Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    HAZAR DEVLETİNDEN GELEN TÜRK KÖKENLİ KARAY YAHUDİLERİNDEN KAHRAMAN TEĞMEN FEDEROĞLU TAPSAŞAR (1872-1904)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki bir yazımda Türk kökenli Karay Yahudilerinden söz etmiştim. Bunların Türk olan Hazar devletinden geldiğini genellikle Kırım başta olmak üzere İstanbul’da yaşadıklarını ve sayılarının yüzlerce ifade edilmesine karşı halen İstanbul’da yaşamlarını sürdürdüklerinin yazmıştım. Dini yönden diğer Yahudilerden farklı olduklarını, Tevrat’ı kabul ettikleri halde TALMUD’U kabul etmedikleri için havralarının (cami) ayrı olduğunu İstanbul Hasköy’de bir tane bulunduğunu yazmıştım.
    Karayların Karaitika ismi ile Türkçe konuştukları, ancak bunun alfabesi olmadığı gibi yazılmış bir kitapların bulunmadığı bilinmektedir. Bu konuda yapılan araştırmaların yok denecek kadar az olduklarını yazmıştım.
    Bu defa İstanbul’da haftalık Judeo-İspanyol ve Türkçe yayınlanan ŞALOM gazetesinde ilginç bilgilere rastladım onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Avram Zafer İşcan tarafından yazı 10 Ekim 2018 günü yayınlanmıştır.
    Bir Türk Karay Musevisi olan ve burada yaptığı savaş anlatılacak ve Türkçe yazılmış bir halk türküsü verilecek olan Nesim Federoğlu (1872-1904) Odesa kentinde doğdu, askeri eğitim aldı yüzbaşı oldu, 1904 yılında Rus-Japon savaşında Port-Artur’da kahramanca savaştı ve şehit düştü, Japonlar tarafından cenazesi Rus tarafına iade edildi. Daha sonra Kırım Bahçesaray’da Balta Tiğmez (Balta Girmez) mezarlığında bir anıt mezar yapıldı. 1904 yılında katıldığı savaşı anlatan ve çok nadir rastlanan Karay Türkçesi ile Halk türküsü şöyle,
    TÜRKÜ
    Çıktım çeşme başına / Sabun kuydim taşına
    Meni saldat (asker) aldılar/ Otuz iki yaşımda
    Agleme anem, agleme babam/ Belki de Mevlam kurtarır
    Filiz fidan boyumuz/ Ağlap (kısır) kaldı soyumuz
    Port Artur’dan kaytkan (döndükten) Bolur (olur) bizim toyumuz (düğünümüz) Maşinalar (makineler) yağlandı/ Birbirine bağlandı
    Port Artur’ğa bargan (vardığımızda) Başım gözüm aylandı (döndü)
    Port Artur’un kalesi Ne oksektir (yüksektir) malesi
    Yüzbin asker anda bar (var) Neç (neden) tabılmay (bulunmaz) çaresi
    Kura Patkin başımız At etidir aşımız
    Port Artur’un içinde Cümle kaldı leşimiz
    Bizim Poruçig (Teğmen) Tapsaşar Hem karaman (kahraman), hem batır
    Yaponlarnı (Japonları) pek kırıp Analarını ağlatır

    Yazıya Teğman Tapsaşar’ın bir resmi eklenmiştir.

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    YAZAR, ÖĞRETİM ÜYESİ, İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ
    ALTAY GÜNDÜZ (1927-2018) ARDINDAN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka’da evi bulunan değerli bilim adamı, Muğla’da pek çok inşaat mühendisinin hocası, değerli yazar Altay Gündüz’ü geçen ay kaybettik. Hayat hikâyesi şöyle;
    Altay Gündüz 1927’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şişli Terakki Lisesi’nde yaptı ve 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. İTÜ İnşaat Fakültesi Hidrolik ve Su Kuvvetleri Kürsüsü Asistanlığı (1958-1959. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (eski YTO ve İDMMA; 1959-1995) Öğretim Görevlisi (1969), Doçent (1975), Profesör (1978) olarak çalıştı. 1994 yılında yaş sınırından emekli oldu;
    Yıldız Teknik Ünivesitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Anabilim Dalı lisans öğretiminde “Betonarme, Yapı Dinamiği ve Mühendislikte İstatistik” derslerini verdi.
    Cumhuriyet Gazetesinin“ Olaylar Görüşler” sayfası ile gazetenin Bilim-Teknik ekinde 1986-2004 yılları arasında yirmi makalesi yayımlandı.
    Altay Gündüz’ün yayınları şöyle: Betonarme (1978), Betonarme Yapıların Limit Durumlara Göre Projelendirilmesi (1979), Betonarme Taşıma Gücü İlkesine Göre Hesap (1980), Geçmişe Yolculuk (Anılar), Mısır ve Mezopotamya isimli yayınları vardır

    Bunlar internetten gelen bilgilerdir. Değerli hocam benim meslektaşım sayılır. Zira 1974-1976 yıllarında Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisinde İnşaat ve Mimarlık bölümlerinde Doçent olabilmek için Betonarme derslerine gelmiştir. Ben ise o yıllarda öğretim görevlisi olarak Yapı Statiği ve Yapı Malzemesi derslerini yürütüyordum. Bu yıllar görüşürdük.
    Daha sonra ise birkaç defa Akyaka’da da görüşmüştük.
    Değerli bir mühendis, aydın ve yazar olan bir aydını kaybettik. Altay Gündüz İstanbul’da öldü ve 21 Ekim 2018 günü İstanbul Şişli Camiinden kaldırılmıştı.
    Kederli ailesine ve Türkiye’nin her yerindeki mühendis öğrencilerine baş sağlığı dilerim. Işıklar içinde uyusun. Yazıya bir fotoğrafı eklenmiştir

    Derneğimiz üyesi, destekçimiz Sayın
    Özcan Koyunoğlu GÜNDÜZ’ÜN eşi,
    Derneğimiz üyelerinden Nilüfer GÜNDÜZ’ÜN babası
    ve Vildan KARSAN’IN Altay Abisi,
    Prof. İnşaat Yük. Müh. Sayın Altay GÜNDÜZ’ÜN
    Vefatını büyük bir üzüntü içinde öğrenmiş bulunmaktayız.
    Allah’tan, kederli ailesine sabırlar dileriz.
    AKSD
    (Muğla Devrim 07.11.2018 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    İSTANBUL’DA KÜLTÜREL ETKİNLİKLER I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İstanbul’a gelince burada gerçekleşen kültür etkinliklere katılma fırsatım oldu. Bu yazımda bunların birinden söz edeceğim.
    14 Ekim Pazar günü Karaköy’de Neve Şalom Sinagogu’nda gerçekleşen farklı bir kültürel etkinlik vardı. 35 Avrupa ülkesi ile birlikte İstanbul’da Yahudi Kültürü tanıtılıyordu.
    Sabah 10 dan 18.00 kadar devam eden etkinliklerde farklı salonlarda konuşmalar, müzik, sergiler yer almaktaydı. Ben Ana salonda olanları izleyebildim. Bu ana salon Yahudilerin ibadet yeriydi. Bunun kültürel etkinlere açılışı çok ilgi çekiciydi. Yani camide konuşmalara ve dini ve sivil konserlere yer verilmesi gibi bir şey.
    İlk konuşma ve uzunca bir sohbet Sefarat Yahudileri’nin İspanya’dan kovulmasının ardından Osmanlı ülkesine gelişinin 500 yıl dönümü için 1992 de kurulan Derneğin Başkanı NAİM GÜLERYÜZ (1933) idi. Türk Yahudilerinin kısa bir tarihçesini anlattı. Türkiye’de yaşayan Yahudilerin başlıca 4 grupta toplanabileceğini belirtti.
    1.En büyük gurubun 1492 yılında İspanya Kraliçesi İsabel (1451-1504) tarafından İspanya’dan kovulan ve bu tarihten sonra dalga dalga Osmanlı toprağına kabul edilen ve o tarihten bu yana Judeo İspanyol olan konuştukları dilin (Ortaçağ İspanyolcası) kendi aralarında yaşatıldığını anlattı. Osmanlı topraklarında bu kovulan insanlar İstanbul, Selanik ve İzmir’e yerleştirildi.
    Ben bu arada açıklama yapmak isterim. Yahudilerin dini dilleri İbranice (Hebrew) olup Arapça gibi Sami dil grubuna ait bir dildir.
    Sinagoglarda (cami) ibadet dili budur. Ancak günlük hayatta bu dil unutulmuş, bizler nasıl ki Arapça bilmeden camide Arapça ibadet ediyorsak, onlarda İbranice bilmeden dualarını Sinagogda İbranice yapmaktadır.
    1492 yılı aynı zamanda Kristof Kolomb (1451-1506) tarafından Amerika’nın keşfedildiği yıldır. Tarihte az görülen bağnaz bir davranışla İspanya’dan Yahudi ve Müslümanları İspanya’dan kovan Kraliçe İsabel, Kristof Kolomb’a inanan ona destek veren tek kadın hükümdardır. Zira dahi bir deniz adamı olan Kolomb aslen Ceneviz’dir (İtalya), pek çok hükümdara başvurmuş, sadece İsabel buna destek vermiştir. Amerika’nın keşfi ise yeni bir çağ açmıştır.
    Son olarak ölü bir dini dil olan İbranice yüzyıllar sonra İsrail’de yeniden canlandırılmış ve bugün İsrail’de konuşulan resmi bir dildir..
    Ayrıca dünyada çeşitli göçler olmuştur. Göçen toplumlar iki nesil sonra göçtükleri ülkedeki dillerini kaybetmişlerdir. Judeo İspanyol dilinin Türkiye’de ki yaşaması çok ilginç ve çok düşündürücü ve hayret vericidir. Safarat Yahudileri Osmanlı ülkesinde rahat yaşamışlar ve bunu müzik ve edebiyatları ile daima bunu anlatmışlar ve anlatmaya devam etmektedirler.
    2. İkinci Grup Aşkenaz Yahudileridir. Safarat Yahudilerine göre sayıları azdır. Bunlar Almanya ve Polonya’dan göç etmişlerdir. Bir çeşit Almanca olan Yiddiş dilini kullanırlar. Yiddiş dilinin İstanbul’da kaybolma durumuna geldiği kanısındayım. Aşkenaz’ların İstanbul’da ayrı sinagog ve mezarlıkları bulunmaktadır.
    3. Üçüncü gurup Türk asıllı Hazar devletinden kalan sayıları az olan ve Türkçe konuşan Türk Yahudi toplumudur. Bunların en çok olduğu yer Kırım’dır. İstanbul Hasköy’de çok küçük topluluk (sayıları yüzlerce ifade edilen) bulunmakta, bir ibadethaneleri ve ayrı mezarlıkları vardır.
    Ben şahsen mezarlıklarını görmüş bulunuyorum. Bunlar diğer guruplardan önemli ölçüde ayrılır. Zira Tevrat’ı (Tora) kabul ederler, diğer bir dini kitap Talmud’u kabul etmezler, bu yönden ibadethaneleri ayrıdır.
    İstanbul’da Hasköy’de bir tane bulunmaktadır. Karaköy isminin de buradan gelmektedir.
    4. Dördüncü Gurup ROMANİYOT Yahudileridir. Anadolu da yer yer Roma döneminden beri Yahudilerin yaşadığı bilinir. Bunlar görevli ya da sürgün edilmiş toplumlardır. En önemli tapınakları Lidya’nın başkenti Sardes (Manisa) kentinde olan M.Ö 215-212 tarihleri arasında yapıldığı sanılan tapınaktır. Restore edilmiş durumda olup gezilebilir.
    Anadolu’nun antik kentlerinde de bazı izler olduğu bilinmektedir. Bunlara daha sonra ne oldu? Pek bilinmez.
    Osmanlı Sultanı Orhan Bey Bursa’yı, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde sayıları az olan Yahudiler görüldü ki bunlar Romaniyot’tir. Bunlar iki bin yıldan bu yana Bizans (Roma) egemenliğinde yaşayan baskı gören Yahudilerdi. Sayıları az İbranice ibadet eden Rumca konuşan topluluktu.
    Kendisi ile tanışma fırsatını bulduğum Naim Güleryüz konuşmasını tamamladıktan sonra kendisine bir soru yönelttim. Romaniyot Yahudileri bugün kültürel kimliklerini koruyor mu? Ayrı sinagog ve mezarlıkları var mı?
    Naim Güleryüz önemli açıklamalarda bulundu. Şöyle özetlenebilir.
    Bunlar zaten baskı altındaydı, 1492 yılında İspanya’dan gelen Safaratlar içinde eridi, ama bugün bu kökten gelen insanları bu salonda tanıyor ve görüyorum, sanıyorum Amerika’da Romaniyot Yahudilerine ait bir ibadethane olduğunu biliyorum dedi.
    Burada Yahudi mutfağından örnekler vardı, bunlardan da tatmak istedim. Bu arada bir kişi bana yaklaştı, Sanıyorum Romaniyot kökenli idi. Bana teşekkür etti, isminin Nesim Behar Kantor olduğunu ve Yanya’da bir Romaniyot Sinagogunun olduğunu kendisinin burayı ziyaret ettiğini ayaküstü söyledi. Benim için unutamayacağım bir anektot oldu.
    Yazımın bu ilk kısmının sonuna Sayın Naim Güleryüz ile kitap imzalarken bir fotoğraf eklenmiştir.
    (Devam edecektir)
    (Devrim Gazetesi 30.10.2018 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    İSTANBUL’DA BİR KÜLTÜREL ETKİNLİK
    MEHMET BİLDİRİCİ II
    (Bir önceki yazının devamı)
    Naim Güleryüz konuşmasından sonra öğle arası 2 ciltlik yayınlanmış eseri satışa sunuldu ve yazarı tarafından imzalandı. Daha önce çeşitli yayınlarını okuduğum, çok titiz çalışan bir yazar olarak bildiğim, tanıştığım Güleryüz’ün kitaplarını bende edindim. “TRAKYA ve ANADOLU’DA YAHUDİ YERLEŞİM YERLERİ Birinci cilt İstanbul ikinci cilt Anadolu’ya aitti.
    Kısaca Muğla ile ilgili kısımlardan söz edeceğim. Bu kısımlar ikinci cildin 178-188 sayfaları arasındadır. Buradan kısa bir özet şöyledir.
    Muğla’nın Milas, Bodrum ve Fethiye ilçelerinde Yahudiler yaşamışlardır. Ancak bugün yaşayan bir cemaat ve Sinagog (Havra) yoktur. Bunların nereden geldikleri konusunda bilgi yoktur, ama ticaret amaçlı Rodos’tan geldikleri sanılmaktadır.
    MİLAS
    En önemli yerleşim Milas’ta idi. Milas’ta iki Yahudi Havrası ve mezarlığı bilinmektedir. Bu konuda geniş bilgilere Milas’ta yaşayan Nevzat Çağlar Tüfekçi’nin “Milas Yahudileri” isimli kitabında yeterli bilgilere ulaşmak mümkündür. Gene bu kitaptan kısa bir özet sunmak isterim. Mezarlıkta en eski mezar taşı 1795 tarihlidir. İki Sinangog bilinmektedir. Yapılış tarihleri 1852 ve 1899 yıllarıdır. 1916 tarihinde 157 aile, 1941 yılında ise 36 ailenin yaşadığı bilinmektedir. Bunlar daha sonra İstanbul, İzmir, Amerika ve İsrail’e göç etmişlerdir.
    Milas doğumlu Milaslı Gad Franko son Osmanlı ve ilk Cumhuriyet döneminde çok tanınmış bir Hukuk adamıdır. Rifat Bali tarafından yazılmış Milaslı Gad Franko isimli kitapta hayatı anlatılmaktadır. Ben de alıp okumuştum, Muğla’nın hafızası kabul ettiğim rahmetli Ünal Türkeş’e hediye etmiştim.
    BODRUM
    Bodrum’da ise bir ara bir Yahudi havrası olduğu bilinmekte ve bir Yahudi Mezarlığı yer almaktadır. Bodrum’dan tarihçi, eğitimci, Türkçü ve 7. Dönem Milletvekili Avram Galante (1873-1961) bilinmektedir. Türkler ve Yahudiler konusunda pek çok yayını vardır. Ancak bunların günün siyasi anlayışına yakın olduğu görüşündeyim. Bunlardan elbette yararlanan Naim Güleryüz’ün çalışmaları tamamen tarafsız ve objektif olduğu kanısındayım. 1927 nüfus sayımında sayıları 45 hane olarak bilinmektedir.
    FETHİYE
    19. yüzyıl sonunda muhtemelen Rodos’tan gelen 70 ailenin yaşadığı kayıtlarda görülmektedir. Fethiye’de Müslüman ve hayırsever Halil Efendi (1863-19219 (Faralyalı) tarafından Fethiye Yahudileri için bir Sinangog (bugün mevcut-yeri biliniyor) yaptırılmıştır. Bu dini toleransı gösteren dünyada böyle bir kişi belki de yoktur.
    Bu kitapta Halil Efendi hakkında şu bilgiler yer almaktadır. Halil Fethiye’nin Faralya kasabasından olup Rodos’ta doğmuştur. Daha sonra Fethiye’ye geri dönmüş, ticaretle uğraşmıştır. Bir ara Fethiye Kaymakamlığı da yapmış olan Halil Efendi, hayırsever bir kişidir. Her Ramazanda din ırk farkı gözetmeksizin herkese yardım ederdi. Ticaret Odasının kurucuları arasında idi. Fethiye’de bir cami ve Rodoslu hemşerileri Yahudiler için bir Sinagog yaptırmıştı.
    1985 yılından beri Muğla Akyaka’da evim var antik Muğla konusunda araştırmalar yaparım, Muğla tarihi ile ilgilenirim. Halil Efendi’yi hiç duymadım, bunu öğrendiğimde ne kadar şaşırdığımı ve hayranlık duyduğumu anlatamam. Dinlere bu kadar toleransla yaklaşan Halil Efendi’yi Fethiye ve Muğla’nın baş tacı yapmasını ummak istiyorum.
    Yazıya sıra ile Milaslı Gad Franko’nun (internet), Bodrumlu Prof Avram Galante’nin, (internet) Fethiye’li Faralyalı Halil Efendi’nin (Naim Güleryüze teşekkürlerimle) resimleri konulmuştur.

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    DEĞERLİ İTÜ62 SINIF ARKADAŞLARIM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Kayseri gezisine rağmen 25 Ekim Perşembe günü Maçka İTÜ tesislerinde toplandık. Toplantıya 8 kişi katıldı. Ancak Faik Çakıllı, toplantının biraz geç başlamasından dolayı erkek ayrıldı.
    Toplantıya katılan 7 kişi şöyle
    Doğan Ramazanoğulları -- Demet Erdem – Nejat Gül – Cevdet Kaleli – Murat Merzeci—Teoman Doltaş – Mehmet Bildirici
    Toplantı az olmasına rağmen çok samimi bir havada geçti. Toplantıda en büyük sürpriz sevgili arkadaşımız NEJAT GÜL’ÜN aramıza katılması idi. Belki de yıllar sonra aramızda olmasıydı. Bizlerde kendisi de çok mutlu oldu. Ancak biraz yorgun görünüyordu. Gelmesine özel şoförü yardımcı olmuştu.
    Ben yazımda güzel bir toplantı olduğunu ve Kayseri’de yapılacak toplantı için iyi geçmesini dilemek istiyorum. Mustafa Gür sık sık görüştüğümüm bir arkadaşım. Bu faaliyetlerini takdirle karşılıyorum.
    Ancak uzun geziler yalnız yaşadığım için zor oluyor, katılamıyorum, hâlbuki özellikle Kayserili arkadaşlarım Arif Mirap ve Muammer Özkavaf ile kucaklaşmak isterdim.

    Son olarak sevgili arkadaşım, daima yanımda ve arkamda olan HAYATİ ERHAN siz arkadaşlarıma beni övücü yüreklendirici bir yazı yazmıştır. Kendisine yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.
    Şunu da itiraf etmeliyim. İSKİ tarafından gerçekleştirilen toplantıya 2009 yapılan 5. Dünya Su Formundan tam 9 yıl sonra davet edilmem. Aynı konularda (Hititler ve Urartular dönemi Su Yapıları) konusunda konuşmam istenmesi, tarihi Su yapıları konusunda DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan kitaplarımda yer alan bilgilerin bu toplantıya yansıması bana büyük moral kazandırdı. Buna da çok ihtiyacım varmış şimdi daha iyi anlıyorum.
    Saygılarımla
    27.10.2018

    (itü62insaat sitesinde yayınlandı)

  6. ÖZDEN BİLEN 01-11-2018

    Sayın Mehmet Bildirici,

    Haliç Kongre Merkezi'nde yapılan toplantıya ilişkin gönderdiğiniz değerlendirme yazısı için teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca; Tarihi Su Yapıları konusunda çalışmalarınız ve bu konudaki önemli katkılarınızın devam etmesi beni mutlu etti. Tebriklerimi, selam ve saygılarımı iletirim.

    Özden Bilen Eski DSİ Genel Müdürü

    Osman Nuri Akyalçın mail atarak tebrik etti


    Tebrik Edenler
    Nazar Binatlı
    Tülin Tankut
    Tansun Baştuğ
    Mehmet Asil Yılmaz
    Saim Sakaoğlu

  7. HAYATİ ERHAN 01-11-2018

    İstanbul 24.10.2018
    Sevgili Sınıf Arkadaşlarım Merhaba
    Sevgili arkadaşımız Bildirici, Eylül 2018 sonlarında bu siteye gönderdiği e-mail'lerde,11-13 Ekim 2018 İstanbul Su Kongresi ve Fuarına konuşmacı olarak davet edildiğini büyük bir sevinçle duyurmuştu.
    Sevinmesi çok doğaldır, hakkıdır, biz de sevindik ama, bu sevincimizi, sanırım, kendisiyle paylaşmadık, ayıp ettik.
    Dün gönderdiği e-mail de bizi bu kongre hakkında bilgilendirdi, sağ olsun.
    Bildirici'yi yaptığı katkı/konuşma/sunum için tebrik ediyorum. Kendisine daha önce arka çıkmadığımız, yüreklendirmediğimiz için utanıyorum, özür diliyorum.
    Diğer bazı konuşmacıların da Bildirici 'yi referans göstermelerinden dolayı kıvanç duydum.
    Bildirici 'yi bir kere daha tebrik ediyor, utanıp, özür diliyorum.
    Hayati Erhan

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    İSTANBUL’DA HALİÇ KONGRE MERKEZİNDE YAPILAN TARİHİ SU YAPILARI TOPLANTISININ ARDINDAN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Daha önce ki (20.09.2018) tarihli yazımda İstanbul Belediyesi ve İSKİ Su ve Kanalizasyon Dairesi tarafından 11-13 Ekim 2018 tarihlerinde düzenlenen TARİHİ SU YAPILARI toplantısına çağrılı sunum yapmak için davet edildiğimi yazmıştım.
    Bunun için İSKİ tarafından gönderilen uçak bileti (Milas-İstanbul) ile 10.10.2018 tarihinde Akyaka’dan ayrıldım, ertesi günü 11. Ekim 2018 saat 13.30 da ilk oturum da sunumumu yaptım.
    Toplantı iki salonda yapılıyordu. Ana Büyük Salonda görkemli bir açılış vardı. Açılışta İSKİ Genel Genel Müdürü Fatih Turan, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Dünya Su Örgütü Başkanı (International Water Association-IWA) Prof. Dr. Helmut Kroiss konuşmalar yaptılar. IWA başkanı özellikle atık su konusunda dünya çapında bir uzman, Viyana Üniversitesi’nden idi, uzun uzun İngilizce teknik bilgiler verdi.
    Başta Mimar Sinan’ın yaptığı su getirme tesislerini işleten Türkiye’de en eski ve deneyimli bir kurum olan İSKİ diğer Koski (Konya) Buski ( Bursa) Muski (Muğla) gibi küçük kardeşlerine deneylerini aktarıyor, onlar da davet edilmişti.
    Günümüzde su konusu en önemli duruma gelmişti, Suyun temini, pis suların çevreye zarar vermeden atılması, hatta onlardan yararlanılması, arıtılarak tekrar kullanılması çağın en büyük problemi haline gelmişti. Bu konular bu toplantıda uzun uzun tartışıldı.
    Şimdi dönelim akademik oturumlara, ben bunun için çağrılmıştım. İlgi alanım buydu. Tarihi Su Yapıların ele alındığı Akademik Program daha küçük bir salonda öğleden başladı. Konular tüm çağları kapsıyordu
    -Roma, Bizans ve önceki dönem su yapıları
    -Selçuklu ve Osmanlı dönemi su yapıları
    -Kutsal Topraklarda ve Endülüs’te su yapıları
    -Geç Osmanlı dönemi su yapıları
    Benim sunum yaptığım ilk oturumun başkanı ve ilk konuşmacısı Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kasım Yenigün idi. Bu ilk bölüm Roma Bizans ve önceki dönemlere ayrılmıştı.
    Sayın Prof. Dr. Kasım Yenigün Urfa Su Yapılarından söz etti. Özellikle Şanlıurfa’da ki kutsal balıklı gölü sellerden koruyan, İmparator Jüstinen (İmp. 527-565) tarafından yaptırılan bent ile kentin dışına kazdırılan kanal ve bunlar üzerinde yaptırılan üç köprüden söz etti, Müellifi olduğum DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Tarihi Sulama, Depolama ve Taşkın Koruma Tesislerinde” bu konuda bilgi vardı, bundan söz etti, tabi ki çok mutlu oldum.
    Ayrıca Urfa yakınında bulunan Dağeteği (Germüş) kehrizlerinin planını benim kitaptan resmini gösterdi. Kehrizler suyu yer altı su tablasından alıp yüzeye çıkaran bir nevi yatay kuyular olup elle açılmış yer altı kanallarıdır. Benim de gördüğüm bu kehrizler dünyada çok nadir görülen tarihi su anıtlarıdır.
    Değerli hocamdan bunların içine girildiğini daha kapsamlı araştırmalar yapıldığını ilaveten bunların yanında yenilerinin de bulunduğunu öğrendim. Hocamdan bunlar hakkındaki yeni bilgilerin göndereceğini sözünü aldım. Nasıl heyecanlandım anlatamam.
    İkinci konuşmacı İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Ünal Öziş (1934) idi. Ancak değerli hocam kısa bir süre önce bir ameliyat geçirmiş, toplantıya katılamamış, değerli sunumunu bir yakını yapmıştı. Hocam ile 1994 yılından beri tanışırız, değerli hocam tüm yayınlarını bana gönderir, yayınlarında benim çalışmalarımı kaynak gösterir. Değerli Hocam bu konuda yayınlanan kitapları da ekrana getirdi. Bunlar arasında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Konya Tarihi Su Yapıları” oluşu benim için heyecan vericiydi. Sunumda Anadolu bulunan dünya çapında yapıları tek tek gösterdi.
    En başta söylemeliyim bu toplantı rahmetli Prof. Dr. KAZIM ÇEÇEN (1919-1997) anısına yapılmasıydı. Burada şu gerçeği açıklamak isterim, tarihi su yapılarında, Hidrolik bilimine dayalı olarak suyun iletilmesi, depolanması, bunu için gerekli yapıların araştırılması konusunda rahmetli Prof. Dr. Kazım Çeçen ve Prof. Dr. Ünal Öziş birer öncüdür. Ben her ikisi ile 1994 yılında DSİ Genel Müdürlüğünde yapılan 40. Kuruluş yılında tanıştım. Her ikisinden de çok şeyler öğrendim. Bu yönden kendimi çok şanslı sayıyorum.
    Bundan sonraki konuşmacı bendim. Benim konum ise Hititler ve Urartular Dönemi Su Yapılarıydı. Roma ve Bizans dönemi öncesi su yapıları konusunda tek konuşmacıydım. Hititlerin Orta Anadolu’da (Çorum, Ankara, Niğde, Kayseri, Konya) ilk devleti kurdukları, Kayseri Pınarbaşı’nda bugüne kadar kullanılagelen Karakuyu Barajını inşa ettiklerini, Konya civarında tapınma amaçlı su yapılarını gerçekleştirdiklerini, bunların M.Ö. 13 yüzyılda yaşamış Büyük Hitit Kralı Tuthalia IV döneminde yapıldıklarını açıkladım.
    Urartuların M.Ö 840-590 yılları arasında Van ve çevresinde devlet kurduklarını, Sulamaya çok önem veren bir ulus olduklarını, bu konuda dünyaya örnek olduklarını açıkladım. Bugün de kullanılır durumda olan Büyük Kral Menua (M.Ö. 810-786) döneminde 53 km uzunluğunda Şamran kanalının açıldığını, Büyük Kral Rusa II (M.Ö 685-645) döneminde bugünde kullanılır durumda olan Rusa Barajı (Keşiş Gölü) nü açtırdığını belirttim.
    Esasen aynı konuları 2009 yılında yapılan 5. Dünya Su Forumunda da sunduğumu, bu konuda Web sitemde geniş açıklamalar bulunduğunu ifade ettim.

    Selçuklu ve Osmanlı Dönemi yapılarında 15.30 da başlayan ikici oturumda ise iki konuşmacıdan söz edeceğim.
    Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu Modern hidrolik yapıları inceleyen ve kitap haline getiren çok değerli bir bilim insanı, uzun zamandır tanışırız. Bu oturumdaki konuşması Mimar Sinan ve Kırkçeşme Su Yolları idi. Değerli bilgiler verdi. Necati Bey “Atatürk Barajı ve bölgeye Etkiler” isimli kitabın yazarı bu defa da Türkiye’nin çok önemli ve büyük bir su projesini kaleme almış “KIBRIS SU PROJESİ VE BÖLGEYE ETKİLERİ” 475 sayfa Kalyon İnşaat basımı. İmzalayıp bana da verdi. Sayın Ağıralioğlu’un hidrolik konusunda daha pek çok eseri var.
    Bir anımı burada sunmak istiyorum. Atatürk Barajı kitabını yazmadan önce bana telefon edip “Sen tarihi Su Yolları konusunda çalışıyorsun, Atatürk Barajı konusunda ekleyeceğim bir şey var mı diye sordu. Ben de ben orada çalışmadım ne söyleyebilirim dedim. Kitap yayınlandı, bir tane de bana göndermişti, konuyu tarihi perspektif içinde ele almış, tarihi bölümler kaynaklarında benim yayınlarıma da yer vermiş. Nasıl heyecanlandığı anlatamam. Değerli hocamın Türkiye’yi aydınlatacak yeni yayınlar yapması dileğiyle. Ağıralioğlu İTÜ’den emekli olduktan sonra Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
    Bu ikinci oturumda diğer bir konuşmacı Konya Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Demirci’ydi. Yani hemşerim. 1971-1982 yılları arasında görev yaptığım Konya Mühendislik Mimarlık Akademisi halen bu üniversite kapsamında bulunmaktadır.
    Konusu Selçuklu dönemi Anadolu ve Asya’da su yapılarıydı. Özellikle Selçuklu dönemi Konya su yapıları öndeydi. Ayrıca Büyük Selçuklu dönemi su yapıları hakkında bilgiler sundu. Değerli bilim adamı hemşerimle iki gün uzun uzun Konya Selçukluyu konuştuk.
    İkinci gün yapılan toplantıda beni yakından ilgilendiren Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden Dr. Fatma Şensoy’un “SUYUN ÖLÇÜMÜ “ konusu idi. Daha önceden Konya’da yapılan bir toplantıdan tanıdığım Fatma Hanıma bu konuda bazı şeyler ekleyebilir miyim? dedim. Tabii dedi.
    Osmanlı döneminde akan sular Mimar Sinan çağından beri LÜLE ile ölçülüyordu. Fatma Hanım bunları çok güzel ve anlaşılır şekilde açıkladıktan sonra bana söz verdi.
    “Bugün aramızda olmayan tarihi su yapıları konusunda çok değerli çalışmaları olan ve geçen yıl (2017) kaybettiğimiz Prof. Dr Orhan Baykan rahmetle andığımı belirttikten sonra şu anımı tekrarladım. Bilindiği gibi Osmanlı döneminde akan su bir sandık içinde 96 mm su yükü altında ölçülüyordu. Bu sandık Kazım Çeçen’in Kırkçeşme Su Yolları kitabında bulunuyor. Gene bu kitapta Lüle’nin tarifi alan (kesit) olarak tarif ediliyor. Su yükünden söz edilmiyor. Roma su ölçümünde de alandan tanımlanıyordu. Qunaria olarak tarif edilen ve Lüle’ye çok yakın kesit böyleydi.
    Rahmetli Orhan Kuntay Burdur’da antik kent Kibira’da bir su ölçme tesisinde su yükünü ölçmüş 96 mm olduğunu görmüş bana sormuştu. Bu konuda benim görüşümü almak istemişti, ben de inceleyim dedim. Tekrar aradığımda onu kaybettiğimizi öğrendim.
    Sözümü onun anısına bu 96 mm nereden geldiğini böyle önemli bir toplantıda sizlerin önüne koyuyorum olarak tamamladım.
    Toplantının 16.30 da yapılan son toplantısında Prof Dr. Adem Esen konuşmacı idi. Konusu Konya Ovası “IRVA ve ISKASI” (Sulama ve Kurutması) idi. Değerli hocam da benim Konyalı hemşerim idi. Eski Konya merkez ilçesi SELÇUKLU Belediye Başkanı idi. Halen İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi ve İSKİ Yönetim Kurulu Üyesi idi. Yaptığı çok değerli araştırmaları olduğunu anladım. Bu konuda DSİ Genel Müdürlüğü yayını “KONYA TARİHİ SU YAPILARI” kitabında bilgiler olduğunu söyledi.
    Sayın Prof. Dr. Adem Esen ile iki gün birlikte olmaktan çok büyük mutluluk duydum, daha sık görüşmemin ufkumu açacağını hissettim.
    Sonuç olarak toplantı çok güzel geçti. Bildirilerin yayınlanacağını umuyorum. Ben bu yazımda çok yakından tanıdığım kişilerden bazı anılar ekledim. Tüm konuşmalardan çıkacak çok dersler vardı. Umuyorum yayınlanınca hepsini okumak isterim.
    Sonuç olarak İstanbul Su Kongresi ve Fuarı, 2009 yılında yapılan 5. Dünya Su Fuarı’ndan bu yana büyük bir etkinliği gerçekleştirdi.
    Ben konuşmacı bir katılımcı olarak emeği geçen Sayın Genel Müdür Fatih Turan başta olmak üzere tüm yetkililere ve bu konuda bizimle irtibatı sağlayan Ediz Emekteş’a teşekkürlerimi sunuyorum.
    Ödül töreninden ve verilen ödülden bir fotoğraf eklenmiştir.
    Muğla Devrim 23-4/10.2018 Yeni Meram 25.10.2018

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    1970 YILINDA AÇILAN KONYA MÜHENDİSLİK MİMARLIK BÖLÜMÜNÜN 45. YIL BİRLİKTELİĞİNE DAVET EDİLDİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugün Konya’da sayısını bilemediğim üniversite var. 1970 yılında açılan Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi o yıllarda Konya’da öncü bir Yükseköğretim kurumudur. Halen Selçuk Üniversitesi bünyesi içindedir. Türkiye’nin çeşitli illerinden öğrenciler burada öğrenim görmüş ve Türkiye’nin, pek çok ilinde hizmet üretmişlerdir.

    Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nin ikinci dönem (1971 girişli) Mimarlık sınıfının 45. yıl buluşmasına davet edilmem benim için çok çok gurur vericiydi. Davet aynı dönem mezunlarından AHMET HAMAMİOĞLU tarafından yapıldı, ısrarla katılmam istendi. Ancak sağlık sebeplerinden güç seyahat edebildiğimden maalesef katılamayacağım. Zira altı ay süre kaldığım Muğla Akyaka’dan, İstanbul Belediyesi ve İSKİ Su ve Kanalizasyon Dairesi tarafından düzenlenen konferansa çağrılı konuşmacı olarak katılmak için bir hafta önce döndüm. Henüz yerleşemedim. Bu yönden anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.
    Oğlum Öztuğ törenlerinize benim adıma katılacaktır.

    İlk hocalık deneyimini sizlere ders vererek kazandım. Kendi adıma şunu da itiraf etmeliyim ki çalışkan bir sınıftınız, sizin sınıfı hiç unutmadım.
    Sizden uzakta geçen 45 yılda bende de büyük değişiklikler oluştu. Bu vesile ile kısa kendimden de söz etmek isterim. KDMM Akademisi’nde görev yaptığım 1971-1982 yılları arasında Mimarlık Bölümü’ne Yapı Malzemesi ve Yapı Statiği, İnşaat Bölümü’ne Yapı Malzemesi derslerine girdim. Bu dönemde yasanın verdiği hakla hem derslere girdim ve hem de serbest olarak proje ve taahhüt işlerine devam ettirdim.
    Bu ağır tempoda çalışma bilimsel ve yayın yapmama engel oldu. Bunun bedeli de bende ağır oldu, kendimi 1983 yılında DSİ IV. Bölge Müdürlüğünde buldum. Buradaki çalışma temposu daha rahattı.. Bir süre burada dinlendim, İngilizceyi kitap okuyacak şekilde geliştirdim.
    1991 yılı benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Talebim üzerine Tarihi Su yapıları konusunda ciddi araştırmalara yöneldim. Bu konuda 27 yıldan bu yana hızı yavaşlasa da çalışmalarım devam etmektedir.
    1994 yılında “Konya Tarihi Su Yapıları” 2004 yılında “Tarihi Sulamalar, Depolama ve Taşkın Koruma Tesisler” kitaplarım DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yayınlandı. Bu konuda yurt içi ve yurt dışında toplantılara katılarak sunumlar yaptım.
    Bu konuda 2009 yılında adıma açılan WEB Sitemde, çeşitli dillerde benim ve diğer bu konuların uzmanların eserlerini kapsayan çok çeşitli yazılar bulunmaktadır.
    Web Sitem www.mehmetbildirici.com girmek yeterlidir. İçeriği 16.000 sayfa, ziyaretçi sayısı 240.000 üzerindedir.
    1996 yılında emekli oldum, İstanbul’a yerleştim. İstanbul Adliyelerinde 1997-2015 yılları arası bilirkişilik yaptım. Işık aldığım Konya Lisesi ve İTÜ İnşaat Fakültesi hocaları ve arkadaşlarım hakkındaki araştırmalarım üzerine 2012 yılında İTÜ den 50 mezuniyet yılında tüm 1962’liler adına konuşma yapmak için Rektörlük tarafından görevlendirildim. Bu ise benim için unutulmazların unutulmazıydı.
    Halen Kışları İstanbul Şişli, yazları Muğla Akyaka’da yaşamımı sürdürmekteyim. Araştırmalarıma devam ediyor. Muğla Devrim gazetesinde tarihi konularda köşe yazılarım yayınlanmaktadır.
    2011 yılında kızım Özlem’in ölüm acısını tattım. 2011 tarihinden itibaren yaşamımı yalnız başına sürdürmekteyim. Geride bir oğlum Selçuk Üniversitesinde Prof Dr. Öztuğ Bildirici ve kızım Eczacı Sibel Bildirici bulunmaktadır.
    1991 yılından bu yana tüm araştırmalarımda Konya Lisesi ve İTÜ İnşaat Fakültesi hocalarımla ilgilendim. Onlarla bir araya geldiğimde büyük huzur ve mutluluk duydum. Konya Lisesi’nde öğretmenim MUAZZEZ KARGALIK’IN bana söylediği bir sözünü size yazacağım; kulağınıza küpe olsun
    “BİRBİRİNİZDEN KOPMAYIN, BİRBİRİNİZE SOKULUN, BUNA İHTİYACINIZ VAR ANCAK SİZLER BİRBİRİNİZİ ANLAYABİLİRSİNİZ
    Son olarak iletişim bilgilerimi eski ve yeni fotoğraflarımı sunuyorum.

    İLETİŞİM BİLGİLERİ
    Mail Adresi: mehmetbildirici34@gmail.com
    Cep Telefonum 0 542 241 0302 (Ev telefonlarım kapalı)
    Adresim Nergiz Sokak 16 Akyaka Mahallesi Ula-Muğla
    Adresim Fulya Mahallesi Belen sok Park Ap. 10/6 Şişli-İstanbul
    Hakkımda çok geniş bilgilere 2009 yılında kurduğum Web sitemden ulaşılabilir
    www.mehmetbildirici.com
    (Web sitemin hacmi 16.000 sayfanın üzerinde olup 2018 Eylül itibariyle ziyaretçi sayısı 240.000’dir.

    Oğlum Prof. Dr. Öztuğ Bildirici
    Konya Selçuk Üniversitesi öğretim Üyesi Tel: 0 533 467 1074

    Fotoğraflar
    1.Sizlere ders verdiğim yıllar
    2. Bugün WEB sitemdeki fotoğraf
    3. İTÜ Ellinci Yıl törenlerinde (Mayıs 2012)
    4. İSKİ Konferansında Sait Halim Paşa Gala yemeğinde Ekim 2018

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    SEVGİLİ SINIF ARKADAŞLARIM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda da Akçakoca Topoğrafya kampından söz edeceğim. Yazı sonuna bir resim ekleyeceğim. Bu fotoğrafta olanlar şöyledir.
    Akçokoca’da Topoğrafya Kampı 2 ve 3 nolu postalar -Temmuz 1959
    Üst soldan: A. İhsan Beyhan – Ata Erol Enacar – Taner Arda – Ataman Haksever – Mahir Keçeci – Sayhan Bayoğlu – M. Ege Ergin – Mihail Zizopulos – Şen Sülün – Asaf Kaya
    Oturanlar: Ergin Tansuğ – Mesut Eti – Mehmet Tabağ – Mehmet Bildirici – Erseli Ersoy – Ömer Gül –İbrahim Eski – Nejat Gül (nivoda)

    Benim bulunduğum posta 2 nolu posta idi. Posta şefimiz Şen Sülün, Yardımcısı Nejat Gül idi.
    Ben Akçakoca’da yapılan Topoğrafya sınavında boş kâğıt verenlerdenim. Bir anda sınıfın yarısı ayağa kalktı, Said Yasar’ın kâğıtlarınızı vermek için sıraya girin demesini hiç unutmuyorum. !!!!!
    Akşam efkârlıyız, sınavdan çakmışız, deniz kenarında bir gazinodayız. Ben bir şişe şarap içtim, ikinci bir şişe isteyim mi düşünürken Mesut Eti bana çaktırmadan bir kıyak yaptı bardağımı doldurdu, içine sigara külü attı. Bu küllü şarap beni öyle çarptı ki iki gün sonra kendime gelebildim. Sabah çadırlar sökülürken ben bir kenarda oturdum. Benim valizimi ve eşyalarımı arkadaşlar topladı, yoksa orada kalacaktı. O gece ve ertesi sabah bana yardım eden kim olduklarını hatırlamadığım arkadaşlarıma yıllar sonra teşekkür ediyorum.
    Akçakoca kampının tatlı bir yanı vardı. İlk defa bir çadırda kalıyordum ve en önemlisi birden derinleşen denizde ben yüzmeyi öğrendim.



    22.102018
    SEVGİLİ SINIF ARKADAŞLARIM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    15.10.2018 tarihli yazımda Akçakoca Topoğrafya kampı ile ilgili bilgiler ve bir fotoğraf göndermiştim. Bunun üzerine iki sevgili arkadaşımdan değeri uyarılar aldım.
    Bunları sizinle paylaşacağım
    Mehmet;
    Hayli emek ürünü yazılarından bilgilendim. Teşekkür ederim.
    Ancak bir hususu düzeltmek isterim.
    Rahmetli Şen 3.posta başıydı.
    Benim 8.posta ile ortak bir sınırımız vardı. Farklı çıkan bu sınır Ölçümlerinde çok sıkıntı vermiş, rahmetliyi zor güç ikna ederek, yine rahmetle andığım bizim postadan Karahan'ın sabun metoduyla neticelendirmiştik.
    Sağlıklı günler dileklerimle gözlerinden öperim.
    Özmen Büyüktaşkın 17.10.2018

    Mehmet kardeş resmi göremedim. Lütfen bir daha gönderirmisin?. Şen kardeş 3.posta şefiydi. Bizim posta 2 idi. Ben, Sayhan, Erol, Erseli, Tabağ bizim postadan hatırladıklarım. Selam ve sevgiler..
    Mehmet Ege Ergin 18.10.2018
    Her iki arkadaşıma sonsuz teşekkürler. Posta şefimin Şen olduğunu biliyordum. Ama ben bunun 2 posta olduğunu biliyordum. Tam 60 yıl sonra gerçeği öğrendim. Arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler….
    Bendeki tek fotoğrafı Ege’nin isteği üzerine tekrar gönderiyorum. Egenin saydığı arkadaşlar fotoğrafta var.
    Saygılarımla

Toplam 426 yorum bulundu. 41-50 arası listeniyor.