilt doktoru, üstelik hastası olduğum bir değerli doktordan Prof. Dr. Agop Kotoğyan’dan söz edeceğim.
    Agop’un babası Kirkor Yozgat 1911 doğumlu, 4 yaşındayken ailesini kaybetmiş annesi tarafından büyütülmüş, aile 1938 yılında İstanbul’a yerleşmiştir. Küçük yaşta 1952 yılında bir gümüş atölyesinde çalışırken bir kaza sonucu kolunu makineye kaptırmış, bir kolunu kaybetmiştir. KOLSUZ AGOP olarak bilinirdi. Kolunu kaybedince okumaya yönelmiş, 1957 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girmiş oradan 1964 yılında mezun olmuştur. Aynı üniversitede asistanlığa başlamış 1979 yılında Profesör olmuş 2004 yılında emekli olmuş, daha sonra Şişli’de serbest doktor olarak çalışmıştır. Önceleri parlak bir öğrenci değildir, kolunu kaybettikten sonra kendini tamamen okumaya vermiş hep birinci olmuştur.
    Türkiye’nin en önde gelen cilt hastalıkları (Dermatoloji) uzmanı olarak kabul ediliyordu.
    Çok ünlü cilt doktoru yurt dışından pek çok üniversiteden çalışma teklifi almıştır. Hepsini elinin tersi ile geri çevirmiştir. Bu konuda şunları söylemiştir.
    Ülkemde çok acı çektim, sefaletin dibinde yaşadım, dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim. Ama yolumu kaybetmedim. Bu ülkede yaşadım, bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsedim. İyi günde, kötü günde burada olmak, yanında kalmaktır yurt sevgisi. Kibirden nefret ettim, burnumun dikine gitmedim, bilginin ve bilimin ipine sarıldım demiştir.
    Şili’de birkaç defa hastası olarak muayene oldum. Gerçekten yakınlığı, cana yakın davranışlarını hiçbir Profesör olan doktorda görmediğimi, tedavisinden de çok yararlandığımı söylemeliyim.
    Ünlü ciltçi hoca bir yıla kadar hasta tedavisinde bulunuyormuş. Pek çok bilimsel toplantılara katılmış pek çok bilimsel makalesi bulunmaktadır.
    Ölümünün ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yapılan törenin ardından Türk bayrağına sarılı tabutu Kumkapı Ermeni Kilisesinde yapılan cenaze törenin ardından toprağa verilmiş. Gelenlerin kilise içine sığamadığı ifade edilmektedir.
    Bu yazım da kaynak olarak Agos gazetesi (Türkçe ve Ermenice yayınlanan haftalık gazete) 16. Şubat 2018 tarihli sayısından özetlenmiş, yazıya ünlü doktorun bir fotoğrafı eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 24.02.2018 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 16-03-2018

    EGE’DEN, ANADOLU’DAN ÇIKAN DÜNYACA ÜNLÜ BAŞKA BİR DOKTOR BERGAMALI CLADIUS GALENUS (130-210)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazımda Avrupa’da 18 yüzyıla kadar eserleri okutulan Hippocrates ve İbni Sina’nın hayat hikâyelerini anlatmaya çalışmıştım. Özellikle Özbekistan ve İran’da yaşayan İbni Sina’nın çok uzak bir coğrafyadan eserlerinin nasıl Avrupa’ya ulaştığı cidden çok çok önemli bir konu olup detaylı incelenmeli diye düşünüyorum.
    Önceki yazılarımda incelediğim üç hekimin arada olanı ise Cladius GALENUS (130-210) olup bu yazımda onun hayatı incelenecektir.
    Galenus Dünyaca ünlü Asclepion isimli tıp merkezinin bulunduğu İzmir Bergama’da (Pergamon) dünyaya gelmiştir.
    Babası bir mimar olup varlıklı bir ailenin çocuğudur. Yunan dili, retorik üzerinde, 16 yaşından itibaren Tıp üzerine çalışmaya başladı. Bir süre İzmir’de Anatomi öğrendi. Uzun bir süre İskenderiye’de (Mısır) kaldı. Tıp eğitimi aldı.
    28 yaşında (158 yılı) Bergama’ya döndü ve Gladyatörler Okuluna hekim olarak atandı, anatomi konularında pek çok deneyim kazandı.
    162 yılında Roma’ya gittiğinde artık ünlü bir hekim idi. Roma İmparatoru Marcus Aerilus (İmp.161-180) özel hekimi oldu. 121 tarihinde Roma’da doğan ve 180 tarihinde Viyana’da ölen Marcus Aerilus Filozof İmparator olarak da bilinir.
    Galenus’un 80 üzerinde tedavi metodu günümüze ulaşmıştır.
    Gelenus hem hekim hem de kimyacı idi, Eczacı anlamına kullanılan Latince “medicina” idi.
    GALENUS BU YÖNDEN ECZACIĞIN BABASI SAYILDI.
    GALENUS İLK DENEYSEL FİZYOLOG OLARAK DA KABUL EDİLMEKTEDİR.
    Galen Hıristiyan olmadığı halde tek tanrıya inanır, bedenin de ruhun bir aracı olduğunu düşünürdü. Bu nedenle hem kilise hem de Arap ve Yahudi bilginleri tarafından kabul edilmesi son derece kolay oldu.
    Galenus 210 yılında öldü, adına dikilmiş bir anıt vs bulunmamaktadır.
    Büyük çapta Hipocrates’in çalışmalarından yararlandığı görülmektedir.
    Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kitapları okutulan üç ünlü hekimden biri idi. Bunlar
    HIPOCRATES (M.Ö 460-377)
    GALENUS (130-210)
    İBNİ SİNA (980-1037)
    Yazıya bir portresi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 23ç02.2018 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 16-03-2018

    EGE’DEN, ANADOLU’DAN ÇIKAN DÜNYACA ÜNLÜ BAŞKA BİR DOKTOR BERGAMALI CLADIUS GALENUS (130-210)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazımda Avrupa’da 18 yüzyıla kadar eserleri okutulan Hippocrates ve İbni Sina’nın hayat hikâyelerini anlatmaya çalışmıştım. Özellikle Özbekistan ve İran’da yaşayan İbni Sina’nın çok uzak bir coğrafyadan eserlerinin nasıl Avrupa’ya ulaştığı cidden çok çok önemli bir konu olup detaylı incelenmeli diye düşünüyorum.
    Önceki yazılarımda incelediğim üç hekimin arada olanı ise Cladius GALENUS (130-210) olup bu yazımda onun hayatı incelenecektir.
    Galenus Dünyaca ünlü Asclepion isimli tıp merkezinin bulunduğu İzmir Bergama’da (Pergamon) dünyaya gelmiştir.
    Babası bir mimar olup varlıklı bir ailenin çocuğudur. Yunan dili, retorik üzerinde, 16 yaşından itibaren Tıp üzerine çalışmaya başladı. Bir süre İzmir’de Anatomi öğrendi. Uzun bir süre İskenderiye’de (Mısır) kaldı. Tıp eğitimi aldı.
    28 yaşında (158 yılı) Bergama’ya döndü ve Gladyatörler Okuluna hekim olarak atandı, anatomi konularında pek çok deneyim kazandı.
    162 yılında Roma’ya gittiğinde artık ünlü bir hekim idi. Roma İmparatoru Marcus Aerilus (İmp.161-180) özel hekimi oldu. 121 tarihinde Roma’da doğan ve 180 tarihinde Viyana’da ölen Marcus Aerilus Filozof İmparator olarak da bilinir.
    Galenus’un 80 üzerinde tedavi metodu günümüze ulaşmıştır.
    Gelenus hem hekim hem de kimyacı idi, Eczacı anlamına kullanılan Latince “medicina” idi.
    GALENUS BU YÖNDEN ECZACIĞIN BABASI SAYILDI.
    GALENUS İLK DENEYSEL FİZYOLOG OLARAK DA KABUL EDİLMEKTEDİR.
    Galen Hıristiyan olmadığı halde tek tanrıya inanır, bedenin de ruhun bir aracı olduğunu düşünürdü. Bu nedenle hem kilise hem de Arap ve Yahudi bilginleri tarafından kabul edilmesi son derece kolay oldu.
    Galenus 210 yılında öldü, adına dikilmiş bir anıt vs bulunmamaktadır.
    Büyük çapta Hipocrates’in çalışmalarından yararlandığı görülmektedir.
    Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kitapları okutulan üç ünlü hekimden biri idi. Bunlar
    HIPOCRATES (M.Ö 460-377)
    GALENUS (130-210)
    İBNİ SİNA (980-1037)
    Yazıya bir portresi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 23ç02.2018 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 16-03-2018

    BİR BİLİM ADAMI ATAMAN HAKSEVER
    Sevgili Arkadaşlarım
    Ataman Haksever’in değerli bir bilim adamı olduğunu biliyordum. Yıllar önce ona yaklaşmaya çalıştım, ama başta bu gerçekleşemedi, daha sonra, sonradan öğrendiğime göre çok sevgili arkadaşım Sayhan Bayoğlu’nun devreye girmesi ile tüm çalışmalarını bana gönderdi. İnceleme yaptığımda çalışmalarına hayran kaldım. Bildiğim kadarıyla Avrupa’da betonarme ve çelik yapıların yangın karşısında direnci konusunda tek bilim adamı, konuya ilgi duyacakların çok yararlanacağı bir kaynak.
    www.mehmetbildirici.com Türkçe 2015 saya 5 de 40 lu madde
    Ben bu arada bu yayın içinde bulunan Türkçe CV sini sizinle paylaşmak istiyorum. Uzun olduğu için 2 parça halinde olacaktır. (Vakti olan merakı olan okur umuyorum.

    Ataman Haksever, 11.6.1939 da İstanbul'da doğmuştur. İlköğrenimini 19 Mayıs İlkokulu, orta öğrenimini Karagümrük Ortaokulu ve Lise öğrenimini
    Vefa Lisesi'nde tamamlamış İstanbul Teknik Üniversitesine
    1957 yılında girmiş ve yükseköğrenimini
    İnşaat Fakültesi, Tatbiki Mekanik Anabilim Dalında tamamlamıştır.
    Öğrenimi sırasında, IAESTE kanalıyla, yurt dışında inşaat ve mühendislik bürolarında çalışmış ve bu arada Hamburg'da bir Metro inşaatının statik hesaplarını yapmıştır.
    Askerlik görevine 1963 yılında başlamış ve 1963-1965 yılları arasında bu görevi, Ankara'da, Muhabere. Ana Depo. ve Fabrikaları İngilizce tercümanı olarak tamamlamıştır.
    Nisan 1965 de iki yıllık askerlik süresini Yd.Sb olarak tamamladıktan sonra, aynı yıl Almanya'ya giderek, Hamburg'da, daha önce öğrenimi sırasında bulunduğu
    bir inşaat firmasının konstrüksiyon bürosunda çalışmış ve bu sırada bir betonarme silindirik biçimli pis su tutma deposu ve diğer arıtma tesislerinin tasarım ve statik hesaplarını yapmıştır.
    Daha sonra yine aynı şehirde, bazı mühendislik bürolarında statiker ve
    konstrüktör olarak 7 yıl süre ile mesleki faaliyetlerini sürdürmüştür. Gerçekleştirdiği çeşitli mühendislik yapıları arasında Almanya'da Schleswig kentinde, 28 katlı, sekizgen plan kesitli, yüksek yapı türündeki betonarme bir binanın tasarım ve statik hesapları da bulunmaktadır.
    1973 yılı Ocak ayında, Braunschweig Teknik Üniversitesi'nin ‘Institut für
    Baustoffkunde, Massivbau und Brandschutz’ Enstitüsünde (iBMB), "Yangın ve
    Yangın olayının Yapı Elemanlarına olan Termodinamik ve Mekanik Etkileri " üzerinde bilimsel çalışmalarına başlamıştır. Bu enstitünün Direktörü Prof. Kordina'nın önerisi üzerine 1974 yılında "Sonderforschungsbereich 148 Brandverhalten von
    Bauteilen (SFB148)" (Yapı Elemanlarının Yangın Davranışı) isimli özel araştırma projesine bilimsel araştırmacı (Wissenschaftlicher Mitarbeiter, Scientific coworker) olarak atanmıştır. Bu araştırma projesi Deutsche Forschunsgemeinschaft
    (DFG)" (Alman Resmi Araştırma Kurumu) tarafından 1972-1988 yılları arasında mali yönden desteklenmiştir. Sözü edilen sürede bu araştırma çalışmaları 100 kişilik bir bilimsel heyet tarafından yürütülmüş, bilimsel çalışmaların sonuçları, uluslar arası
    düzeyde bir ün kazanmıştır (bak Ref. Kordina ve Yayınlar Nr. 4, 6, 11, 21, 42).
    A. Haksever, Braunschweig Teknik Üniversitesine bağlı yangın araştırma
    Enstitüsünde ahşap, çelik ve betonarme yapı elemanlarının yangın etkisi altındaki davranışlarını saptamak amacıyla deneysel ve teorik araştırmalarda bulunmuştur. Deneysel çalışmaları sırasında çeşitli statik konumlarda ve 1:1 boyutlarındaki yapı
    elemanlarını, özellikle norm yangın etkisi (DIN 4102, ISO 834) altında incelemiş ve bu yapı elemanlarının yangına dayanma sürelerini saptamıştır. Deney sonuçları ayrıca, kendisi tarafından geliştirilmiş bilgisayar programları ile de analiz edilmiştir (bak yayınlar Nr. 4, 10, 20, 22,.. ve ekler iBMB'de çalışma alanı).

    A. Haksever'in iBMB'de üzerinde çalıştığı, "Brandverhalten von Holzstützen"
    (Ahşap Kolonların Yangın Davranışları ve Yangına Dayanma Süreleri) ni kapsayan bir araştırma çalışmasının sonuçları, DIN 4102, Teil 4 de norm olarak benimsenmiştir
    (bak yayınlar 15, 25).
    A. Haksever aynı üniversitenin inşaat fakültesinde, doktora çalışmasını "Zur
    Frage des Trag- und Verformungsverhaltens ebener Stahlbetonrahmen im Brandfall"
    (Düzlemsel Betonarme Çerçevelerin Yangın Davranışı) isimli tezle, şubat 1977 de tamamlamıştır (bak böl 3.1.1 Dr. Tezi).

    Ekim 1980 de aynı enstitüde açılan "Natürliche Brände" (Tabii Yangınların oluşumu ve Etkileri) ni inceleyen bir araştırma projesinin başkanlığına getirilmiştir.
    Bu proje de DFG tarafından desteklenmiştir.
    Anılan araştırma projesinde ISO 834 yangın oluşumundan farklı olarak, kapalı hacimlerde meydana gelecek tüm yangınların (flash-over) olasılığı, gelişimi ve çevre yüzeylere olan etkileri çeşitli parametrelere bağlı olarak deneysel ve teorik olarak incelenmiştir.
    A. Haksever bu araştırmayı 1980-1988 yılları arasında, projede öngörülen iki fizikçi araştırmacı ile birlikte yürütmüştür. Projenin deneysel çalışmaları Helsinki
    Teknik Üniversitesine bağlı Technical Research Centre of Finland (VTT)
    Laboratuvarlarında tamamlanmıştır. Araştırma Projesinin mali cephesi sadece, deney ve gereçler için 2.0 milyon DM (≈ 1 milyon €) tutmaktadır. Yangın deneyleri için, 1:1 boyutunda yapılar VTT'nin kapalı hal binasında yangın odası olarak kullanılmıştır
    (bak yayınlar Nr. 42, 57, 61).

    A. Haksever Nisan 1982 de İstanbul Teknik Üniversitesi Yapı Ana Bilim
    Dalı’ndan "Stahlbetonstützen bei Natürlichen Bränden" (Betonarme Kolonların
    Tabii Yangınlarda Taşıma Güçleri) konulu tezle "DOÇENTLİK ÜNVANI" almıştır.
    Aynı çalışma Braunschweig Teknik Üniversitesi Tarafından "HABILITATION" olarak kabul edilmiş ve yayınlanmıştır (bak Böl. 3.2.2 "Doçentlik Tezi" ve ilgili ekler).

    Doçentlik Tezi'nin hazırlanması sırasında geliştirmiş olduğu Bilgisayar Programı
    1.- Lund Institute of Technology, Lund, Sweden (İsveç).
    2.- National Bureau of Standards, Washington DC, USA (ABD).
    3.- Natioanal Research Centre of Canada, Ottawa, Canada.
    4.- Technical Research Centre of Finland, Helsinki, SF (Finlandiya.) uluslararası araştırma kuruluşlarının bilgisayarlarına uygulanmıştır edilmiştir.
    İlk defa bu bilgisayar programı ile genleşmesi önlenmiş (relaxation, sünme) betonarme kolonların yangın davranışı incelenmiş ve o zamana kadar SFB148 ve diğer akademik kuruluşların geliştirip uyguladığı reolojik modelin, beton malzemesi için eksiklikler içerdiği anlaşılmıştır.
    Daha sonra kendisinin bu konuda SFB148 de yaptığı yoğun çalışmalar sonucunda, yüksek sıcaklık için gerçeğe daha yakın bir beton malzeme modeli ortaya konmuştur. Bu model ile betonun yüksek sıcaklıktaki sünme olayı malzemenin termik, deformasyon ve gerilme geçmişleri göz önüne alınarak belirlenebilmektedir
    (bak yayın Nr. 41 ve Böl. 7.2).

    A. Haksever' in SFB148 de yaptığı en önemli çalışmalardan biri de, kapalı hacimlerde meydana gelebilecek olası bir yangın olayının bilgisayarda simule (benzetim) edilebilmesi olmuştur. "Enerji Dengelemesi, (Heat Balance Calculation,
    Wärmebilanz-Rechnung, calcul thermique d'équilibre)" problemlerinin çözümünü içeren bu çalışmaların sonuçları Almanya'da, 1977-1985 yılları arasında ilk defa gerçekleştirilmiştir.
    Bilgisayar verilerinin sayısız deney sonuçlarını önceden isabetle belirliyebilmesi sonucu, geliştirdiği bilgisayar programı gerek bilimsel ve gerekse bilirkişi çalışmalarında geniş bir kullanım alanı bulmuştur (bak yayın Nr 41, Böl 7.2
    ve 9.).

    Haksever akademik hayata girdiği 1973 senesinden beri, yurt dışında ve yurt içinde, 100'e kadar bilimsel makale ve araştırma çalışmasının sonuçlarını yayınlamıştır.

    Bu yayınlarından bazıları Almancanın dışında diğer yabancı dillere (Çince dahil) çevrilmiştir (bak ekler; yabancı dile tercümeler).

    Özellikle, DFG'nin (Deutsche Forschungsgemeinschaft) desteklediğ iki araştırma çalışması, Almanya'da, uluslararası bir üne sahip "Deutscher Ausschuss für
    Stahlbeton" da yayınlanmıştır (bak yayınlardan örnekler ve yayınlar Nr. 3, 49).

    A. Haksever gerek Almanya içinde ve gerekse Almanya dışındaki ülkelerde
    "Yapısal Yangın Korunumu, (Fire Safety Design, Baulicher Brandschutz)" ile ilgili bilimsel Konferans vermiş ve Uluslararası pek çok kongrede de, aynı konu üzerinde konuşmalar yapmıştır. Kendisi, çok sayıda yabancı yayınlarda "Referans" olarak verilmektedir
    (bak ekler; konferanslar ve atıflar)
    .
    A. Haksever, Almanya'da, bilirkişi çalışmaları sırasında da bazı önemli yapıların
    "Yangın Boyutlandırması"nı (Brandschutzbemessung, Fire Safety Design,
    Protection contre l'incendie mesure) yapmıştır. Bunlar arasında en önemlisi olarak
    Viyana'daki "Wiener Reichsbrücke" (Viyana Devlet Köprüsü) gösterilebilir (bak yayın
    Nr. 24).

    A. Haksever 1984 senesi güz döneminden itibaren, Fırat Üniversitesi, Mühendislik
    Fakültesi, İnşaat Bölümünde Part-Time öğretim üyesi olarak, Yüksek Lisans dersleri vermiştir. Bu öğretim görevi 1988 e kadar sürmüş ve daha sonra kendisi aynı Bölümde "Mekanik Ana Bilim Dalında'"ki kadroya Prof. olarak atanmıştır. Bu
    Anabilim Dalındaki görevini 1994 yılına kadar sürdüren A. Haksever, aynı yıl, Yapı
    Anabilim Dalında da Prof. lüğe yükseltilmiştir. 2002 yılında yeniden yapı anabilim dalında profesörlüğe atanan A. Haksever, Trakya Üniversitesi Çorlu Mühendislik
    Fakültesinde göreve başlamış ve aynı fakültede 2004 yılında Dekan olarak atanmıştır.
    Haksever CIB (Comittée International du Beton) kuruluşunun yangınla ilgili
    W14 alt komitesine üyedir ve bu komitede aktif olarak çalışmaktadır (bak bölüm 8).
    A. Haksever 1991 yılında, Helsinki Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde
    yapı elemanlarının ve yapı malzemelerinin yüksek sıcaklık ve yangın etkisi ile ilgili
    “Yapıların Yangın Dizaynı” derslerini vermeye davet edilmiştir (Bak. Ekler).

    A. Haksever öğretim üyeliğinin yanında idari görevlerde de bulunmuştur. Kendisi,
    1989-1992 yılları arasında Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin Senato
    Üyeliğini yapmış ve ayrıca. İnş. Müh. Bölüm Başkanlığını, Fakülte Kurulu ve Fakülte
    Yönetim Kurulu üyeliklerini de yürütmüştür.
    İTÜ İNŞAAT SİTESİ 15.02.2018 YAYINLANDI

  9. M 15-03-2018

    AVRUPADA TIP KİTAPLARI OKUNAN BİR TÜRK BİLGİNİ İBNİ SİNA (980-1037)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Daha önce Muğla Devrim gazetesinde yayınlanmış yazılarımda (30 ve 31 Ocak 2018) Knidos ve Kos (İstanköy) kentlerinde dünyada açılmış ilk hastaneler olduğunu yazmış, burada ünlü Türk-İslam bilgini İbni Sina’dan bahsetmiştim. Şimdi onu anlatmaya çalışacağım. Bir hekim olarak değil bir araştırmacı gözüyle olaya bakacağım. Çünkü hekim olarak nasıl tedaviler önerdiği ve bunların bugünkü durumunu anlayabilmem mümkün değil, bunu tıp tarihi uzmanlarına bırakıyorum.
    Dünya’da ünlü hekim İbni Sina hakkında Türkçe ve İngilizce kaynaklarda geniş bir tarama yaptım bunlardan edindiğim bilgiler şöyle; Türkçe ve İngilizce kaynaklarda bazı farklar olduğunu da görmüş bulunuyorum.
    Arapça ismi “ALİ EL HÜSEYİN İBNİ ABDULLAH İBNİ SİNA EL BELHİ” batıdaki ismi AVİCENA” olan İBNİ SİNA 970 yılında Özbekistan Buhara kenti yakınlarında Afşana’da dünyaya geldi. Önce İslami eğitim altı, 10 yaşında iken Kuran’ı ezberledi Hafız oldu. Küçük yaşta olağanüstü bir zekâya sahip oldu anlaşıldı. Küçük yaşta babasını kaybetti, 14 yaşında iken hocalarını aştığı görülüyor. Önüne çıkan her kitap ve belgeyi okumağa başladı.
    Kaynaklar küçük yaşta Grekçeyi, Arapça ve Farsçayı öğrendiğini gösteriyor. Türkçe biliyor mu idi? Bu konuda bir belgeye rastlanılmıyor. Yazdığı eserlerin bir kaçı dışında kullandığı dil Arapça idi. Türkçe bir risalesi bulunmuyor. Maalesef o çağlarda Türkçe pek eğitim dili değildi. Aile içinde konuşulan bir dil olduğunu sanıyorum.
    Buhara Emiri’ini bir yakınını iyileştirdi ve hekim olarak ünlendi. Kendisine Buhara Kütüphanesi’nden yararlanma hakkı verildi, ama sonra kütüphane yandı ve o sorumlu tutuldu. Oradan uzaklaştı ve tabir yerinde ise başta İran kentleri ile diyar diyar dolaştı.
    Bu kentler arasında Harzem, Gürgenç, Rey, Hamedan bulunuyor. 57 yaşında İran Hamedan’da hayata gözlerini yumdu. Türbesi Hamedan kentindedir.
    İbni Sina çevresi ile pek anlaşamıyordu, İslam dinine karşı daha geniş bir pencereden bakmağa çalıyordu. Kendi deyişi ile Eflatun, Aristo, Fahreddin Razi’yi (İran Rey 854-Rey 925) okuyordu. Gene büyük bir İslam Bilgini El Bruni (973-1048) ile tanıştıkları sanılıyor. Yerleştiği bir yer ve medrese yoktu…. Devamlı gezdi ve araştırdı ve yazdı.
    İbni Sina pek çok konularda araştırma yaptı, felsefe, matematik, geometri ile ilgilendi. Ulaşabildiği kaynaklarla eski uygarlıkları inceledi, Mısır, Eski Yunan, İran, Hint, Çin hepsini incelemeye çalıştı..
    İbni Sina bütün bunlara karşı hekim olarak ün yaptı, pek çok hastalıkları teşhis etti, onlara ilaçlar buldu. En Ünlü eseri Arapça “El Kanun fi Tıp” Hekimliğin Yasaları, “Kitabuş Şifa” gelmektedir.
    Tıp kitapları 12. yüzyılda Latinceye çevrildi. 17 yüzyıl sonlarına kadar, Tıp biliminin babası Hippocrates (M.Ö 460-377) kabul edilirken Avicena zamanının (1200 yıl) en büyük tıp insanı kabul edildi. İsmi Latinceye Avicena olarak çevrildi.
    Ay yüzeyinde bir kratere ismi verildi. Paris Sourbonne Üniversitesi kitaplığına resmi asılı bulunmakta…..
    (Devrim Gazetesi 14.02.2018 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 15-03-2018

    OLAYLI KNIDOS GEZİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda 1994 Şubat ayında görevli olarak DSİ Aydın bölgesinde Patara’ya yaptığım resmi bir inceleme gezisinden söz etmiştim.
    Bu yazımda da aynı gezi kapsamında Knidos antik kentine yaptığımız bir incelemeden söz edeceğim. Gayemiz bu antik kenti görmek ve su sorununu nasıl çözdükleri konusunda bir önce inceleme yapmaktı. Varsa su kanalları, boruları, kent çeşmeleri var mı onlara ait bir ön bilgiler çıkaracaktık.
    Sabah Aydın Bölgesinden iki arkadaşla bir DSİ resmi arabası ile yola çıktık. Önce Marmaris’e uğradık bir yemek yedik, arkasından Datça yarımadasına yöneldik, Balıkaşıran isimli bir yerden geçtik, çok dar bir kara parçasının bir tarafı Ege Denizi bir tarafı Akdeniz. Çok harika bir coğrafya bununla ilgili Herodot tarihinde ilginç bir hikâye anlatılır. Persler (İran) buradaki kentleri M.Ö 6 yüzyılda kuş avlar gibi ele geçirince Datça ve ya Knidoslular burada bir kanal açmak için Zeus’a başvururlar. İzin isterler Perslerin deniz gücü olmadığından buradan ileri gidemeyecekler. Kâhinler Zeus’un şöyle dediğini onlara açıklarlar. Oturun oturduğunuz yerde Zeus istese iki denizi bağlardı…
    Şimdi gezimize dönelim, Marmaris’ten çıkınca şoför arkadaşa sorduk, benzin durumumuz nasıl yeter mi? Merak etmeyin bizi götürür Marmaris’e getirir dedi.
    Datça yarımadasının en ucundaki KNİDOS vardık. Tam kenti gezeceğiz üç saat mola verdik. Şoför abiler bu benzin biz götürmez demez mi?
    Buruk bir sevinç içinde kenti gezdik kalıntılarını limanlarını inceledik. Özellikle bu kentten çıkmış Matematikçi Eudoksus’un Güneş saatini görmüştük.
    Kent zamanında çok ileri ve gelişmiş bir kenttir. O dönemlerde yağmur suları yapıların altında sarnıçların altında toplanır ve kullanılır. Ama bu büyüklükte bir kentte çevrede ki pınarlardan mutlaka su getirilir. Ancak şu ana kadar yerli ve yabancı tarihi su yazılı kaynaklarında bu konuda bir çalışmaya rastlamadım. Tarihe duyarlı inşaat mühendisi meslektaşlarımın bunu ileride başaracağına inanıyorum.
    Üç saatlik bir incelemeden sonra yola çıkacaktık. Ama hangi benzinle depomuz boşalmıştı, bu endişeyle en yakın yerleşim yeri olan eski bir Rum köyüne ulaştık. Derdimizi anlattık. Ondan kolay ne var köy bakkalına gidin açık litre ile benzin gazyağı satar dediler. Hakikaten bakkal litre ile süt satar gibi, benzinde satıyormuş. Aldık 5 litre benzin depoya koyduk ve yola devam ettik.
    Gezimizde rastladığımız güneş saatini yazıma ekledim.

    Burada Eudoxus Knidos’a yerleşmemiş orada doğmuştur.
    (Muğla Devrim 15.02.2018 yayınlandı)

Toplam 311 yorum bulundu. 21-30 arası listeniyor.