Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    ÜNAL TÜRKEŞ 1942-2017) İLE İLGİLİ ANILARIM II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Doğasına ve tarihine büyülendiğim Gökova Akyaka’da şimdiki evimi 1985 yılında aldım. 1994 yılında çevremdeki İDYMA isimli antik kentin olduğunun farkına vardım. 1996 yılında o zamanki Belediye Başkanı ve Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Başkanı Heike Thol Schmitz Akyaka’da dillere destan bir ŞENLİK düzenlediler. Bu Şenlik kapsamında Dedegil Otelinde bir panel yer aldı. Yedi kişinin katıldığı ve turizm ve tarih konularının konuşulduğu bu panelde benden başka Aydın Turunç, Şadan Gökovalı bulunuyordu. Bu benim Akyaka’da ilk defa halk karşısına çıkışımdı.
    Akyaka’yı, Muğla’yı ve tarihini tanımaya yöneldim. Araştırmalarım beni Devrim Gazetesi sahibi ve başyazarı ÜNAL TÜRKEŞ ile buluşturdu. Tarih merakı bizi bir araya getirdi. Özellikle Konya konusuna çok duyarlı idi. Zira kendisinin ve bazı Muğla ileri gelenlerinin aile kökleri Konya Bozkır Üçpınar (Hocaköy) ve Kızılören’den geliyordu. Kendisi bu konuyu bir kitap haline getirtmek istiyordu. Yakın Konya tarihi konusunda Konya’da araştırma yapan ağabeyim Sefa Odabaşı ile araştırma yaptık, ama elle tutulur net bilgilere ulaşamadık.
    Ben daha sonra Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür ve Sanat Evinde 2004 ve 2006 yıllarında “İDİMA’DAN GÖKOVA AKYAKA’YA” isimli sergiler açtım. Bunları başka sergiler de takip etti.
    Bu sergilerde DEVRİM GAZETESİ ve tabii ki Ünal Türkeş gazete haberleri ile sergimi duyurdular destek oldular.…
    Özellikle sanıyorum 2006 yılında gazeteyi bir ziyaretimde beni şimdi hatırlayamadığım bir kişiye beni şöyle tanıttı:
    “GEL SENİ GÖKOVA ÂŞIĞI BİR KİŞİ İLE TANIŞTIRAYIM.
    Bunu asla unutmam mümkün değil…
    1996 yılından bu yana Devrim gazetesinde yazılarım, Konya konusunda fikir alışverişlerimiz ve dostluğumuz devamlı sürdü….. aramızdan ayrılana kadar….
    Şimdi başka bir konuya geçeceğim..
    Ben Ünal Türkeş’ten 3 yaş daha büyüğüm. Öğrenimlerimiz farklı kentlerde ve farklı alanlardadır. Ben antik Anadolu ve Karya’da gelişen çok parlak geçmiş uygarlıkların farkına varan bir kişi olduğu düşünüyorum. Eski uygarlıkların farkına vardığımız ve farkında olmadığımız pek çok noktaların bugün Orta Asya’dan getirdiğimiz Türk uygarlığı (Selçuklu-Menteşe-Osmanlı) ile bir sentez halinde olduğunu görüyorum.
    Rahmetli Ünal Türkeş de hep yazılarında;
    “BİZ KARYA VE TÜRK UYGARLIKLARINDAN OLUŞAN BİR SENTEZİN ÇOÇUKLARIYIZ DİYE HEP YAZMIŞTIR.
    Ünal Türkeş ile buluştuğumuz bu ilke ve görüşler devam etmelidir. BEN YAŞLIYIM, YAŞADIĞIM VE YAZABİLECEĞİM SÜRECE ONUN BU GÖRÜŞLERİNİ SAVUNACAĞIM.
    AMA GENÇLER BUNU DEVİR ALMALI VE DEVAM ETTİRMELİ VE ÜNAL TÜRKEŞ’İ YAŞATMALIDIR..
    (Muğla Devrim 17.10.2017 de yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    ÜNAL TÜRKEŞ (1942-2017) ANISINA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesi sahibi ve başyazarı Ünal Türkeş’in zamansız kaybı hepimizi derinden sarstı,. Ailesine, Devrim Gazetesi kadrosuna ve Tüm Muğla halkına baş sağlığı, Tanrıdan rahmet dilerim. Işık içinde uyusun.
    Bu yazımın onun kaybından sonra Devrim gazetesine yazdığım ilkyazım olduğunu belirtmeliyim.
    04.10.2017 günlü yazımın başlığı şöyle idi.
    “TARİH VE DEVRİM GAZETESİ BAŞYAZARI ÜNAL TÜRKEŞ’İN BİR YAZISI ÜZERİNE”
    Devrim Gazetesi Başyazarı Ünal Türkeş’in 21.09.2017 günlü “TERK ETME” isimli yazısını çok dikkatli ve birkaç defa okudum. Yazıda eski Muğla milletvekili Turgut Topaloğlu’nun 1924 yılında yapılan Mübadelede (Türk-Rum zorunlu karşılıklı göçü) giden Rumlara gitme diyen çocukmuş, yazının devamında Muğla’dan giden Rumların anıları, Muğla’ya bağlılıkları, Muğla’dan Selanik’e toprak götürmeleri ve dillere destan ELENİ’nin Muğla’da hiç unutulmaması anlatılıyordu. Başka anılar da vardı
    Ünal Türkeş yoğun bir çalışma içinde olduğundan sık sık görüşme imkânı yoktu. Konya konusunda özel bir hassasiyeti vardı. Bu konuya ileride tekrar döneceğim. Onu ilgilendiren bir konuda telefon ederdim, o da Konya konusunda öğrenmek istediği bir konuyu bana sorardı.
    Son konuşmamız hastaneye yatacağı gün oldu. Bazı şeyler anlatacaktım. Hastayım hastaneye gidiyorum dedi, geçmiş olsun sonra ararım dedim telefonu kapattım.
    Onun kırk yıllık dostu, benimde kırk yıllık gibi hissettiğim can dostum ŞAİR İbrahim Ergin’i aradım durumu anlattım, hastaneye gitsek ama ben zor giderim, en iyisi Pazartesi (02.10.2017) Gazetenin bürosunda buluşalım dedi,….
    AMA NE ACI Kİ PAZARTESİ BULUŞTUK AMA CENAZESİ BAŞINDA…..
    Gelelim devamına……
    30 Eylül Cumartesi sabah uykum kaçtı erken kalkıp bilgisayar başına oturup önceden kafamda kurduğum yukarı yazımı tahminen 8.00 civarında bitirdim, 9.00 civarında mail attım ve Gazeteye telefon ettim. Nazife (Sönmez Şahin) Hanım, kontrol etti, yazını aldık dedi ve arkasında bu sabah Ünal Bey’i kaybettik dedi.
    DONDUM KALDIM… İRKİLDİM KALDIM… ŞAŞA KALDIM
    Hâlbuki ben bu yazıyı ona okuyacaktım.
    (devamı var)
    04.10.2017 Devrim Gazetesinde yayınlandı

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    TARİH VE DEVRİM GAZETESİ BAŞYAZARI ÜNAL TÜRKEŞ’İN BİR YAZISI ÜZERİNE
    Devrim Gazetesi Başyazarı Ünal Türkeş’in 21.09.2017 günlü “TERK ETME” İSİMLİ yazısını çok dikkatli ve birkaç defa okudum. Yazıda eski Muğla milletvekili Turgut Topaloğlu’nun 1924 yılında yapılan Mübadelede (Türk-Rum zorunlu karşılıklı göçü) giden Rumlara gitme diyen çocukmuş, yazının devamında bazı başka anılar da yer alıyordu.
    Bir arada yaşamış, yer yer kan karışımı olmuş Rum ve Türk halkı kurtuluş savaşında düşman olmuşlardır. Kötü yönetimlerin ve dış devletlerin karışması ile kötü şeyler olmuştur, haklı olabilirler ama aradan geçen yaklaşık yüz sene sonra barışabilmeli düşmanlığı sonsuza kadar taşımamalıdır diye düşünüyorum.
    Yunan konsolosluğu tarafından İstanbul’da gerçekleşen Midilli tanıtım (Lesvos) gününde genç bir kadın şairin şiirinden şunlar aklımda kalmıştı. Bir bahar günü güzel bir çiçek kokusu, doğan güneş insanın içini ısıtır. Hem Rum’un hem de Türk’ün içini ısıtır, ayırım yapmaz……
    Gerek Muğla’da, gerek Konya’da gerekse gerekse ülkemizin başka bir yerinde Rumlarla iç içe yaşamışız, kültürlerimiz hatta kanlarımız birbirine karışmış.
    Biz Türkler ise Karya bölgesinde ebediyete kadar olmak üzere 13. yüzyıldan bu yana varız
    Eski köy isimlerine bakıyorum şimdi değiştirmişiz muhtemelen Rumların koyduğu isimler, Osmanlı toleransı ile Cumhuriyete kadar gelmiş. Örnek yangın çıkan ve yüreğimizi yakan Zeytinköy’ün ismi Gerit, bir arkadaşım olan Birgül’ün annesinin doğum yeri Genet, şimdi ki adı Menteşe.. Buna pek çok örnek verebilirim…
    Kısaca 13. Yüzyıla kadar Rumlaşmış Karya’lılar mübadeleye kadar bu topraklarsa yaşamışlardır. Örnek olarak Kavaklıdere’de gelişmiş bakırcılıkta onların izi vardır.
    Bazı tarih bilmeyen öğrenim görmüş ve görmemiş kişiler, Türklerin gelişini yüzyıllar öncesine taşımak istemektedir. Örnek olarak Karyalıların Türk olduğunu savunurlar. Muğla’da çok büyük saygı gören ve Muğla tarihini yazan Zekai Eroğlu Türklerin bu bölgede 8000 yıldan bu yana var olduklarını savunurlar. Kesinleşmemiş tarih ve arkeolojik verilere dayanmayan bu görüşler bence havaya çivi çakmak gibi bir şeydir. Başımızı kuma gömmektir.
    Buna bir örnek vermek isterim M.Ö 1295 tarihinde Anadolu’da yaşayan ve büyük bir uygarlık kuran Hititler’le dünyada en eski uygarlıklardan birine var eden Mısırlılar Suriye civarında Kadeş’te savaşırlar ve sonuçta bir anlaşma ile savaşı sonlandırırlar. Mısır tahtında oturan büyük bir Firavun olan II. Ramses büyük bir zafer kazanmış gibi Mısır’ın her tarafına Zafer anıtları diktirir, Hititler daha mütevazı davranır yazıtlara geçerler, ama sebepleri bilinmeyen şekilde ortadan kaybolurlar sadece Tevrat gibi din kitaplarında isimleri geçer…
    Zamanla 1906 yılından itibaren Hitit yazıları okunur üzerinden tozlar kaldırılır II. RAMSES’İN BİR ZAFER KAZANMADIĞI ORTAYA ÇIKAR, 3200 yıl sonra gerçek gün yüzüne çıkar.
    TARİHİ YANILTMAK, SANAL ARZUYA GÖRE TARİH YAZMAK ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR. SONUCUNU SEVELİM VEYA SEVMEYELİM TARİHİ DOĞRU OKUMAYA ÇALIŞALIM.
    (Muğla Devrim 30.09..2017 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    İNSANLIK TARİHİNDE İLK MATEMATİKÇİ PİSAGOR (M.Ö 569-475) (PYTAGORAS) VE DÜNYANIN İLK KADIN FİLOZOFU THEANO
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Pisagor Anadolu karasının doğal bir uzantısı olan Sisam (Samos) adasında M.Ö 569 yılında doğmuştur. Babası tüccardır. M.Ö 475 yılında Metapontum (İtalya) kentinde 94 yaşında ölmüştür. Hayatı o zaman ki uygar dünyanın önemli noktalarında geçmiştir. Grek kökenli olup konuşma ve kültür dili Grekçedir. Hayatı oldukça karmaşık olup hayatı ve ölümü konusunda da çeşitli kaynaklardan farklı bilgiler gelmektedir. Kızgın gruplar, tarafından öldürüldüğü, Savaş sırasında öldüğü, açlık grevi sonucu öldüğü gibi…… !!!
    Antik dünyanın ilk kadın filozofu Croton’lu (İtalya) Theano ile evlenmiş ve ondan iki çocuğu olmuştur. Bir başka kaynağa göre Pisagor hiç evlenmemiş, Theano sadece onun öğrencisidir. Pisagor’un açtığı okulda kızlara ders !!! vermiş, Pisagor’un ölümünün ardında onun okulunu yönetmiştir.
    Pisagor aynı zamanda müzik adamı olup ömrü boyunca lir (lyre) çalmıştır. Matematik, felsefe, astronomi ve müzik ilgi alanlarıdır. Matematik ve astronomi konusunda Thales’in, felsefe ve geometri konusunda Miletli Anaksimander’in etkisi altındadır.
    M.Ö 535 yılında 34 yaşında Sisam adasından ayrılmış, Mısır’a gitmiş tapınaklarda Mısırlı rahiplerle bir arada kalmıştır. Büyük çapta Thales gibi Mısır uygarlığını orada öğrenmiştir.
    Yaklaşık 10 yıl sonra M.Ö 525 yılında Mısır Persler (İran) tarafından işgal edilmiş, Pisagor esir edilmiş Babil’e (Babylon) gönderilmiştir. M.Ö 520 yılında serbest kalmış, bir süre Sisam adasında kalmış, politika ile ilgilenmiş sonunda adayı terk etmiş güney İtalya’daki Crutuna isimli bir Grek kolonisi olan Croton’a yerleşmiş, ömrünün geri kalan kısmı İtalya’da geçmiştir. Pisagor M.Ö 518 yılında Croton’da Thales’ten sonra Semicircle isimli (YARIM DAİRE) isimli bir felsefe & dini okul açtı. Pisagorcular bir disiplin içinde yaşarlardı nasıl konuşacağı, nasıl giyinecekleri, neler yiyeceği konularında.. Pisagorcular vejetarist (et yemeyen, sebze yiyen) idi, kişisel malları yok idi. Buraya devam eden kadın olsun erkek olsun Matematikçiler (mathemamatikoi) olarak bilinirdi, Pisagor’un ilkeleri uygulanırdı.
    Pisagora göre her şeyin esası sayılara dayanırdı. Matematik her şeyin temeli, geometri ise matematik çalışmalarının en yüksek noktasıydı.
    Geometri konusunda çığır açan iki çok önemli formülü vardır.
    1.. BİR ÜÇGENİN İÇ AÇILARININ TOPLAMI 180 DERECEDİR.
    2. BİR DİK ÜÇGENDE DİK KENARLARINI KARELERİNİN TOPLAMI, KARŞI KENAR (HİPOTENÜS) KARESİNİN TOPLAMINA EŞİTTİR.
    Dik kenarları 3 ve 4 olan dik üçgende, dik kenarların karelerinin toplamı, 9 v+ 16 = 25 olur bu ise 5’ni karesidir.
    ÖZETLE KENARLARI 3 VE 4 OLAN DİK ÜÇGENİN KARŞI KENARI 5 OLUR. O ZAMAN KENARLAR 3, 4 VE 5 OLAN BİR ÜÇGEN OLUŞTURURSAK DİK ÜÇGEN ELDE EDERİZ. . DİĞER BİR TABİRLE BİNAYA DİK KÖŞE TEMİN EDERİZ. Bunun için üç çivi bir keser yeterlidir.
    Babil’liler bu gerçeğin yaklaşık 1.000 yıl önce, farkına varmış ama Pisagor oradan öğrenmiş, ispatlamış ve insanlığa sunmuştur.
    Benim matematiğim çok iyi idi. Konya Lisesinde bunları çok iyi öğrendim, tarihin en eski matematikçisi Pisagor’un hayatını öğrenmek ise 78 yaşında kısmet oldu !!!!!!!!!
    ÇIKARILACAK SONUÇLAR:
    Matematik, müzik konularında yoğunlaşan, felsefe okulu açan Pisagor’un hayatı çok renkli geçmiş, Helen dünyasının öncüsü aynı zamanda Mısır ve Babil ve Anadolu’nun Coğrafi uzantısı Samos (Sisam) adasında yaşamıştır. Eski Yunanistan ve başta Atina M.Ö 5 yüzyılda altın çağını yaşamıştır. Burada ortaya çıkan ve dünyayı geniş şekilde etkileyen uygarlığın köklerinin hangi ülkelerden geldiği burada net olarak görülmektedir.
    İsmini bildiğim bu matematikçinin hayatını bu yazı dolayıyla yakından inceledim öğrendim. Kendisine büyük hayranlık duydum.
    ÇOK YÖNLÜ BÜYÜK ADAM PİSAGOR YAKINDAN TANINMALIDIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.





    (Muğla Devrim Gazetesi 30 Eylül 2017 günü yayımlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    AKYAKA’DA DENİZ ULAŞIMI KONUSUNDA MEHMET GÜMÜŞ İLE SOHBET
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Mehmet Gümüş Akyaka’daki deniz ulaşımında kilit bir isim, yıllardır tanışırız ve Konyalı olduğumdan her karşılaştığımda “nasılsın Hacı Abi” diye gülerek selamlar.
    Bu defa 11 Eylül 2017 tarihinde Konya’dan beni ziyarete gelen oğlum Konya Selçuk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Öztuğ Bildirici ve torunum Gökova aşığı deniz kuşu 9 yaşındaki torunum Demir ile Mehmet Gümüş’ün son teknesi ile tura katıldık. Oğlum ve torunum bol denize girdiler bende kaptan köşkünde Mehmet Gümüş ile önceden yapamadığımız derin bir sohbete daldık.
    Önce Mehmet Gümüş’ün Akyaka’ya yerleşen en eski ailelerinden olduğunu belirtmeliyim. Araştırmalarıma göre Akyaka’ya Gereme’den (Ceramus-Ören) gelip yerleşen Mestan Akkaya’nın torunu. Mestan Akkaya’nın bir oğlu ve iki kızı var, oğlu benim çok iyi dostum Mustafa Akkaya (Kör dayı) küçük kızı Raziye ise Mehmet Gümüş’ün annesi. Babası Taktak lakabıyla Mustafa.
    1940 ve 1950’li yıllarda sineklerden dolayı bu doğal cennet Akyaka’da yaşanmaz, bir elin parmaklarından az aileler yazları Kızılağaç yaylarına göçer, kışın Akyaka’ya inerlerdi.
    Mehmet Gümüş Akyaka Deniz ulaşımında kilit bir isim. Son teknesi Gümüş 1 Afrika kökenli TİT ağacından yaptırmış, 130 kişilik, tam elektronik, tuvaletleri 5 yıldızlı oteli aratmıyor, tam elektronik donanımlı.
    1970’li yıllarda Gökova Körfezinde Giritli Ali Dayı’nın (Yarım Cavur) teknesini göz önüne alınca ki bu en 10 fazla kişilik, Akyaka ve deniz taşımacılığı ne kadar gelişmiş olduğu çok belirgin.. Böyle bir geminin Akyaka’da hizmet vermesi bana gurur verdi, iyi ki Akyaka’yı seçmişim dedirtti. Mehmet Gümüş’ün başka yatırımları ve gemileri de var, Yabancılar karşısında bu hizmetleri vermesi ile Akyaka’nın yüzünü ağartıyor.
    Gemide yaklaşık 60 kişi vardı, bunun 40 kadarı yabancı, Rusya’dan gelen turistler, açıklamalar Rusça ve Türkçe, genellikle kaliteli müzik çalındı. Tabii bu arada Rus pop müziğinden parçalar da vardı. Bu kriz ortamında Rusya’dan turizm akımının başlaması memnuniyet verici, genç kızlar uzun boylu dal gibi, insanın gözü gönlü açılıyor. Bazıları ile sohbet etmek istedim, İngilizce bilen çıkmadı….
    Mehmet Gümüş ile Akyaka’da deniz taşımacılığını konuştuk. Anlattıkları şöyle:
    12 Eylül 1980 günü (benim de komşum) Şeref Ulubay’dan ilk teknemi aldım. 10-15 kişilik bir taka, o yıllarda Yatağan Termik Santralında Polonyalı mühendisler çalışıyordu. Onlara haftada 3 gün Sedir Adası turları düzenledim, bu işlere girdim…
    Var gücümle çalıştım, 1984 yılında ilk teknemi (50 kişilik) aldım. Polonyalılar, Orman Bakanlığı elemanları ve şimdi ismini hatırlayamayacağım. bir Müsteşar’la Sedir Adası’na gittik, dönüşte denizin ortasında mazot bitti ve gemi durdu.
    Hemen denize atladım yaklaşık bir saat yüzerek sahile çıktım, mazotu alıp başka bir taka ile geri dönebildim. Bu olay o tarihlerde basında bile konu olmuştu.
    Kaptan köşkünde bu konuşmaları yaparken torunum Demir ilk kaptanlık denemesini yaptı, 10-15 dakika açık denizde o götürdü, tabii esas kaptanın kontrolü altında.
    Tur kapsamında iki saat Sedir Adası molası vardı, Gelbolu Adası ve Lacivert Koy yüzme molası vardı. Torunum bu Lacivert koyu çok beğenmiş, denizin 80 metre altında Denizler tanrısı POSEIDON sarayı olduğunu söylemişlerdi. Ben de torunuma bu koy un güzelliğinin koruması altında olduğunu söylemiştim.
    ANCAK DÜNYA HARİKASI BU LACİVERT KOYDA DAHA ÖNCE GÖRÜLMEYEN ZEHİRLİ DENİZANALARI YUVA EDİNMİŞ. İMDAAAAAAAT İMDAAAAAT
    Yazıma kaptan Mehmet Gümüş ve kısa süreli kaptan torunum Demir’in resmi eklenmiştir. (Muğla Devrim 19 Eylül 2017)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    KONYA LİSESİ’NDE RESİM ÖĞRETMENİMİZ NURHAYAT EVCİ’Yİ (1929-2017) KAYBETTİK.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Aramızda Yeni Meram Gazetesinin sahibi sevgili arkadaşımız Mustafa Bahçıvan’ın bulunduğu bizler Konya Lisesi 1957 yılı mezunuyuz. Mezuniyetimizden bu yana 60 yıl geçmiş. 1940’lı yıllardan bu yana Konya Lisesi en parlak günlerini yaşıyordu. Sınıf arkadaşlarımızın hemen hemen tümü yükseköğrenimini tamamladı ve ülkemize büyük hizmet verdiler.
    Biz 1957 mezunları ben Mehmet Bildirici ve sevgili arkadaşımız İsmail Uğurlu sayesinde 60 yıl birbirimizden hiç kopmadık.
    Öğretmenlerimizin bizleri iyi yetiştirdiği inancı ile öğretmenlerimizle de teması kesmedik.
    Geçen ay Resim öğretmenimiz NURHAYAT EVCİ’Yİ kaybettik. Kendisi 1952-1959 yılları arası Konya Lisesi resim öğretmeniydi. Konya’da görevli iken Konya Defterdarı Rıza Evci ile evleniyor. Genç kızlığı İstanbul Fenerbahçe semtinde geçen Nurhayat Hanım bizim en genç ve en güzel öğretmenizdi. Genç ve güzel bir kız iken Konya Lisesine atanmıştı. Bütün öğrencileri resim derslerinde onun güzelliğini seyrederdi.
    Son yıllarında Alzheimer idi. Kendisine Tanrı’dan rahmet kederli ailesine baş sağlığı diliyorum. Cenazesi eşi Rıza Evci’nin yanına İstanbul Kurtköy’de Mezarlığında toprağa verilmiş. Önce Web sitemde hayatı ile derlediğim bilgileri sunuyorum.
    “İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümünden 1950 yılında mezun oluyor. Konya Lisesi resim öğretmenliğine atanıyor. Konya’da, Konya Lisesi 1937 mezunu Defterdar Riza Evci ile evleniyor. Eşinin Bursa’ya atanması ile Bursa’da Namık Sözeri isimli özel okulda resim derslerine giriyor. Bursa’da 1965-1977 yılları arasında Güzel Sanatlar Galerisi Müdür Hanımı oluyor. Burada başarılı çalışmalar yapıyor, 1977 yılında emekli olup İstanbul Fenerbahçe’ye yerleşiyor.
    Nurhayat Hanım Kadıköy Fenerbahçelidir. Babası Almanya’da mühendislik öğrenimi görmüş ve Fenerbahçe’de bir ev yaptırmıştır. Nurhayat Hanım’ın şimdi oturduğu kat, bu ev yıkılarak yerine inşa edilmiştir. Annesi Kadıköy’de Fransız Okulunda okumuştur. Nurhayat Hanım’da mezun olduğunda Paris’e gitmeyi orada sanat ile uğraşmayı düşlerken bir anda kendisini Konya Lisesi’nde buluyor.
    Nurhayat Hanımla eşim ile birlikte Fransızca öğretmeni Nihal İlaydın’ın Marmaris’teki evinde yıllar sonra ilk defa görüştük. Daha sonra birkaç defa Fenerbahçe’deki dairesinde ziyaret ettik. Benim sorularım üzerine eski anılarını anlattı.
    “Konya’da öğretmen iken Şükrü Doruk Reviri arkasındaki binada Şükran Gözen ile birlikte kaldıklarını anlattı. (Halen Konya’da bu bina mevcut değildir.)
    Eşi Riza Evci ağabeyimiz Konya Lisesi mezunu, Müdür Süleyman Acar’ın disiplinini hala üzerinde taşıdığını, yaz tatilinde: “62 şapkan nerede?” diye bağırmasını hala unutamadığını belirtiyor.
    Sanat ve resim ve tarih konusunda telefonla uzun konuşmalarımız olurdu. Bir ziyaretimizde eşim Konya Lisesi’nin en genç ve en GÜZEL öğretmenimizdiniz dedi, o kadar memnun oldu ki bizi Kadıköy’de ünlü TODORİ tesislerinde yemeğe davet etti. Ama maalesef bu gerçekleşemedi..
    Bir süre sonra telefon ettiğimde telefonda beni tanıyamadı, telefonumu nerden aldın dedi, hastalanmış, Alzheimer onu esir almıştı.
    Son telefon edişimde oğlundan yaklaşık 15 gün önce kaybettiğimizi öğrendim. KONYA LİSESİ’NİN EN GENÇ VE EN GÜZEL Öğretmenini kaybettik Konya Liseli tüm öğrencilerine baş sağlığı dilerim.
    Bu vesileyle İzmir’de tek yaşayan 90 yaşındaki matematik öğretmenimiz Şükran Gözen’i telefonla aradım. Bayramını kutladım. Sesini duydum, zor konuştuğunu hissettim, fazla uzatmadım.
    Ayrıca bizim öğretmenimiz olmayan Konya Lisesi’nin yaşayan en eski öğrencisi ve Fransızca öğretmeni GÜZİN ATADEMİR (1925) ile bayram tebriki dolayısıyla oldukça uzun uzun ailesi ve sağlığı hakkında konuştuk. Güzün Hanım 1942 yılında Konya Lisesi’ni bitirmiş ihtiyaç üzerine Fransızca öğretmenliğine atanmıştı. Eski Konya Milletvekili Hamdi Ragıp Atademir’in eşiydi.
    Öğretmenlik kutsal bir meslek biz 1957 mezunları öğretmenlerimiz arıyor ve saygılarımızı sunuyoruz.
    Aşağı resimde Nurhayat Hanımın evinde çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir. Resimde mühendis olan babasının bir resmi ile Fransız okulunda okumuş annesinin bir büstü görülmektedir.


    (Yeni Meram 15.09.2017 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 29-11-2017

    ANADOLU COĞRAFYASININ UZANTISI, SİSAM ADASI (SAMOS) SU TÜNELİ VE
    ATCHITECTON EPALINUS
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu gün Yunanistan’ın bir adası olan Sisam (Samos) Anadolu coğrafyasının bir uzantısıdır. İzmir ve güneyinde konuşulan Grekçe’nin İyon lehçesi konuşulmuştur.
    Bu küçük adada Büyük Matematikçi PYTAGOAS (Pisagor) M.Ö 570 yılında burada doğmuş ve tarihin ikinci su tüneli bu adada M.Ö. 550-530 yılları arasında açılmıştır. Dünyanın ilk su tüneli ise Kudüs (Jerusalem) kentinde gerçekleşmiştir.
    M.Ö 530 tarihlerinde adayı zalim bir trant (diktatör) Polycrates yönetiyordu. Bu yüzden ünlü matematikçi Pisagor doğduğu adayı genç yaşta terk etmiştir.
    Ada üzerindeki kentin su ihtiyacını karşılamak için aşağıda kesiti verilen suyolu yaptırılmıştır. Tepesi 225 m kotundaki dağın altında 1.036 m uzunluğunda tünel açılmıştır. Tünel iki tarafından ortaya doğru açılmış ortada buluşulmuştur. Bu ise ileri bir ölçü tekniği gerektirdiği açıktır.
    Pınar kotu 57,60 m, giriş ağzı 55,83 m, çıkış ise 55,26 m, tünel içinde ki eğim yaklaşık 0.0006 (Onbinde 6)
    Bu değerler bugünün hidrolik mühendislerini hayrete düşürecek düzeydedir.
    Sisam su tüneli ve Mimarı EUPALINUS Herodot tarihinde bir mühendislik harikası olarak kayıtlara geçmiştir. Tüm Helen dünyasının en önemli su yapısı olarak kabul edilmektedir..
    Su tüneli M.S 700’lü yıllara kadar çalıştırılabilmiştir.
    Tünelin yapımcısı ARCHİTECTON Epalınus olup hakkında sadece Megara’lı olduğu bilinir. Hakkında hiç bilgi olmayan bu büyük usta ilk defa Architecton (Mimar) olarak tarihe geçmiştir. Aşağıdaki kesit incelenirse çok büyük bir hidrolik mühendisi olduğu da açıktır.
    2015 yılında katıldığım Atina’da yapılan son tarihi su seminerinde MEGARA kentini de görmek nasip oldu. Geleneksel olarak Byzantion (İstanbul) kentinin yaklaşık M.Ö 776’lı yıllarda Megaralılar tarafından kurulduğu bilinir.
    Megara kenti sokakları daracık, tamamen toprak altında bir kent (tarihi Nikomedya-İzmit—Tarihi Telmessus-Fethiye gibi). Antik kentten ortaya çıkarılan birkaç su yapısı var. Yeni ortaya çıkarılan toprak altında kalan bir sarnıcı gezilirken Megara Belediye Başkanı da geldi. Ben de kendisine benim yaşadığım İstanbul kentinin Megara’lılar tarafından kurulduğu söylenir. Bununla ilgili bir yazıt belge var mı dedim. Üzgünüm maalesef belge yok dedi !!!!!!!

    Mugla Devrim 07.09.2017 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 29-11-2017

    SEVGİLİ SINIF ARKADAŞLARIM
    ÖNCÜ KADIN İNŞAAT MEHENDİSLERİNDEN ŞEN SÜLÜN ANISINA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugün Türkiye’de pek çok inşaat mühendisliği öğrenimi veren kurumlardan pek çok mezun Türk kızları var, erkek mühendisler meslektaşları ile omuz omuza görev yapmaktadırlar. Bu günlere kolay gelinmedi, önceleri kızların inşaat mühendisi olması yadırgandı, KÜÇÜMSENDİ. Ama bu boş yargıları İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun kadın inşaat mühendisleri kırdılar, öncü oldular.
    İlk kadın mühendis, Yüksek Mühendis Mektebi 1933 yılı mezunu Sabiha Gürayman oldu. Onu takip eden bu mesleği kızlara sevdiren hanım inşaat mühendisleri aşağıdadır. Bunları son kaybettiğimiz sınıf arkadaşım ŞEN SÜLÜN anısına aşağıya döküyorum.
    Yüksek Mühendis Mektebi Âlisi
    Sabiha Gürayman 1910-2003 1933 yılı
    Melek Erbuğ 1910-1985 1933 "
    Hürriyet Sırmaçek 1912-1983 1935 "
    Mülhime Yazar 1913-2001 1938 "
    Bilge (Attilasoy) Özgüner 1921 1944 “
    İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi
    Muzaffer Mizyal Karaağa 1925-2009 1949 yılı
    Şemsibanu Sükan 1925-2014 1949 “
    Ayten Aydın 1930 1951 “
    Berin CALAY (ESATLI) 1930 1953 “
    Prof. Dr. Ender (Özden) Yazar (1931 – 1976) 1954 “
    Nurten (Tuncay) Tugay 1931 1954 “
    Özcan Tüjümet (Tütüncü) 1933 1955 “
    Emine Süheyla Yüksel ? 1956 “
    Melahat Tunca Yükep 1934 1957 “
    Fatma Kumbasar (Ünal) 1934-2006 1958 “
    Hidayet Akyalı 1938-2013 1960 "
    İnci (Kayaoğlu) Fındıkoğlu 1936 1960 "
    Prof. Dr. İrdesel (Öney) Göğüş 1935 1960 "
    Alev (Tezgören) Yuca 1937 1960 "
    Nilüfer Uslugil 1938 1961 “
    Demet Erdem 1939 1962 "
    Şen (Göray) Savcı 1939-2017 1962 "
    Ülkü Arıoğlu - 1963 “
    23 kişi
    Aziz anıları önünde saygıyla eğiliyorum., yaşayanlara sağlıklı yaşam diliyorum. Burada Hidayet Akyalı’nin Muğla Fethiye ilçesinden olduğunu belirtmeliyim.
    (itu62insaat sitesinde yayınlandı 07.09.2017)
    (Devrim Gazetesi 15.09.2017)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 29-11-2017

    TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN KADIN İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİNDEN ŞEN SÜLÜNÜ (Bursa 1940- İstanbul 2017) KAYBETTİK.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Şen 1962 yılı mezunu sınıf arkadaşım idi. 170 kişilik sınıfımızda 2 kız arkadaşımız vardı.
    Şen benim ve tüm arkadaşlarımızın kız kardeşiydi. Mezun olduktan sonra bizlerden hiç kopmadı. Pek çok toplantıda eşi SAVCI SÜLÜN ile hep birlikte olduk. Eşi Jeoloji Yüksek Mühendisi Savcı Sülün’dü.

    1940 yılında Bursa’da doğdu. 1957 yılında İstanbul Kız Lisesi’nden, 1962 yılında İnşaat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra E.İ.E.İ (Elektrik Etüt İdaresi.) ve DSİ Genel Müdürlüğü Etüt ve Plan Dairesi Başkanlığı’nda, Keban, Gökçe Barajı ve HES, Çoruh Master Planı gibi çok önemli projeler üzerinde çalışmıştır. Özellikle DSİ çalışmalarında Muğla dâhil pek çok projede emeği bulunmaktadır.
    1996 yılında DSİ Etüt Proje Dairesi Başkan Yardımcısı iken emekliye ayrılmıştır.
    Biz erkek mühendisler yaklaşık İTÜ İnşaat Fakültesi tarihinde yaklaşık 3.600- 3.800 kişi arasındayız. Hâlbuki Şen İTÜ kadın İnşaat mezunları arasında en önlerde yer alır. 1933 yılından bu yana Fakülteden mezun olan 25-30 kadın inşaat mühendisinden biri idi. Bu konuda başka bir yazım olacak Bu yönden bizlere göre bir öncü idi. Çığır açan bir kişiydi.
    Şen İTÜ öğrencisi iken de çok başarılı ve çalışkandı. 1958 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’ne aktarma yapanlardandık. O da Elektrik Fakültesi’nden gelmişti.
    Burada bir anımı eklemek istiyordum. Akçakoca’da Topoğrafya kampındayız, İstanbul’dan Jeoloji sınav sonuçları gelmiş, arkadaşlar şaka yapmak istedi, Şen Jeolojiden kalmışın dediler, hüngür hüngür ağladı. Sonra not açıklandı, 20 üzerinden 19 almıştı.
    Bu arada Akçakoca’daki Topoğrafya kampında ikinci postadaydım. Posta şefimiz Şen idi. Sevgili hocamız Mustafa Aytaç bazı haylaz öğrencileri Akçakoca dışına kadar kovaladığını duyardık. Bizim postaya geldiğinde o kadar centilmen davranırdı, biz bunu posta şefimiz Şen’e borçluyuz. Çok çalışkan diye onu Posta şefi yapmışlardı.
    Yıllar sonra Şen DSİ Genel Müdürlüğü’nde karşılaştık. Ben Konya IV. Bölge Müdürlüğünde çalışıyordum. 1991 yılından itibaren hayatımda büyük değişikler getiren TARİHİ SU YAPILARI çalışmalarına yöneldim, sık Ankara’ya gidiyordum, bu arada onu ziyaret ediyordum. Bu arada yayın konusunda kendisinden çok yardım gördüğümü burada belirtmeliyim.
    Daha sonra emekli olunca İstanbul’a yerleştik. Perşembe günleri yapılan toplantıların pek çoğunda eş, Savcı ile aramızdaydı.
    Güle güle ŞEN, seni ve hizmetlerini hiç unutmayacağız.
    Yazıma DSİ Genel Müdürlüğünde çekilmiş bir fotoğrafı ekliyorum.
    Muğla Devrim gazetesi 13.09.2017 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 29-11-2017

    KUZEY AVRUPA’NIN DENİZCİLERİ VİKİNGLER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Önceki yazılarımda ilk defa yapılan Akdeniz haritasından ve bu denizlerde ilk çağda denizcilik yapan Fenikeliler ve Miletlilerden söz etmiştim.
    Bu yazımda da Kuzey Avrupa’da yaklaşık 9 yüzyılda ortaya çıkan Vikinglerden söz edeceğim. Bir farkla ilk çağdakiler uygarlığın ortaya çıkmasına büyük katkı koymalarına karşı bunlar uzun yüzyıllar yanaştığı sahilleri kasıp kavurmuşlardır.
    Elimde bir kitap var. “Les Vikings” ismi ile 2004 yılında Pierre BAUDIN tarafından yazılmış ve Fransa’da yayınlanış.140 sayfa, İsmail Yergüz tarafından Türkçeye çevrilmiş.
    Vikingler yaklaşık 9. ve 10 yüzyıllarda ortaya çıkmış, İskandinav halkı, tabii bunların başını Danimarkalılar çekiyor.
    Çok geç ortaya çıkmalarına ve Hıristiyan olmalarına karşı, çok etkili olmuşlardır. Bir ara İngiltere’yi yönetmiş ve denizci bir halk olmalar dolayısıyla ı İzlanda ve Grönland’ı keşfetmişler buraları yerleşime açmışlar ve yaklaşık 1000 yılları civarında daha da ileri giderek, VIN adını verdikleri, Amerika kıtasına ayak basmışlar ancak bunun yeni bir kıta olduğunun farkına varamamışlar. Kitapta bunlar çok detaylı anlatılmaktadır.
    Vikingler’in hayatı denizlerde geçtiğinden havaların bozulması onları uzak noktalara savurmuştur. Bu ise ölüm ve keşifler getirmişlerdir.
    Ben çok istediğim halde bu coğrafyaya ayak basamadım.
    Ancak Danimarka’dan iki arkadaşım oldu. Biri Lisede okurken yazışma yaptığım Ketty (penfriend- kalem arkadaşı), diğeri de Akyaka’ya defalarca gelen bir aile dostumuz olan Helga.
    Helga ile 1989 yılında tanıştık. Pek çok yaz Akyaka’ya geldi. Pek çok dil (yaklaşık 10) yanında çok güzel İngilizcesi vardı. Çok bilgili ve kültürlü bir ilkokul öğretmeniydi, onunla Avrupa tarihi, dünya tarihi konularında uzun sohbetlerimiz oldu. Bu kitap onun coğrafyası ve tarihini anlatıyor. Bir yazımda Helga’nın Akyaka’ya gelişlerini incelemiştim.
    1957’li yıllarda Konya Lisesi öğrencisi iken Avrupa’dan kalem arkadaşlarımız vardı KETTY. Uzun yıllar Ketty ile mektuplaştık. Tamamen kültür, tarih ve coğrafya konularında İngilizce yazılmış mektuplar halen arşivimdedir. Ketty klasik müzik öğrenimi görüyordu. Zaman içinde bana klasik müziği sevdiren kişidir.
    Aşağıda 1957 yılında yazılmış “VİKİND GEMİLERİ” yazısını Türkçeye çevirmek ve sizinle paylaşmak istiyorum.
    Yıllarca önce 9 yüzyılda Danimarkalı Vikingler veya Normanlar Avrupa’nın pek çok ülkesini, İngiltere ve Fransa’yı yağmalamışlardır.
    834 yıllarında Danimarkalı Kaptan REORIK ve HARALD Büyük Viking Filosunun kurup İngiltere, Fransa ve Frisland adasını yağmalamışlar ve zamanla bunun böyle gitmeyeceğini anlamışlar İngiltere’nin büyük kısmını fethedip buraya yerleşmişlerdir.
    1002 İngiliz Kralı İngiltere’deki tüm Vikingleri ülkeden çıkarmak tümünü öldürmek istemiştir. Bunun üzerine Danimarka Kralı SVEND tüm İngiltere’yi zapt edip İngiltere Kralı olmuş ve İngiliz Kral ailesi ile kaynaşmıştır.
    İngiltere 1066 yılında Fransız kökenli FATİH WILLIAM (The Conqurer) tarafından işgal edilmiş ve Viking tehlikesi ortadan kalkmıştır. Kral William ile Fransızca sarayda konuşulan bir dil olmuş, Fransızca ve Fransız kültürü uzun zaman devam etmiş halkın dili İngilizce tekrar egemen olmuştur. İngiliz dili ve kültüründe ki Fransız etkisi buradan gelmektedir.
    İngiliz ve Fransız sahillerinde Viking gemileri görüldüğünde halk “TANRIM BİZİ VAHŞİ NORMANLAR KURTAR” diye yakarırlarmış.
    Hâlbuki bir Akdeniz kıyısına bir Fenike gemisi yanaştığında ihtiyaçlarımız geldi diye sevinirlerdi…… Tarihi olaylar irdelenerek okunmalıdır diyorum.
    Vahşi Vikinglerin uygarlığın en ileri noktasında ki torunlarından Ketty, annesi ve iki kardeşi ile (yıl 1957)

Toplam 210 yorum bulundu. 41-50 arası listeniyor.